1-646-504-2088
help@silencedturkey.org

Ankara

TÜRKİYE’DE YARGI RAPORU

17-25 ARALIK 2013 ve 15 TEMMUZ 2016 SONRASI TÜRKİYE’DE YARGIYA DARBE!

17-25 ARALIK 2013 SONRASI TÜRKİYE’DE YARGIYA DARBE!

PDF LINK

FLYER LINK

ÖZET

Demokratik rejimlerin, doğal olarak bir hukuk devletinin temel ilkesi, yargı erkinin bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Yargı, demokrasilerin zayıf olduğu ülkelerde siyasi müdahalelere maruz kalıp zayıfladıkça faşizm ve dikta yönetimlerinin sindirme aracı haline gelebilmektedir. Yargının bağımsızlığı ilkesi Türkiye Anayasası tarafından da koruma altına alınmıştır. Türk yasaları ve uluslar arası sözleşmeler ayrıca hakim ve savcıların kararlarından dolayı tutuklanmalarını engelleyen güvenceler sağlamaktadır. Yargı mensuplarına yönelik baskı, yönlendirme, müdahale de yasaklanmaktadır, sadece ağır cezalık suçüstü halinin bulunduğu durumlarda hakim ve savcılara tutuklama kararı alınabilmektedir.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni 3 Kasım 2002’den bu yana 19 yıldır yöneten AKP hükümetinin yargı üzerindeki müdahaleleri ibret vericidir. Hükümet özellikle AKP’li bakanların ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluklarının ortaya çıktığı 17-25 Aralık 2013 tarihinden itibaren Türk yargısı sistemini kontrol altında tutmaya yönelik sistemsel değişikliklere gitmiştir.

15 Temmuz 2016’da ise askeri darbe girişimi sonrasında Olağanüstü Hal ilan edilmiş, Anayasa ve birçok insan hakları sözleşmesi rafa kaldırılarak ülke denetlenemez kılınan Kanun Hükmündeki Kararnameler (KHK) ile yeni bir rejim ile yönetilmeye başlanmıştır. Hukuk tarihinde benzeri görülmemiş kitlesel tutuklamalarla yargı, tamamen AKP iktidarının kontrolüne geçmiştir. Açık şekilde Anayasa’ya ve ulusal hukuk normlarına aykırılık içeren KHK maddelerinin iptali için başvurulan Anayasa Mahkemesi de kendisini yetkisiz ilan etmiştir.

Yaklaşık 5 bin hakim ve savcı meslekten ihraç edilmiş, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Görev yerlerinde mesleklerini yıllarca ifa eden hakim ve savcılar öncelikle ‘Hükümeti Devirmeye Teşebbüs’ yani darbe suçlamasıyla tutuklanmış olsa da bu suç maddesi temellendirilemediğinden suçlamalar ‘Silahlı terör örgütüne üye olmak” şeklinde değiştirilmiştir.

Yıllardır hakimler ve savcılar, silahlı terör örgütlerine üye oldukları veya destekledikleri iddiasıyla Türkiye’de haksız yere tutuklanmaya devam etmektedir. Yargı mensupları işkence ve kötü muameleye uğramıştır. Yasal mevzuata göre en fazla 20 gün uygulanabilen, daha fazla sürdüğünde ciddi fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıktığı tespit edilen hücre hapsi ‘tecrit’ yıllarca uygulanmıştır. Tutuklandığı günden beri yaklaşık 5 yıldır 3,5 – 4 metrelik tek kişilik hücrelerde kalmaya devam eden yargıçlar savcılar bulunmaktadır. Yasadışı bu uygulama işkencedir. Bunun dışında fiziki şiddet, darp, hakaret, tedavi hakkının engellenmesi, görüş kısıtlaması, kitap kısıtlaması ve temel ihtiyaçlarından yoksun bırakma gibi işkence ve kötü muamele suçları işlenmektedir. Tutuklular ve hükümlüler sağlıklarını yitirmiş bir kısmı da hayatını kaybetmiştir. Cezaevlerinde ve Emniyet Müdürlüklerinde gözaltı sırasında yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında suç duyuruları yapılmıştır. Ortaya çıkan insan hakları ihlallerini, işkence ve kötü muamele vakalarını ‘içinden geçilen hassas süreç’ gerekçesiyle incelemeyeceklerini kararlarına yansıtan mahkemeler, AKP hükümetinin cadı avından en çok etkilenen kurumlar olmuştur.

Raporumuzda, Türk yargısının siyasi müdahalelerle bugünkü duruma nasıl geldiği kronolojik olarak resmedilmekle birlikte yıllarını adalet dağıtmak için harcamış yerel ve yüksek yargı mensuplarının nasıl bir anda ‘terörist’ ilan edilerek hayatlarının alt üst edildiği, ailelerinin parçalandığı, sağlıklarını ve hayatlarını kaybettikleri, maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri kayıt altına alınmaktadır.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 sonrası yeniden uygulamaya konulan sistematik işkence sonucu akıl sağlığını yitiren, psikolojik sorunları nedeniyle hastaneye kaldırılan, intihara teşebbüs eden ve ağır ilaç tedavisi gören yargı mensupları olmuştur. Hâkim ve savcılar içerisinde tedavisi zamanında yapılamadığı için hayatını kaybeden, şüpheli şekilde ölü bulunan ve halen daha ağır sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmeyi bekleyenler bulunmaktadır.

16 Temmuz 2016 sabahı başlayan gözaltı işlemleri sonrasında yargı mensupları uyutulmama, su ve yiyecekten yoksun bırakma, ayakta bekletme gibi muamelelere maruz kalmıştır. Sorgu için adliyeye götürüldüklerinde de 24 saat boyunca aç ve susuz bırakılmışladır. Darbe girişimi öncesi emirlerinde görev yapan memurlar tehdit edilmiş ve hakarete uğramışlardır. Savcılık tarafından sorgulanmayı beklerken tuvalet ihtiyaçlarının giderilmesi engellenmiştir. Bir hakim altına işemek zorunda kalmıştır.

Cezaevlerindeki her tutuklu ve hükümlünün can güvenliği ve sağlığı devlet kurumlarının sorumluluğundadır. Yargıtay 23. Ceza Dairesi Hâkimi Mustafa Erdoğan, Bursa Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit, HSYK üyesi Yargıç Teoman Gökçe ve Hakim Süleyman Savut cezaevlerinde gördükleri kötü muameleler sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Gözaltında kötü muamele gören ve meslekten ihraç edilen Danıştay Tetkik Hâkimi Mehmet Tosun ve sürgün edilen 30 yıllık Hâkim Abuzer Kara yaşadıkları baskılar nedeniyle sağlıklarını kaybederek yaşamlarını yitirmiştir. Hayatını kaybeden yargı mensuplarının ortak özelliği verdikleri kararlarla AKP hükümetini rahatsız etmiş olmalarıdır.

HSYK Tetkik Hâkimi ve Kocaeli Cumhuriyet Savcısı Seyfullah Çakmak 3 çocuğundan 2’si yatağa bağımlı, engelli ve bakıma muhtaç olmalarına rağmen terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Meslekten atıldı. Seyfullah Çakmak’ın tahliye talepleri reddedilirken “çocukların Çocuk Esirgeme Kurumu’na alınabileceği” cevabı verildi. Engelli çocuklara devlet yardımı kesildi. 2,5 yıl sonra tahliye edildi, çocuklarına kavuştu.

AKP’lilerin adının karıştığı Deniz Feneri e.V. yolsuzluk soruşturmasını örtbas etmediği, 7 Şubat MİT krizi soruşturmasında istenen kararları vermediği için hükümetin hedefi olan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş de iki kez beyin ameliyatı geçirmesine, hayati riski bulunmasına rağmen tutuklanarak tek kişilik hücreye konuldu. Sağlık raporlarıyla birlikte defalarca tahliyesi talep edilen Kuriş ancak 9 ay sonra serbest bırakıldı.

Tutuklu bulunduğu cezaevindeki işkence ve kötü muamele eylemlerini kızı aracılığıyla kamuoyuna duyurmaya çalışan Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur, 5 gardiyan tarafından bir saat boyunca darp edildi. İşkence gördüğünü anlatan Uğur için cezaevi doktoru darp izi bulunmadığına dair rapor hazırladı.

Neslihan ve Hüseyin Ekinci gibi birçok evli yargı mensubunun görüşmelerine aylarca izin verilmedi. Çiftlere tecrit işkencesi ve kötü muamele gördü.  5275 Sayılısı Kanunun 16/4 Maddesine göre tutuksuz yargılanması gereken hamile ve yeni doğum yapmış (1,5 yaşına kadar olan bebekler) kadın hakimler bebekleriyle cezaevinde tutuklu kaldı ve tahliye talepleri reddedildi.

Yargı mensupları ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ ağır suçlarla yargılanırken ailelerinin hayatı da alt üst oldu. Hakim Hadi Çağdır’ın, İngilizce öğretmeni eşi Adalet Betül Çağdır yaşanan haksızlıklara daha fazla dayanamadı ve 9. kattaki evinden atlayarak intihar etti. Tutuklu hakim Metin Özçelik’in doktor eşi de çalıştığı Tıp Fakültesi Hastanesinden kovuldu.

Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Erdal Tercan ve Yargıtay üyesi İbrahim Tufan Ataman gibi yargı mensuplarına ağır rahatsızlar sonucu hayatlarını kaybeden eşlerinin yanında olma ve onlarla vedalaşma hakkı tanınmamıştır.

Verdikleri kararlar ve yürüttükleri soruşturmalar nedeniyle binlerce hakim ve savcı cezaevlerinde tutulurken AKP iktidarının talimatlarını yerine getiren hakim ve savcıların tayinlerle ödüllendirilmeye devam etmektedir. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasını kapatan savcı Ekrem Aydıner’in disiplin cezası kaldırıldı ve  İzmir Başsavcı Vekilliği ile ödüllendirildi. Aynı şekilde 25 Aralık yolsuzluk ve Selam-Tevhid gibi terör soruşturmalarını kapatan hakimler de Yargıtay üyeliği gibi görevlere getirilerek ödüllendirildi.

AST yaptığı araştırmada çok sayıda iddianameyi analiz etmiş, isminin açıklanmasını istemeyen çok sayıda yargı mensubuyla mülakat yapmıştır. Bazı hâkimler ve savcılar kendilerine ve ailelerine yönelik cezalandırma eyleminden çekindikleri için isimlerini gizli tutmuştur.

İÇİNDEKİLER

1.BÖLÜM

YARGIYI ELE GEÇİRME PLANLARI

YARGI NASIL ELE GEÇİRİLDİ

  • 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sonrası cadı avı başlıyor
  • Onu öyle bırakmayız… Militan savcı…
  • Hükümetin kendi yargısını oluşturma planı 2014 Seçimleri ve Yargıda Birlik Platformu ile hız kazandı
  • Proje mahkemeler Sulh Ceza Hâkimlikleri silah gibi kullanıldı
  • İlk kez iki hâkim verdikleri kararlar nedeniyle tutuklandı

2.BÖLÜM

15 TEMMUZ SONRASI KİTLESEL TUTUKLAMALAR

  • Tayyip Erdoğan yargıyı etkileme suçu işledi
  • AK Troller istedi yargı kararları değişti
  • Adalet ve Medeniyet Derneği
  • Yüksek yargı organları önlerini ilikliyor, çay biçmeye gidiyor
  • “Oğlan bizim kız bizim”

3.BÖLÜM

MAĞDURİYETLER

SONUÇ: ÖNERİLER VENEDİK KOMİSYONU ÖNERİLERİ

 

1.BÖLÜM

GİRİŞ:

TÜRK YARGISININ SİYASALLAŞMASI

Türkiye’de yargı sistemi, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li bakanların isimlerinin geçtiği yolsuzluk soruşturmalarının ortaya çıkmasıyla birlikte ciddi müdahalelere maruz kaldı. ‘Yargının bağımsızlığı’ ilkesi hiçe sayılarak yapılan düzenlemelerle mahkemeler ve savcılıklar adeta hükümetin kontrolüne geçti.  AKP iktidarını rahatsız eden soruşturma dosyaları inceleme dahi yapılmadan kapatıldı. Binlerce hâkim ve savcı önce sürgün edildi ardından meslekten ihraç edildi. Sonrasında ise savunmaları bile alınmadan tutuklandılar, cezaevinde kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldılar.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) 6 Haziran 2016 tarihli “The functioning of democratic institutions in Turkey” [1] isimli rapora göre; AKP iktidarının yargı üzerindeki baskısı, dört AKP’li bakan ile Başbakan Erdoğan’ın oğlunun isminin de karıştığı 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları ile başlamıştır. Bu çerçevede, ilk olarak Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu yasasında ve “proje mahkemeler” olarak nitelendirilen sulh ceza hâkimliklerinin kurulmasını öngören yasal değişiklikler yapılmıştır.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin isteği üzerine Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi tarafından 7 Şubat 2018 tarihinde yayımlanan bir raporda, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve ağır tecrit şartlarına mecbur bırakılan hâkim ve savcıların, özgürlük, güvenlik ve adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığı vurgulandı. Bu durumun sebep olduğu ‘caydırıcı etki’ sonucunda görevdeki hâkim ve savcıların aynı muameleye maruz kalma endişesiyle ‘bağımsız’ görev yapamayacakları belirtildi. Rapor, 2017 yılı içerisinde Avrupa Konseyi üyesi 47 devlette yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı üzerinden bir değerlendirmede bulunuluyor. 88. ile 98. paragraflar arasında Türkiye bölümü yer alıyor.[2]

17 ARALIK 2013 OPERASYONUYLA BAŞLADI

AKP’li bakan çocukları ile İran asıllı işadamı Reza Zarrab (ilerleyen tarihlerde ABD’de tutuklanan Reza itirafçı olup rüşvet ve karapara aklama iddialarını doğruladı.[3]) ve AKP’li işadamlarının tutuklandığı 17 Aralık soruşturmasının bir darbe girişimi ve ‘Türkiye’ye yönelik bir ihanet’ olduğunu öne süren Erdoğan, acilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının değiştirilmesi için talimatlar verdi. Erdoğan, Gülen Hareketi’nin yolsuzluk soruşturması üzerinden darbe girişiminde bulunduğunu ileri sürdü. Soruşturmadan sorumlu İstanbul Cumhuriyet Savcısı Celal Kara, görevden alındı ve yetkileri düşürülerek Afyonkarahisar’a sürgün edildi.

25 Aralık 2013 tarihinde ise Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 96 şüpheli hakkında, daha geniş çaplı bir yolsuzluk soruşturması nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından operasyon talimatı verildi. Ancak polis müdürleri, savcılık talimatına ve mahkeme kararına rağmen hükümetin emri üzerine operasyon yapmadı. 26 Aralık sabahı, talimatları yerine getirilmeyen savcı Muammer Akkaş, soruşturma görevinden alındı. Yargıya darbe yapıldığını belirten Muammer Akkaş, basın bildirisi hazırlayarak gazetecilere dağıttı. Akkaş bildiride, “Adli Kolluk üzerinden yargıya açıkça baskı yapılmış ve mahkeme kararlarının uygulanması önlenmiştir. Mahkeme kararlarını uygulamayarak sıralı amirler suç işlemiştir. Şüphelilerin önlem alması, kaçması ve delil karartmasına imkân verilmiştir” dedi.[4]

Akkaş yürüttüğü soruşturma ve basın açıklaması nedeniyle Tayyip Erdoğan’ın hedefi oldu. Erdoğan 27 Aralık’ta savcı Akkaş için, “karakter yoksunu, seviyesiz, yüz karası” ifadelerini kullandı.[5] Erdoğan, “Bir savcı, adliyenin önünde basın mensuplarına bildiri dağıtır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir savcı bizim için adaletin yüzkarasıdır. Sen nasıl böyle bir şey yapabilirsin. Sen nasıl adalet sarayının önünde bildiri dağıtırsın. Demek sende bazı esintiler var. Milletim tabii ki kararını verecektir. Buradan suç duyurusu yapıyorum, HSYK sen bu zatla ilgili ne yapacaksın?” diye konuştu. 29 Aralık’ta Manisa’da halka seslenen Erdoğan, savcı Akkaş için bu kez de ‘militan’ ifadesi kullanarak, “Dur bakalım seninle daha işimiz var” dedi.[6] HSYK hızlı biçimde dosyada görevli hâkim ve savcılar hakkında soruşturma izni verdi. Hazırlanan iddianameyle, savcılara görevi kötüye kullanma, hâkime ise görevi ihmal davası açıldı. 17–25 Aralık savcıları Kara ve Akkaş için üç, hâkim Karaçöl için iki yıl hapis cezası istendi.[7]

Yolsuzluk soruşturmasında görevli hâkim ve savcılar hakkında bir süre sonra terör örgütü üyeliği ve darbe suçlamasıyla tutuklama kararları çıkarıldı.[8]

 

YOLSUZLUK SORUŞTURMALARINI KAPATAN SAVCININ SİCİLİ TEMİZLENDİ

17 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile Hâkim Süleyman Karaçöl’den adeta intikam alınırken dosyaları kapatan bazı savcı ve hâkimler de ödüllendirildi. Hükümetin baskıları üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu tarafından soruşturma dosyasına sonradan atanan Savcı Ekrem Aydıner (o tarihte, ‘Menfaat temini’, ‘Meslek onur ve şerefine aykırı davranışlarda bulunmak’ suçlamasıyla hakkında verilmiş disiplin cezası vardı[9]), başlangıçta Reza Zarrab ile bakan çocukları Barış Güler, Kaan Çağlayan’ı tutuklamaya sevk yazılarına imza atan üç savcıdan biriydi. Fakat Aydıner, HSYK’nın tamamen hükümetin kontrolüne geçmesinin ardından 17 Aralık soruşturmasına ‘usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve herhangi bir örgüte rastlanmadığı’ gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi ve dosyayı kapattı.[10] HSYK, bu kararın ardından savcı Aydıner hakkındaki rüşvet ve ahlaksız ilişki iddialarını içeren disiplin soruşturmasını kaldırdı.[11] Aydıner ilerleyen zamanlarda İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne tayin edilerek ödüllendirildi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, Yasin El Kadı ve Erdoğan’a yakın işadamlarının bulunduğu 96 kişi hakkındaki 25 Aralık yolsuzluk soruşturması da yeni atanan savcılar İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğdu tarafından delil yetersizliği gerekçesiyle kapattı. Ardından bu savcılar terfi ettirildi ve ödüllendirildi. İrfan Fidan Anayasa Mahkemesi üyesi oldu.[12] İsmail Uçar, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı yapıldı. Fuzuli Aydoğdu ise Yargıtay üyeliği’ne getirildi.

 

“2000’E YAKIN ARKADAŞIMIZ SİSTEME TRANSFER OLUYOR”

Erdoğan rejiminin, bu tarihler öncesinde de yargıyı kontrol altına alma çabaları ortaya çıkmıştı. Erdoğan’ın başbakanlık yaptığı süreçte dönemin Adalet Bakanı ile yaptığı telefon konuşmasının kaydı, medyada uzun süre tartışılmıştı.

Erdoğan tarafından da doğrulanan[13] 2013 yılının Temmuz ayı içindeki konuşmada, merkez medyanın en güçlü kuruluşlarının sahibi olan Aydın Doğan lehine verilen bir mahkeme kararı tartışma konusu olmuştu. Erdoğan, mahkumiyet kararı verilmesini istemişti. Ancak İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi, Aydın Doğan’ın da aralarında bulunduğu 4 sanığın beraatine karar verdi. Erdoğan’ın hesap sorduğu bakan Sadullah Ergin telefonda hâkimin (Hâkim Abuzer Kara, daha sonra sürgün edildi ve hayatını kaybetti[14]) kendi kontrolleri altında olmadığını anlatabilmek için ‘Alevi’ olduğunu belirtmişti. Bu konuşmalarda Erdoğan’ın yargıya müdahale etmeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. Konuşmalarda Erdoğan’ın kanun çıkararak yüksek yargı makamlarına kendilerine yakın isimleri getirmeye çalıştığı, daha o günlerde 2000 kadar yandaş hâkim ve savcının sisteme transfer edildiği, hâkimlerin ‘Alevi-Sünni’ şeklinde fişlediği ortaya çıkmıştı.[15]

Medyaya yansıyan konuşmalarda şu ifadeler geçiyordu;

Erdoğan: “Yani, son çıkardığımız kanundan sonra son durum nedir? Biz onunla oynamış mıydık?”

Sadullah Ergin: “Şimdi 38 daire oldu toplam, Yargıtay’da. Hâkim-Savcılar kura çektiler. Yani stajları biten 370-380 hâkim-savcı, onları kürsüye yolladık.”

Erdoğan: “Bunlar ne? Avukatlıktan gelme mi?”

Sadullah Ergin: “Yok. Bunlar yeni mezunlardan. Avukatlıktan gelen 500 kişi. 200 kişi de idari yargıdan var. 700 kişi. Ocak ayında onlar başlayacaklar. Zaten daha önce başlatmıştık bir 500 kişi. Ekim’de de 600 kişi ayrıca alıyoruz. Bu Ekim’de efendim. Avukatlıktan gelen yaklaşık 2000’e yakın arkadaşımız transfer oluyor sisteme.”

SULH CEZA HÂKİMLİKLERİ SİLAH GİBİ KULLANILDI

17-25 Aralık soruşturmalarını kendi hükümetlerine ‘darbe’ olarak tanımlayan Erdoğan, yargı kurumlarının yeniden dizaynı için ‘Proje Mahkemeler’ olarak tanımladığı geniş yetkilere sahip Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin göreve başlayacağını duyurdu. Bu sayede darbecilikle suçladığı emniyet ve yargı mensuplarına yönelik istenilen kararlar alınabilecekti.

22 Haziran 2014 tarihinde, bir gazetecinin “Paralel Yapıya[16] operasyon yapılacak mı?” şeklindeki sorusuna dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: “Yürütmenin adımlarını paralel yargı köstekliyor. Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler (Sulh Ceza Hâkimlikleri) Cumhurbaşkanının önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak.” Erdoğan aynı konuşmada, yolsuzluk operasyonlarını yürüten polislere karşı 22 Temmuz 2014 tarihinde başlatılacak operasyonlardan 1 ay önce yaptığı bu açıklamada,  “Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” beyanında bulunmuştur.[17] HSYK 1. Dairesi, 16 Temmuz 2014 tarihinde İstanbul Adliyesine toplam 6 sulh ceza hâkimi atamıştır. Erdoğan, 20 Temmuz 2014 tarihinde, Ordu ilinde, soruşturma polislerine yapılacak operasyondan iki gün önce ise, “Yargı süreci başlıyor; bu süreci sulh ceza hâkimlikleri götürecek” şeklinde açıklama yapmıştır.[18]

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Erdoğan’ın işaret ettiği geniş yetkili Sulh Ceza Hâkimlikleri projesini içeren 6545 Sayılı Kanun’u 27 Haziran 2014 tarihinde onaylamıştır.[19]

10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, 6572 Sayılı Kanun’u da onaylayarak Sulh Ceza Hâkimliklerinin yetkilerini arttırmaya devam etti. Örgütlü suçlarda soruşturma kapsamında her türlü kararın Sulh Ceza Hâkimliği tarafından alınabilmesi sağlandı.[20]

Böylece 16 Haziran 2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun ile ‘Sulh Ceza Mahkemeleri’ kaldırılarak yerlerine az sayıda Sulh Ceza Hâkimliği kuruldu. Bu yargı sistemi için önemli bir değişiklikti. Örneğin İstanbul Adliyesinde, söz konusu Kanun uyarınca 38 adet sulh ceza mahkemesi kaldırılmış ve yerlerine sadece 6 adet sulh ceza hâkimliği kurulmuş ve bunlara 6 adet hâkim atanmıştır. Eskiden İstanbul Adliyesinde tutuklanması talep edilen kişinin 38 adet sulh ceza mahkemesi hâkiminden birinin önüne çıkması ihtimali var iken, artık 6 hâkimden birinin önüne çıkacaktır. Eski sistemde bu 38 sulh ceza mahkemesi hâkiminin birinin kararına itiraz edildiğinde itiraz başvurusu, bu 38 hâkimden biri tarafından değil, 55 asliye ceza hâkiminden o gün nöbetçi olan birisi tarafından karara bağlanıyordu. Oysa yeni sistemde 6 sulh ceza hâkiminden birisinin verdiği karara itiraz edildiğinde itiraz hakkında diğer beş hâkimden birisi karar verecektir. Böylece eski sistemde arama, gözaltına alma, tutuklama kararları veren İstanbul Adliyesindeki 93 hâkim yerine, yeni sistemde bu sayı 6’ya düşmüştür.[21] Üstelik Sulh Ceza Hâkimlikleri ‘örgütlü suçlarda’ da nöbetçi mahkeme olarak geniş yetkileriyle tek karar mercii olmuştur. Böylece yargı kararlarını kontrol altına almak kolaylaşmıştır. Türkiye genelinde ilk etapta Sulh Ceza hâkimi olarak atanan 112 kişinin neredeyse tamamı hükümet tarafından kurulan ve HSYK seçimlerini kazanan Yargıda Birlik Platformu üyesidir. Özellikle İstanbul Adliyesi’nde kurulan 6. Sulh Ceza Hâkimliği görevine getirilen isimlerin, 17 Aralık soruşturmasında tutuklu AKP’li bakanların çocuklarıyla birlikte Reza Zarrab hakkında tahliye kararları veren hâkimler olması dikkat çekicidir.[22]

Sulh Ceza Hâkimleri 21 Temmuz 2014 tarihinde göreve başlamıştır. Bu hâkimlerden birinin kararı ile 115 civarında polisin evinde aramalar yapılmış ve 8 gün süren gözaltı sonrası, birçok polis tutuklanmıştır.[23] 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görev yapan İstanbul polisine intikam amacı güden tutuklamalardan sonra terör örgütü üyeliği ve darbeye teşebbüs suçlamasıyla davalar açılmıştır.

İktidara yakınlıklarını gizlemeyen, sosyal medya hesaplarından Erdoğan’ı övmek suretiyle en basitinden tarafsızlık ilkesini ihlal eden hâkimler [24] bir anda yüzlerce tutuklama ve basın kuruluşlarına, holdinglere el koyma kararları aldılar. Adı geçen hâkimler daha sonra tek tek ödüllendirildi. Örneğin İslam Çiçek, Yargıtay üyesi seçildi.[25] Bu hâkimlerin verdikleri kararların üst mahkeme veya bir mahkeme heyeti tarafından incelenmesi de engellendi. İtirazlara yine sadece Sulh Ceza Hâkimlikleri (SCH) tarafından bakılabildiğinden tamamına yakını reddedildi.[26]

ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLDİ

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ‘proje’ olarak bahsettiği Sulh Ceza Hâkimlikleri verdikleri kararlarla başta ifade özgürlüğü, basın hürriyeti, kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkı gibi en temel hakları ihlal etti. Adalet sisteminde tedavisi zor yaralar açan Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, doğal hâkim ilkesi, etkili başvuru yolu gibi anayasa ve uluslararası sözleşmelerdeki ilkelere aykırı görevleri nedeniyle kapatılması için başvurularda bulunuldu. Bu başvuruyu yapanlardan biri de bizzat proje olarak tanımlanan mahkemede görevli Sulh Ceza Hâkimi Kemal Karanfil’di.

Eskişehir’de görevli Hâkim Kemal Karanfil Anayasa Mahkemesi’ne 10 sayfalık dilekçe vererek 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra kurulan Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin kaldırılması gerektiğini savundu. Gerekçe olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre verdiği karara üst mahkemede itiraz edilmesi gerekirken yasal değişiklik sebebiyle başka bir sulh ceza hâkiminin bakacak olmasını gösterdi. Halkta ‘bu hâkimler adil olmaz’ kanaati oluştuğunu belirten Karanfil, yeni sistem ve buna bağlı yapılan atamalar yüzünden siyasi iktidar mensupları aleyhine soruşturma açılmasının neredeyse imkânsız hale geldiğini vurguladı. Karanfil dilekçesinde, “Anılan düzenlemelerle getirilen yeni sistem ve buna bağlı olarak yapılan atamalarla anılan hâkimliklerin kontrol altına alınması hedeflenmiş ve böylece siyasi iktidar mensupları aleyhine muhtemel soruşturmaların açılması ve sağlıklı yürütülmesi neredeyse imkansız hale gelmiştir.” dedi.[27]

Hâkim Karanfil de darbe girişimi gerekçesiyle 17 Temmuz 2016’da tutuklanarak cezaevine konuldu.[28]

 

“YBP KAZANMAZSA SEÇİM SONUÇLARINI TANIMAYIZ!”

Yüksek yargının da dizaynı ve tüm önemli davaların neticelerine etki edebilmek için HSYK’nın mutlaka ele geçirilmesi gerekiyordu. Bunun için hükümet tam saha çalışırken işi şansa bırakmak istemedi. Bu seçiminin ne kadar hayati olduğunu gösteren çıkışı AKP’li vekiller yaptıkları açıklamayla ortaya koydu. 12 Ekim 2014 tarihli HSYK seçimlerinden hemen önce, AKP’nin Meclis Grup Başkanvekili Mahir Ünal’tan çarpıcı bir açıklama geldi. Ünal, hükümetin belirlediği YBP listesindeki adayların kazanmaması durumunda, seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıkladı.[29] Ünal, “Bu seçimleri belli bir zümrenin kazanması halinde gayrimeşru sayarız” dedi. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise, seçim çalışmalarına bizzat katılarak bu çerçevede Güneydoğu’da birçok ilin adliyelerini ve Başsavcılıklarını ziyaret etmiş, başsavcıların koltuklarına oturmuş ve bu ziyaretlere dair resimler medyada yer almıştır. Adalet Bakanı, seçimleri YBP listesindeki adayların kazanması halinde, hâkim ve savcılara sicil affı ve aylık 1,155 lira civarında maaş zammı yapacaklarını da müjdelemiştir. Bu açıklama medyada hâkim ve savcılara seçim öncesi rüşvet teklifi olarak değerlendirilmiştir.[30]

Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan hâkim ve savcı kökenli bürokratlar, masrafları devlet bütçesinden karşılanarak Türkiye genelinde farklı şehirlerde resmi olarak görevlendirilmiştir. Hükümetin desteklediği YBP listesindeki adayların kazanması için adliyelerde hâkim ve savcıları ziyaret edip, bu adaylar lehine oy vermelerini talep etmişlerdir. 3 Ekim 2014 tarihinde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, YBP temsilcilerini Başbakanlıkta kabul ederek desteğini kamuoyuna gösterdi.

Tüm bunlar YBP listesinden HSYK üyeliğine seçilenlerin iktidar partisi ve dolayısıyla yürütme organıyla, “yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı” ilkeleri ile uyuşmayan bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

12 Ekim 2014 tarihinde yapılan HSYK seçim sonuçlarına göre, toplam 10 üyenin 8’ini, yürütmenin organize edip açıktan desteklediği YBP adayları kazanmıştır. Seçimi hükümetin desteklediği adayların kazandığının ortaya çıkması üzerine, Adalet Bakanı, 12 Ekim 2014 tarihinin akşamı, Ankara Hâkimevi önünde yaptığı basın açıklamasında, sonuçtan memnuniyetlerini kamuoyuna açıklamıştır. Daha sonra, 4 üye Cumhurbaşkanı tarafından atanmış, bir üye yürütmenin kontrolündeki Adalet Akademisinden seçilmiştir. Adalet Bakanı ile müsteşarının doğal üye olduğu da dikkate alınınca, HSYK’nın toplam 22 üyesinden 15’i, doğrudan yürütmenin belirlediği veya atadığı üyelerden oluşmuştur.[31]

Gerçekten de seçimlerden kısa bir süre sonra, disiplin affına ilişkin yasa çıkarılmış ve 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk soruşturmalarını yürüten hâkim ve savcılar hariç, disiplin cezası almış tüm hâkim ve savcıların bu cezaları affedilmiştir.

Seçim sonuçları, yargının üç ayrı gruba bölündüğünü ortaya koymuş oldu. Hükümetin desteklediği YBP’nin adayları 5 bin 836 ile 4 bin 499 arasında oy aldı. YARSAV ve Yargıçlar Sendikası’nın listesindeki adaylara ise en çok 2 bin 78 oy çıktı. HSYK seçim süreci boyunca bağımsızlar listesinin Gülen hareketi mensuplarından oluştuğu ve hareket mensuplarının bu isimlere oy vereceği iddia ediliyordu. Bağımsızlar listesinin aldığı oy oranı adli yargıda 5 bin 302 ile 4 bin 499 arasında değişti. [32]

AKP ORGANİZASYONU YBP’YE OY VERMEYENLER MESLEKTEN İHRAÇ EDİLDİ

Seçimlerde YBP’e yerine Gülen Hareketi’nin desteklediği iddia edilen bağımsız adaylara oy veren yaklaşık 5 bin hâkim bir anda tasfiye edilecekler listesine girdi. Bu isimlerin MİT ve YBP üyelerinin fişleme çalışmalarıyla oluşturulduğu belirtildi. [33] İktidara yakın medya kuruluşları bu 5 bin hâkim savcıya yönelik büyük bir operasyon yapılacağını duyurdu.

Seçimlerin hemen ardından AKP iktidarının kendisine muhalif gördüğü ve kararlarından rahatsızlık duyduğu binlerce hâkim ve savcı görev süreleri dolmadığı halde taşra illerine tayin edildi. Seçimlerde 4816 hâkim ve savcının desteğiyle yüksek oy alan Ankara Adliyesi’nde görevli bağımsız aday Hâkim Ayşe Neşe Gül bunlardan biriydi. Edirne’ye tayin edilen hâkim Gül, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında ise terör örgütü üyeliği gerekçesiyle tutuklandı.

Hükümetin organizasyonuyla kurulan ve MİT’ten ‘temiz’ raporu alabilen hâkim ve savcıların üye olabildiği Yargıda Birlik Platformu’nun (YBP) Ekim 2014’te HSYK seçimlerini kazanması yargının kimyasını bozdu. Erdoğan rejimi böylece yargıyı kontrol altına aldı. Seçimler öncesinde YBP’liler tarafından hâkimlerin fişlendiği ortaya çıkmıştı.[34] Üstelik oy vermeyeceğini belirten bazı hâkim ve savcıların tehdit edildiği de belirlendi.

Seçimlerde işbirliği teklifini kabul etmeyenlere, “Elimizde 6 bin kişilik paralel hâkim-savcı listesi var. O listeye sizi de katarız” deniliyordu.[35] Ayrıca Adalet Bakanlığı bürokratlarının bu görüşmelerde “Bu ülke Genelkurmay Başkanı’nın yargılandığını gördü. Yargıtay üyelerinin de yargılanacağını görecek” dediği iddia ediliyordu.

YÜKSEK YARGIYA İKTİDARIN İSTEDİĞİ İSİMLER GELDİ

Yürütme organı ile uyumlu çalışan, yürütmenin belirlediği veya atadığı 15 HSYK üyesi, 12 Ekim 2014 tarihinden itibaren birkaç yer değişikliğine itiraz hariç, HSYK Genel Kurulu’nda alınan kararların tamamında aynı yönde oy kullanmıştır. Eşi Adalet Bakanlığı idari kadrolarında görevlendirilen yüksek yargıdan seçilen bir üyenin de katılımı ile, Yargıtay ve Danıştay üyelik seçimleri dâhil, hiç fire vermeden, 16 üyenin tamamı, tüm kararlarda her konuda mutabık kalmışlar ve aynı yönde oy kullanmışlardır.[36]

HSYK’da mutlak çoğunluğun yürütme organının belirlediği veya atadığı üyelerden oluşması sonrası, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin sayısını arttıran, Yargıtay’ın çalışma esaslarını yeniden belirleyen, Yargıtay’a ve Danıştay’a yeni daireler kurulmasını öngören, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun yeniden belirlenmesini sağlayan 02.12.2014 tarih ve 6572 sayılı yeni bir yasa çıkarılmıştır. Bu yasa 12 Aralık 2014 tarihinde yürürlüğe giren bu yasayla 14 Temmuz 2014 tarihinde belirlenen Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun görevine son verilmiştir. Belirtmek gerekir ki, Yargıtay ve Danıştay üyelerini, HSYK Genel Kurulu seçmiştir. Ayrıca, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu, Yargıtay dairelerinin görevleri ile hangi üyenin hangi dairede çalışacağını belirleyen ve Yargıtay Üyelerinin soruşturmalarını yapan büyük öneme sahip bir kuruldur.

Oysa belirtilen tarihten kısa bir süre önce, 28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı yasa değişikliği yapılmış, yine Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun yapısını değiştiren bu yasaya uygun olarak Birinci Başkanlık Kurulu, mevcut Yargıtay üyelerinin seçimi ile 14 Temmuz 2014 tarihinde iki yıllığına yeniden belirlenmiştir. Ancak söz konusu yasa uyarınca yapılan seçimlerde, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu, yürütmenin istediği üyelerden oluşmamıştır. Bu seçimlerden hemen sonra hükümet, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun yapısının, Yargıtay’a yeni üye atanmadan değiştirilemeyeceğini anlamış olmalı ki, aradan 5 aylık bir zaman dahi geçmeden, 02 Aralık 2014 tarihli yasa ile Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısını artıran düzenlemeyi Parlamentodan geçirmiştir.[37] 15 Aralık 2014 tarihinde, oluşum şekli ve üyelerinin bir kısmının siyasi geçmişi dikkate alındığında, Hükümetin doğrudan müdahalesine açık HSYK Genel Kurulu, tamamı HSYK seçimlerinde YBP için çalışan hâkim ve savcılar arasından 144 hâkim ve savcıyı Yargıtay üyeliğine, 38 idari hâkimi ise Danıştay üyeliğine seçmiştir. 22 Aralık 2014 tarihinde, 144 yeni üyenin de katıldığı Yargıtay Genel Kurulu tarafından, yeni kurulan 8 dairenin başkanları seçilmiştir.

Yeni 144 üyenin katılımıyla Yargıtay’da çoğunluğu ele geçiren iktidar, yeni seçilen Yargıtay üyelerinin de katılımıyla, 29 Aralık 2014 tarihinde yapılan seçimle, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun da kendisine yakın üyelerden oluşmasını sağlamıştır. 03 Şubat 2015 tarihinde, Birinci Başkanlık Kurulu, Yargıtay’da tüm dairelerin üyelerini yeniden belirlemiştir. Yeni oluşan Birinci Başkanlık Kurulu, Yargıtay’da birçok dairenin mevcut üyelerinin yerlerini değiştirmiş, ceza dairelerinde yıllardır görev yapan birçok Yargıtay üyesini hukuk dairelerinde, hukuk dairelerinde yıllardır görev yapan birçok Yargıtay üyesini ceza dairelerinde görevlendirmiştir. Ayrıca çalışılan dairelerde yıllardır çalışma nedeniyle oluşan uzmanlıklar dikkate alınmadan Yargıtay üyelerinin çalıştığı daireler değiştirilmiştir.

2017’nin son günlerinde çıkarılan 696 sayılı KHK ile yüksek yargıyı tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlamanın yolu açıldı. Yargıtay’a 100, Danıştay’a 16 yeni üye atanacak. Bu seçimi yenilenen ve tamamen Erdoğan ve AKP tarafından atanan Hâkimler Savcılar Kurulu yapacak. Ayrıca Yargıtay Kanunu 29. maddedeki “Yargıtay’a üye seçilebilmek için hâkimlik savcılık mesleğinde 17 yıl çalışmış olmak şarttır” maddesi kaldırıldı. Böylece daha militan genç AKP’li yargıçları yüksek yargıya atamanın önündeki engel kalkmış oldu.[38]

YANDIRMAZ: “5 BİN HAKİM SAVCI TESPİT ETTİK YARGILANACAKLAR”

Bu bilgiyi 15 Temmuz darbe girişiminden 4 ay önce HSYK Başkan Vekili Metin Yandırmaz da teyit ederek 5 bin hâkim savcı tespit ettiklerini bu isimlerin önce HSYK 2. Dairesi tarafından açığa alınacağını, ihraç edileceğini ardından da yargılanacaklarını açıkladı.[39]  Yandırmaz, Teftiş Kurulu’ndan gelecek raporlarla bu sayının artacağını da belirterek tüm iktidar muhalifi hâkim savcılara gönderme yapıyordu.

Yapılan bu açıklamanın masumiyet karinesinin ihlali ve suç olduğu yönünde tartışmalar alevlenince HSYK, basın açıklaması yapmak zorunda kaldı.[40] Haberlerin gerçeği yansıtmadığı, HSYK tarafından bu yönde yapılmış herhangi bir sayısal tespit bulunmadığı hatta Yandırmaz’ın Hürriyet gazetesine konuşmadığı bildirildi.

ALMAN YARGIÇLAR DERNEĞİNDEN YBP’YE SERT CEVAP

YBP üyeleri görev yaptıkları yerlerde özellikle iktidarın talep ettiği yönde soruşturmalar açmalarıyla ve hüküm vermeleriyle dikkat çekti. Bu durum uluslararası yargı derneklerinin de dikkatini çekti. YBP’nin bir randevu talebini reddeden Alman Yargıçlar Derneği (NRV), gerekçesinde ise YBP’nin hükümetin kontrolünde yargı bağımsızlığını hiçe sayan bir kuruluş olduğunu ima etti. [41]

Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Yargının görevi, hükümeti eleştirilere karşı korumak değil tam tersine yurttaşların temel haklarını korumaktır. Gördüğümüz kadarıyla, günümüz Türkiyesi’nde bağımsız yargının bu prensipleri hiç bir şekilde hayata geçirilmemektedir. Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin durumuna ilişkin ürkütücü bilgilere sahibiz.

Hükümet üyelerine ve yüksek bürokratlara karşı soruşturma başlatan yargıç ve savcıların görev yerleri değiştirilmiş ya da meslekten ihraç edilmişlerdir. Onların soruşturmaları, özellikle yolsuzluk iddialarıyla ilgili olanlar düşürülmüştür. Mesleki görevleri kapsamında yasadışı silah kaçakçılığı şüphesiyle bir tırı kontrol eden üç savcı ve bir polis (jandarma komutanı) bir kaç aydır cezaevindedirler.

Muhaliflerin ve Kürtlerin savunmasını üstlenen avukatların kendileri suçlanmış ve tutuklanmışlardır. Üzüntü verici gidişatı eleştiren gazeteciler ve politik olarak aktif yurttaşlar suçlanmış ve tutuklanmışlar, kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmışlardır.

Bütün bu uygulamalara yargıçlar ve savcılar tarafından izin verilmektedir. Bu nedenle, mevcut durumda birçok yargıç ve savcının, bunun Türkiye’nin üstün çıkarlarına uygun olduğu bahanesiyle kendilerini hükümete ve onun temsilcilerine teslim ettiklerini düşünüyoruz.”

“UYUM İÇİNDE ÇALIŞIYORUZ”

Hükümet destekli Yargıda Birlik Platformu (YBP) üyesi Mehmet Yılmaz, Ankara’da yapılan HSYK seçimi aday tanıtım toplantısında yargının bağımsızlığı ilkesine gölge düşürecek ifadeler kullanmıştır. YBP üyesi Mehmet Yılmaz, Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek’in de bulunduğu toplantıda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na seçilmeleri halinde yürütme organıyla uyumlu çalışacaklarını söylemiştir.[42]

YBP 2015’de dernekleşerek Yargıda Birlik Derneği adını aldı. Dernek temsilcileri ile bir araya gelen Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yüksel Kocaman konuşmasında Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Yargıda Birlik Derneği’nin uyum içinde çalıştığını vurgulamıştır.” [43]

Gerçektende HSYK seçimlerinde istediği sonucu alan YBP, AKP iktidarının hedef gösterdiği bir hâkim ile dört savcıyı, “yolsuzluk-rüşvet” soruşturmaları açarak ‘darbe’ teşebbüsünde bulundukları gerekçesiyle 12 Mayıs 2015 tarihinde meslekten ihraç etmiştir. 13 Mayıs 2015 tarihinde ise, Başbakan Ahmet Davutoğlu, ihraç edilen yargı mensuplarını kast ederek, “Dönemin savcısı oldular. 17-25 Aralık’ı sahiplerine iade ettik” açıklamasında bulunmuştur.[44] Bu açıklama, bir anlamda kararı yürütme organı aldı ve HYSK’ya uygulattı anlamına gelmektedir. Başbakan’ın açıklaması aynı zamanda HSYK seçimleri öncesi verilen “yürütme organı ile uyumlu çalışma” sözünün gereğinin yapıldığını ortaya koymaktadır.

YARGIDA BİRLİK ÜYELERİ, DDK’NIN, HSYK’DAN İSTEDİĞİ ‘MÜCADELE’ TALEBİNİ YERİNE GETİRİYOR

Aynı toplantıda Yargıda Birlik Derneği ve HSYK üyesi Turgay Ateş, şu açıklamalarda bulunmuştur: “Biz şunu gördük: Yargının içindeki maalesef malum yapı temizlenmeden yargı düştüğü yerden kalkamayacak. Bizim HSYK’mızın birinci önceliği, Yargıda Birlik Derneği’nin bize verdiği güçle bu amacı gerçekleştirmek. Tabi bu amacı gerçekleştirebilmek için HSYK’nın elinde çeşitli usuller var. Bu usuller mevzuat çerçevesinde ancak netice bulabiliyor. Bu süreç çok uzuyor. Biz, Devlet Denetleme Kurulu’nun HSYK’dan da istediği ‘mücadele anlamında ne tür şeyler yapabiliriz’ şeklindeki öneriye ben bizzat şahsım olarak ve kuruldaki başka arkadaşlarımız da, ‘Bir mevzuata ihtiyacımız olduğunu, bu mevzuat çerçevesinde bu yapı ile mücadele noktasında ciddi bir faaliyete girebileceğimizi’ kendi adıma da arz ettim. Bu faaliyet mevzuat çalışması yapılmadıktan sonra tabi elimizdeki prosedüre göre bu arkadaşlarımızla mücadele edeceğiz.” Bu beyan ile yürütme içerisindeki bir organın (Devlet Denetleme Kurulu) HSYK’dan bir mücadele istediği, HSYK’nın da bu talimatı yerine getirdiği ve HSYK’nın yürütmeye karşı bağımsız olamadığı açıkça itiraf edilmiştir. Açıklamada, HSYK’nın birinci önceliğinin hedef seçilen bir grup hâkim ve savcıyla mücadele etmek olduğu açıklanmıştır.

ERDOĞAN: YASAMA YÜRÜTME YARGI AYNI GÜÇTE TOPLANMALI!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından büyük önem verilen Yargıda Birlik Derneği’nin, bugün 10 binin üzerinde üyesi bulunuyor. Dernek temsilcileri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 8 Ocak 2017’de Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırlandı. Erdoğan, verilen yemeğin ardından Türk yargısına büyük hizmetlerinden dolayı dernek mensuplarına teşekkür ederken tepki çeken şu açıklamalarda bulundu: “Meclis’te ilk tur görüşmeleri tamamlanan anayasa değişikliği, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkileri yeniden düzenliyor. Her ne kadar kağıt üzerinde farklı erkler olarak gözükse de her ikisinin de aynı güçte toplanması gerekiyor. Geçmişte siyasi sistemin tıkandığı dönemlere baktığımızda bu iki güç arasındaki uyumsuzluğun öne çıktığını gösteriyor. Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkilerin demokratik bir anlayışla yeniden belirlenmesi kayıp değil, büyük bir kazançtır.” [45]

HAKİMLER TUTUKLANMAYA BAŞLADI

Hedefe konulan hâkim ve savcılara yönelik ilk tutuklama kararı, Sulh Ceza Hâkimlerinin verdiği tutuklama kararının delilsiz ve hukuksuz olduğunu savunarak 25 Nisan 2015’te 63 kişi hakkında tahliye kararı veren İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Mustafa Başer ve karar için görevlendirme yapan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Metin Özçelik için çıkarıldı.

Hâkim Mustafa Başer, yolsuzluk ve terör soruşturmalarına bakan polisler ile gazeteci Hidayet Karaca’nın avukatlarının yaptığı başvuruyu haklı bularak tahliyelerine karar verdi. Haberin öğrenilmesi üzerine aynı gece adli sürecin dışına çıkılarak (karardaki hükümlerin yasalar ve deliller ışığında yanlış olduğuna dair itiraz dilekçesi veya yeniden tutuklama gerekçesi sunmak, bir üst mahkemeye itiraz vb.), nöbetçi savcının mahkeme kararını imzalaması ve tahliye kararlarının cezaevinde uygulanması engellendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, yetkisi olmadığı halde mahkeme kararının ‘yok hükmünde’ olduğuna dair açıklama yaptı. Böylece ilk kez bir savcılık mahkeme kararını tanımamış ve uygulamamış oldu.[46] Sonraki günlerde iki hâkim ile ilgili HSYK soruşturma açtı.

Karardan 1 gün sonra 26 Nisan 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hâkimlerin cezalandırılması gerektiğini savunarak, “HSYK geç bile kaldı” ifadesini kullandı.[47] 2014 HSYK seçimlerinde YBP listesinden seçilen HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz, 2 saatlik bir toplantı sonrası iki hâkimi açığa aldıklarını belirtti ve “geç kaldıkları için” özür diledi.[48]

HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, Yeni Şafak Gazetesi’ne 11 Haziran 2015’te açıklama yaparak ‘tahliye’ kararı veren hâkim Mustafa Başer ve Metin Özçelik için ‘kamikaze hâkimler’ ifadesini kullandı.[49] Başaran, yeni kamikaze girişimlerin ortaya çıkabileceğini, bunlara izin vermeyeceklerini söyleyerek adeta benzer kararlar vermeye teşebbüs edenleri de tutuklama ile tehdit etti. Bu ifadelerin yargıya açık bir tehdit olduğunu savunan bazı hukukçular suç duyurusunda bulundu.[50]

Yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası Hükümet adına açıklama yapan Hükümet sözcüsü ve Başbakan yardımcısı Bülent Arınç da 2 hâkimin yasalar çerçevesinde verdiklerini savundukları kararlarını, “Akla zarar bir iş! Gözükaralığın bu kadarına pes denilir” şeklinde değerlendirdi.[51]

2014 tarihli HSYK seçimlerinde YBP listesinden seçilen HSYK 1. Daire Başkanı Halil Koç da Sabah Gazetesi’ne yaptığı açıklamada hukuken ihsas-ı rey (tarafını belli etmek) anlamına gelen ve masumiyet karinesini hiçe sayan ifadeler kullandı. Koç, “Organize ve hukuksuz hareket eden bir grupla karşı karşıyayız. Her şey önceden planlanmış, hukuk yerle bir edilerek yapılmış bir girişim. Bu son olay bile ‘Paralel Yapı’ya ilişkin soruşturmaların ne kadar haklı olduğunu ispatlar nitelikte” şeklinde konuştu. Ayrıca bunun bir yaptırımı olacağını duyurdu. [52]

Hâkimler Özçelik ve Başer, bir hafta içerisinde ‘darbe’ ve ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarıldı. Hâkimler ile ilgili yargılama devam ederken ve henüz karar çıkmadan 2 saat önce Metin Özçelik’in eşi Hatice Özçelik hâkim ve savcıların kullandığı bir whatsapp grubuna tutuklama kararı ve gerekçelerinin gönderildiğini öne sürdü. Mahkeme aynı gerekçelerle tutuklama kararı verdi hâkimler cezaevine gönderildi (Hâkimler daha sonra Yargıtay’da yapılan yargılama sonunda verdikleri kararlar nedeniyle –anayasal güvenceleri yok sayılarak- 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Halen cezaevindeler).

Hatice Özçelik, verilecek kararın Bakırköy 4. Sulh ceza hâkimi tarafından yazılıp whatsapp programı üzerinden yargılamayı yapan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini tespit etiklerini söyledi. Mesaj olarak gönderilen metnin tutuklama kararıyla birebir aynı olduğu ve karardan iki saat önce whatsapp’ta paylaşıldığı açıkladı. Yargılamayı yapan hâkimlerin açık suç işlediği belirtilerek suç duyurusunda bulunuldu ancak HSYK bu başvuru hakkında hiçbir işlem yapmadı.[53]

Bu iki hâkim Anayasanın 159/9 hükmüne uygun olarak HSYK tarafından verilmiş bir soruşturma izni olmadan açığa alındı ve ağır cezalık suçüstü hali bulunmamasına rağmen tutuklandı. Venedik Komisyonu, Başer ve Özçelik’in tutuklanmasını değerlendirdiği 20 Haziran 2015 tarihli bir deklarasyon yayınladı. Tahliye kararını ve dayandırılan CMK’nın söz konusu hükümlerini inceleyen Venedik Komisyonu, “Türkiye’de yargının bir bütün olarak, bağımsızlık açısından yeterli güvencelere sahip olmadığının açık olduğu” ifade edildi. 20 Haziran 2015 tarihli deklarasyonda, Hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in yetki sınırları içerisinde karar verdiklerini açıkça ifade edildi.[54]

Devam eden günlerde 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında arama ve el koyma kararı veren Hâkim Süleyman Karaçöl de benzer akıbeti yaşadı. Mesleğinden ihraç edilen Hâkim Karaçöl, “örgüt kurmak” suçundan 15 Eylül 2015’ten bu yana Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

5 BİN HÂKİME CANLI BOMBA SUÇLAMASI

Hükümet yanlısı gazetecilerden Elif Çakır, 28 Nisan 2015’te yazdığı köşe yazısında; “İkisi gitti geriye 4998 tane canlı bomba kaldı! Geriye kaldı, kendisini patlatacak 4998 hâkim ve savcı…” ifadelerini kullandı.[55] Hükümet yanlısı diğer medya organlarında da benzer ifadeler kullanılarak yakın zamanda belirlenen bu yargı mensuplarına operasyonlar yapılacağı ileri sürülüyordu. Bazı AKP’li gazeteciler, kararlarını beğenmedikleri hâkimlerin sicil numaralarını da vererek sosyal medya üzerinden hedef göstermeye başladı. Kendisini AKP’li olarak tanıtan Fatih Tezcan isimli yazar, 4 Nisan 2016’da PKK’lı olduğunu öne sürdüğü bir şahsın tahliyesine karar verdiği için hâkim Ayşe Özel’in cezalandırılmasını istedi. Ayşe Özel 5 ay sonra meslekten ihraç edildi.[56] İktidara yakınlığıyla bilinen gazetecilerin sıklıkla bahsettikleri büyük operasyon birkaç ay sonra 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi bastırıldıktan birkaç saat sonra gerçekleşti.

BAKANLIK ALEYHİNE KARAR VEREN HAKİMLER HAKKINDA İŞLEM

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) AKP hükümetinin taleplerine göre hareket ettiği İçişleri Bakanlığı’nın, 20 Kasım 2015 tarihinde “Gizli” ibareli bir yazısıyla da anlaşılabilir.

Bakanlık aleyhe karar veren hâkimlerle ilgili (Sayı: … -2043.(31420) 152488 – Konu: Yargı kararları) ‘Gizli’ ibareli yazıyı HSYK’ya göndererek, idari yargıda görev yapan ve bakanlık aleyhine 181 karar veren 78 idare mahkemesinde görevli hâkimler hakkında işlem yapılmasını talep etmiştir. Bunun üzerine HSYK 3. Dairesi söz konusu hâkimler hakkında inceleme kararı almış, 2. Daire ise, Bakanlık aleyhine karar verdikleri gerekçesiyle bu hâkimlerden terfi sırası gelen 12 hâkimin terfi işlemini durdurmuştur.[57]

ERDOĞAN: ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARINA UYMUYORUM SAYGI DA DUYMUYORUM

Türkiye’de yargının, yürütmenin baskısı altında ve talimatlarıyla hareket eder hale geldiğinin en net örneklerinden biri de Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerinin tutuklanması sürecidir. Hükümete muhalif yayın çizgisiyle bilinen Cumhuriyet Gazetesi, 29 Mayıs 2015 tarihinde, terör örgütü IŞİD’e (Irak Şam İslam Devleti) silah taşıdığı ileri sürülen MİT TIR’larıyla ilgili olarak bir haber yayınladı. Bu haber sonrası, 31 Mayıs 2015 tarihinde katıldığı TRT 1’deki canlı yayında, Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Milli İstihbarat Teşkilatına atılan bu iftiralar, yapılan gayri meşru operasyon, bir yer de bu ajanlık ve casusluk faaliyetidir. Bu casusluk faaliyetinin içine bu gazete de girmiştir. Orada rakamlar falan veriliyor. Bu rakamların kaynağı nedir? Kimden aldın sen bu rakamları? Paralel Yapı’dan. Bunlarla ilgili avukatıma talimatı verdim, davayı anında açtım. Bu, birileri adına algı operasyonudur. … Bu haberi özel haber olarak yapan kişi de öyle zannediyorum ki, bunun bedelini ağır ödeyecek; öyle bırakmam onu” açıklamasını yapmıştır.[58]

26 Kasım 2015 tarihinde, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül, casusluk ve terör örgütüne yardım gibi suçlamalarla İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimi tarafından tutuklanmıştır. Can Dündar ve Erdem Gül, 92 gün tutuklu kaldıktan sonra, Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğü ve güvenlik hakkı ihlali kararı vermesinden sonra tahliye edilmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Şubat 2016 tarihinde bu kez de gazeteciler için tahliye kararı verilmesi üzerine, “Bu olayın ifade özgürlüğü ile yakından uzaktan alakası yoktur; bu bir casusluk davasıdır. Bana göre, medyanın sınırsız özgürlüğü olamaz… Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sessiz kalırım. …Ama onu kabul etmek durumunda değilim ve verdiği karara da uymuyorum; saygı da duymuyorum. Bu bir tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili karar veren mahkeme kararında direnebilirdi. Eğer kararında direnmiş olsaydı Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar boşa çıkacak veyahut da şu anda tahliye edilmiş olan bu kişiler AİHM’ye gideceklerdi. Oradan alacakları netice bellidir. Bu şekilde atılmış adımlar doğru adımlar değildir.”[59] demiş ve sonrasında ismi geçen gazeteciler, yargılamayı yapan mahkeme tarafından 5 yıl hapis cezası ile verilerek yeniden haklarında tutuklama kararı çıkarılmıştır.[60]

Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki AYM kararıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5 Nisan 2016’da görüştüğü Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’a, “Verdiğiniz karar yanlıştır. Çünkü mesele, (MİT TIR’ları haberleri), bizim için milli güvenlik meselesidir, bizim bu konudaki hassasiyetimize uyumlu karar vermenizi beklerdik…” demiştir.[61]

ERDOĞAN: ‘AYM KARARLARINA UYMAYIN’ ‘GEREKİRSE DEVLET TAZMİNATI ÖDER’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 Mart 2016 tarihinde Batı Afrika ziyareti sırasında, Türkiye’nin Nijerya Büyükelçiliği’nde gazetecilere yaptığı açıklamada “Anayasa Mahkemesi Başkanı (dönemin AYM Başkanı Haşim Kılıç) ‘Anayasa Mahkemesinin verdiği karar her şeyin üstündedir; herkesi bağlar’ diyor. Anayasa ve yasa değişikliklerinde evet bağlayıcıdır ama bireysel başvurularla ilgili olarak böyle bir şey ileri süremezsiniz. Eğer bağlayıcı ise tekrar birinci mahkemeye gitmemesi lazım. Birinci mahkeme kalkar da kararında diretirse Anayasa Mahkemesinin verebileceği hiçbir karar yoktur. Nereye gider bu? O kişiler isterlerse AİHM’ye gidebilirler. AİHM eğer Anayasa Mahkemesinin verdiği istikamette karar verirse, o da sadece tazminat bakımından bağlayıcıdır. Devlet de o tazminata itirazlarını yapar veya o tazminatı öder. … Kusura bakmayın bu tür tutuksuz yargılamalar ülkenin güvenlik sırlarını tehlikeye atanlara karşı uygulanırsa, bunun altından kalkamazsınız.” demiştir.[62]

AKP hükümetinin İzmir’de yürütülen ve dönemin Ulaştırma Bakanı ve dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın bacanağı Cemalettin Haberdar’ın da adının karıştığı Liman Yolsuzluğu soruşturmasına da müdahale ettiği ortaya çıkmıştır. Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek, 6 Ocak 2014’te İzmir Başsavcısı Hüseyin Baş’ı arayarak “Cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsan sonuçlarına katlanırsınız.” diyerek soruşturma savcısı Ali Çelik’in görevden alınmasını istedi.[63]

İzmir eski Cumhuriyet Başsavcısı Baş, soruşturmayı durdurmasını isteyen Kenan İpek’in yargıya müdahaleye kapsamındaki sözlerini tutanakla kayıt altına aldı. Baş, bir süre sonra HSYK tarafından yayınlanan kararname ile görevden alındı.[64] Soruşturma savcısı Ali Çelik’in de görev yeri değiştirildi. Bu iki savcının ismi 16 Temmuz 2016 ihraç edilen savcıların listesinde yer aldı ve tutuklandı. Her iki savcı hakkında da silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.[65]

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek’in yolsuzluk operasyonu sonrası İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ı arayarak “Soruşturmayı durdur, bunu yapmazsan sonuçlarına katlanırsın” yönündeki sözlerinin baskı olmadığını ve bu ifadelerin yadırganmaması gerektiğini açıkladı.[66]

“YASAMA BİZDE, YÜRÜTME BİZDE, YARGI BİZDE”

AKP’nin karar alma mekanizmasında görevli milletvekilleri de yaptıkları açıklamalarda yargı erkini ele geçirdiklerini açıkça ifade etmişlerdir. 5 Nisan 2016 tarihinde A Haber isimli bir haber kanalında, “Arka Plan” programına katılan AKP milletvekillerinden Galip Ensarioğlu, Başkanlık Sistemini savunurken şöyle demiştir: “Parlamenter sistem bizim işimize gelir. Yasama da bizde, yürütme de bizde, yargı da bizde. Bizim, yani Meclis’in AK Parti hükümetini denetlemek gibi bir şeyi olabilir mi?” Bu ifadelerle Ensarioğlu, yargının AKP’nin kontrolünde olduğu açıklanmıştır. Aynı programda, üç dönem AKP milletvekilliği ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış Anayasa Hukuku Profesörü Burhan Kuzu da, bu beyanları destekleyerek, artık yargının denetime ihtiyacı olmadığını, “Oğlan bizim, kız bizim; niye denetleyelim” (Türkçe’de kullanılan bir konuya muhatap kişilerin aynı başka bir kişiye aidiyeti olduğu anlamına gelir) ifadeleriyle değerlendirmiştir.[67]

GÜLEN HAREKETİ, DARBE GİRİŞİMİNDEN 2 AY ÖNCE MGK KARARIYLA TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ

17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonlarından sorumlu tuttuğu Hizmet Hareketi’ne yönelik cadı avı başlattığını açıklayan Erdoğan ve AKP hükümeti, kitlesel bir cezalandırmanın önünü açabilmek için 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık 2 ay önce önemli bir adım attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında 26 Mayıs 2016’da toplanan Milli Güvenlik Kurulu, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın Gülen Hareketi’ni silahlı terör örgütü ilan etti. Böylece Türkiye genelinde açılan binlerce davada MGK kararı delil olarak gösterilerek tutuklama ve hapis cezaları verilmeye başlandı.

Türkiye geneli Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından hazırlanan tüm iddianamelerde MGK’da “FETÖ-FETÖ/PDY (Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması)” olarak tanımlanan Gülen Hareketi ile ilgili 26 Şubat 2014’ten 26 Mayıs 2016 tarihine kadar alınan 14 karara atıf yapıldı. Savcılar farklı illerde olmalarına rağmen iddianamelerin yaklaşık ilk 60 sayfalık giriş kısmının aynı şekilde yazıldığı ve ‘MGK’nın değerlendirmelerine yer verildiği belirlendi.[68]

İddianamede yer verilen MGK kararlarında, 26 Şubat 2014 yılından itibaren ‘halkın huzurunu ve ulusal güvenliği tehdit eden yapılanma’, ‘devlet içindeki illegal yapılanma’, ‘paralel yapılanma’, ‘paralel devlet yapılanması’ ve ‘terör örgütleriyle işbirliği içinde hareket eden paralel devlet’ ifadeleri kullanıldığı görülüyor. ‘Terör örgütü’ ifadesi ilk olarak 26 Mayıs 2016 tarihli MGK toplantısında kullanılıyor.

Türk yargısında gelinen noktayı milletvekili olabilmek için meslekten istifa eden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Bülent Yücetürk özetlemektedir; “Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar bir hukuk krizine girilmiştir. Mahkeme kararlarının bizzat mahkemeler tarafından uygulanmadığı bir süreci yaşamaktayız. Yargı ise vicdanını kaybetmiş tüm iradesini bir güce teslim etmiş durumdadır. Türkiye’de yeniden bir hukuk devleti kurmak, yargı bağımsızlığını tesis ederek yeni bir hukuk sestemi inşa etmek için siyasete girmeye karar verdim. Çürümüş bu yargı sisteminin bir parçası olarak kalmak, bozulan yargı sistemini düzeltmek artık imkânsız hale gelmiştir.” [69]

Başsavcı Yücetürk, Türk yargısının şu andaki durumunu Nazi Almanyası dönemine benzeterek şu ifadeleri kullandı: “Hitler, Alman yargıçlarına, ‘Karar verirken benim yerime Führer olsaydı hangi kararı verirdi diye düşüneceksiniz ve ona göre karar vereceksiniz’ diyor. Türkiye’de yargıçlar biraz bu mantıkla hareket ediyor. Bizim yerimizde mevcut siyasi iktidar ya da Adalet Bakanlığı olsaydı hangi kararı verecekse, biz de o kararı verelim diyorlar.”

 

  1. BÖLÜM

15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ SONRASI YARGI MENSUPLARINA YÖNELİK KİTLESEL TUTUKLAMALAR

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38. Madde:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.’

Gülen hareketi, bir önceki bölümde belirtildiği şekilde MGK’da terör örgütü ilan edilmiş ancak yargılama yapan mahkemeler, herhangi bir şiddet veya silahlı terör eylemi ortaya koyamamıştı. 15 Temmuz 2016’da 234 sivil hayatını kaybettiği askeri darbe girişimi yaşandı. Halen kimlerin organize ettiği konusunda soru işaretleri barındıran darbe girişimiyle ilgili Erdoğan daha ilk dakikalardan itibaren Gülen Hareketi’ni suçladı. Darbe girişiminden sadece saatler sonra ise dünya hukuk tarihinde benzeri görülmemiş şekilde hâkim ve savcılara yönelik kitlesel tutuklamalar ve meslekten ihraçlar yaşandı.

16 Temmuz 2016’da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Gülen Hareketi üyesi olduğundan şüphelenilen 2 bin 745 hâkim ve savcının açığa alındığının belirtildiği bir liste yayınladı. Bu isimler hakkında gözaltı kararları verildi. Ardından polis, daha bir gün önce emrinde görev yaptığı listelerde adı geçen yargı mensuplarını gözaltına almaya başladı. Yüksek yargıda ise Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan ve Erdal Tercan gözaltına alındı. 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi hakkında da yakalama kararı çıkarıldı.[70] HSYK Genel Kurulu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltı kararı doğrultusunda 5 HSYK üyesinin üyeliğinin düşürülmesine karar verdi. 4’ü yakalanarak gözaltına alındı.

Gözaltına alma, tutuklama gibi işlemleri ancak ağır cezalık ve ‘suçüstü’ gibi bazı kriterlere bağlayan hâkimlik teminatı yok sayıldı. Görevden alma ve tutuklamalarda adli ve idari soruşturma süreçleri işletilmedi. Savunma hakkına riayet edilmedi. Pek çok yargıç da tutuklanma ve makamından olma korkusuyla meslektaşlarını tutuklamaktan çekinmedi.

ÖNCEDEN HAZIRLANAN FİŞLEME LİSTELERİ

Tutuklama listelerinde adı geçen hâkim ve savcıların, hükümetin hoşuna gitmeyen kararlar veren veya hizmet hareketi mensubu olduğu gerekçesiyle fişlenen isimlerden oluşması dikkat çekti. 15 Temmuz askeri darbe girişimi bahanesiyle gözaltına alınan binlerce hâkim ve savcının o gün tespit edilmiş olması imkansızdı. Bu isimler AKP hükümeti desteğiyle 2014 HSYK seçimleri öncesinde kurulan Yargıda Birlik Platformu’na üye olmayan ve oy vermeyen kişiler fişlenerek tespit edilmişti. Fişleme listelerine göre muhalif görünen yaklaşık 5 bin hâkim ve savcı hakkında hazırlık yapıldığı ortaya çıkmıştı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da ilk operasyonlar bu isimlere yapıldı. Bu isimlerin darbe girişiminden aylar hatta yıllar önce oluşturulduğu, listedeki isimler incelenince ortaya çıktı. Tutuklu polisler hakkında tahliye kararı verdikleri için 30 Nisan ve 1 Mayıs 2015 tarihlerinde tutuklanmış oldukları halde Hâkim Metin Özçelik ile Hâkim Mustafa Başer’in isimleri de listedeydi. 14 Ocak 2016 tarihinde HSYK 2. Dairesince meslekten ihraç edilen ve ardından tutuklanan Cumhuriyet Savcıları Süleyman Bağrıyanık, Aziz Takçı, Özcan Şişman ve Yaşar Kavalcıklıoğlu da cezaevinde bulunmalarına rağmen darbeye katıldıkları gerekçesiyle listeye girmişlerdi.

Bandırma Cumhuriyet Savcısı Ahmet Biçer darbe girişiminden 2 ay önce 23 Mayıs 2016’da hayatını kaybettiği halde adı, ihraç edilen ve gözaltı kararı çıkarılanlar arasındaydı. Biçer, HSYK seçimleri öncesinde AKP hükümetinin desteklediği “Yargıda Birlik Platformu” üyesi değildi ve bu platformun faaliyetlerine karşı tavrıyla biliniyordu. Listede adı geçen çok sayıda hâkim ve savcının görev yeri olarak ise yaklaşık 2 yıl önce önce çalıştıkları adliyelerin isimleri yazıyordu. HSYK’nın yayınladığı isim listesinin yaklaşık 2 yıl öncesinden hazırlandığı anlaşılıyordu.[71]

CHP Artvin milletvekili Uğur Bayraktutan, Ahmet Biçer konusunda TBMM’ye soru önergesi verdi.[72] Önergede, “Bandırma Savcısı Ahmet Biçer, 2016 Mayıs ayında vefat etmesine karşın, 31 Ağustos 2016 tarihli KHK ile ihraç edilenler listesinde adı geçmektedir. Bu durum önceden Savcı Biçer’in fişlendiğini hayatta olmadığı halde HSYK’nın ihraç listesinde olduğunu gözler önüne sergilemektedir” dedi. Bakanlık bu konuda açıklama yapmadı.

AİLELERİNE KADAR FİŞLENEN HÂKİMLERİN LİSTESİ MEDYAYA DÜŞTÜ

“kamusaati.com” isimli bir internet sitesinin, “HSYK’nın görevden aldığı hâkim ve savcıların isim listesi” başlığı altında yayınladığı haberde bir fişleme belgesi yayınlandı. Haber eki isim listesinin “İdari Yargı Mahkeme üyelerinin isim listesi” başlıklı kısmında, sadece açığa alınan hâkimlerin isimleri değil, aynı zamanda bu hâkimlerin eşlerinin adları ve nerede çalıştıkları gibi özel bilgiler de yer almaktaydı. Listenin son kısmına ise hâkimlerle ilgili “PDY” yani Paralel Devlet Yapılanması şeklinde not düşüldüğü görüldü. Genelkurmay Başkanlığının 19.07.2016 tarihli basın açıklamasında, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde başlatılan darbe girişiminin 17.07.2016 saat 16:00 itibariyle tüm yurt genelinde bastırıldığı ifade edilmektedir.

HSYK üyelerinin, henüz darbe teşebbüsü bastırılıp darbecilerin kimler olduğu tespit edilmeden, darbeye destek veren hâkim-savcıların isimlerini ve hatta eşlerinin isimlerini ve çalıştıkları yerlerin de listesini, 16 Temmuz 2016 sabahı 9.30’da başlayan toplantıda tespit etmeleri mümkün değildir. HSYK üyelerinin kendilerine gönderilen fişleme listelerine ve yürütme gücünden gelen emir ve talimatlara göre hareket ettiği anlaşılmaktadır.[73]

Yaklaşık bir ay sonra HSYK Genel Kurulu’nun 24 Ağustos 2016 tarih, 2016/426 karar nolu kararıyla, açığa alınan, görevden uzaklaştırılan 2847 hâkim ve cumhuriyet savcısı Hizmet Hareketi ile irtibatlı oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edildi.[74] İlerleyen günlerde bir kez daha ihraçlar için toplanan Kurul, 1 Eylül’de, 543 hâkim ve savcının meslekten ihracına karar verdi. HSYK Genel Kurulunca, daha önce açığa alınan 66 hâkim ve savcı  5 Ekim’de meslekten ihraç edildi. Böylelikle ihraç edilen hâkim ve savcı sayısı 3  bin 456’ya ulaştı.[75] O tarihlerde Türkiye’de yaklaşık 12 bin hâkim ve savcı bulunuyordu.

Darbe girişiminin üzerinden geçen bir buçuk yılın sonunda meslekten ihraç edilen hâkim savcı sayısı Aralık 2017’de 4 bin 560 oldu.[76] 31 Ocak 2018’de açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ihraç edilen 110 bin 778 kamu görevlisinden 4 bin 168’inin hâkim ve savcı olduğunu açıkladı.[77] Rakamlar arasındaki farklılığın, itiraz eden bazı yargı mensuplarının yeniden mesleğe kabul edilmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tutuklu hâkim-savcı sayısını ise 2 Nisan 2017’de 2 bin 575 olarak açıkladı.[78]

Adalet Bakanlığı, Temmuz 2017 itibariyle adli ve idari yargıda görevli 2 bin 280 hâkim ve cumhuriyet savcısı ile Yargıtay’da görevli 105 üye, Danıştay’da görevli 41 üye, Anayasa Mahkemesi’nde görevli 2 üye, HSYK’da görevli 3 üye olmak üzere toplam 2 bin 431 yargı mensubunun tutuklandığını açıkladı.[79]

22 Ekim 2017 tarihinde yaptığı açıklamada ise Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturma kapsamında adli ve idari yargıda görevli 2 bin 151 hâkim ve savcı, 105 Yargıtay üyesi, 41 Danıştay üyesi, 2 Anayasa Mahkemesi üyesi ve 3 HSYK üyesi olmak üzere toplam 2 bin 302 yargı mensubunun tutuklu olduğunu açıkladı.[80] Bu rakam AKP hükümeti ve bakanlıkların tutuklu hâkim-savcı sayısı konusunda yaptığı son resmi açıklama oldu. Bu tarihten itibaren tutuklu hâkim-savcı konusunda resmi açıklama yapılmaması dikkat çekti.

Eski milletvekili ve hukukçu Hüseyin Aygün, bu rakamlara ek olarak 16 Kasım 2016’da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 680 hâkim ve savcının tek kişilik hücrede tutulduğunu açıkladı.[81]

HAKİMLİK GÜVENCELERİ KHK İLE ORTADAN KALDIRILDI

16 Temmuz’da, darbe girişiminin bastırıldığının duyurulmasından saatler sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, “Fethullah Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” üyesi olduğundan şüphelenildiği için açığa alınan 2745 hâkim ve savcının isminin bulunduğu bir liste yayınladı. Bu listelerin değişik versiyonları aynı gün medyada da yayınlandı ve polis bu listelerde adı geçen isimleri gözaltına almaya başladı.

HSYK başkan vekili Mehmet Yılmaz 19 Temmuz’da yaptığı bir basın toplantısında Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 2740 hâkim ve savcı hakkında gözaltı kararı aldığını belirtti.

AKP hükümeti 20 Temmuz 2016’da OHAL (Olağanüstü Hal) ilan etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, OHAL kapsamında ve Anayasa mahkemesine başvuru yolunu kapatan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yayınlamaya başladı. Çıkan KHK’lardan çoğu insan haklarının korunmasına yönelik mekanizmaları zayıflatan ve Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukuku altındaki yükümlülükleriyle çelişen önlemler içeriyordu.[82]

Her ne kadar Anayasanın 139. maddesi hâkimlik teminatı ve bağımsızlığını güvence altına almış ise de, 23 Temmuz 2016 tarih ve 667 sayılı OHAL KHK’sının 3. Maddesi, hiçbir ön soruşturma yürütülmeden, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri dâhil tüm hâkim ve savcıların savunmaları alınmadan, tek taraflı bir kararla meslekten ihraç edilebileceklerini öngörmüştür.[83]

Hükümet tarafından 23 Temmuz 2016’da yayınlanan kararnamede, “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” hâkim ve savcıların görevlerine süresiz olarak son verilmesini ve bunların hâkimlik veya savcılık mesleğinden çıkartılmalarını hükme bağladı. 31 Temmuz’da verilen bir mahkeme kararıyla da hakkında soruşturma yürütülen 3048 hâkim ve savcının mal varlıkları tedbir kondu ve donduruldu.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile Anayasada öngörülen hâkimlik güvenceleri ortadan kaldırılmıştır. Bu hükme dayalı olarak, bugüne kadar 4500’den fazla yargı mensubu, adil bir yargılama süreci işletilmeden, meslekten ihraç edilmiştir. Oysa “hâkimler, sadece çok ciddi gerekçe ve somut bulgulara dayalı olan kusurlu veya suç oluşturan davranışları ya da yetersizlikleri nedeniyle ve adil bir yargılama sonucu açığa alınabilir veya meslekten çıkarılabilirler.”[84] 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi Anayasada öngörülen yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatını ortadan kaldırdığı için, OHAL süresince sırf bu nedenle dahi, Türkiye’de (ilk derece mahkemeleri dâhil) yargının bir bütün olarak bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Her an meslekten ihraç tehdidi içeren bu madde, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi üyelerine de uygulanabileceğinden, OHAL süresince yüksek yargının da bağımsızlığı elinden alınmış kabul edilmektedir.

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrası 4560 hâkim ve savcı, hiçbir adil yargılama süreci işletilmeden, tek taraflı HSYK kararıyla, Anayasanın 129/2 ve 139. maddelerine aykırı şekilde meslekten ihraç edilmişlerdir. Yaklaşık 2800 hâkim ve savcı ise Anayasanın 159/9 ve 2802 sayılı Yasanın 88. maddesine açıkça aykırı olarak gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Ağır cezalık suçüstü hali hariç yakalanmaları dahi yasak olan hâkimlerden bazıları, duruşma esnasında meslektaşlarının gözü önünde gözaltına alınıp polisler tarafından götürülmüşlerdir.[85]

Gözaltı kararı çıkarılan hâkim ve savcılar AKP’ye yakın medya kuruluşları tarafından da terörist ilan edilmiştir. Temmuz 2017’de AKP Hükümeti tarafından Adalet Bakanı yapılan Abdulhamit Gül, devletin resmi televizyon kanalı TRT Haber’de yaptığı açıklamada henüz yargılaması bile yapılmayan ihraç ve tutuklu hâkim ve savcılar ile ilgili olarak ‘militan’ ifadesi kullanarak masumiyet karinesini yok saymıştır. [86]

HSYK’NIN GÖZLEMCİLİĞİ ASKIYA ALINDI

Türkiye’de yargının bağımsızlığına gölge düşmesi Uluslararası yargı kuruluşlarını da harekete geçirdi. Avrupa Yargı Konseyleri Ağı (ENCJ), HSYK’nın bağımsız yargı koşulunu artık taşımadığından endişe duyulduğunu belirterek, gözlemci statüsünü durdurmaya ve aktivitelerden çıkarmaya oybirliğiyle karar verdi.[87]

MAHKEME BAŞKANI DURUŞMA SIRASINDA GÖREVDEN ALINDI TUTUKLANDI

Kırşehir’de yapılan 2 Şubat 2017 tarihli duruşma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Fatih Mehmet Aksoy (Erdoğan’ın darbeci, hain ilan ettiği, Adana’da MİT Tırları soruşturmasını yürüten savcıları tutuklayan hâkim), tutuklu yargılanan polisleri kast ederek ve delil yetersizliğine dayanarak, “Dayanamıyorum, bunların hepsini serbest bırakacağım” demiştir. Bunun üzerine, duruşma savcısının “İki saat sonra seni Bylock’çu yaparım” şeklinde hâkimi tehdit ettiği iddia edilmiştir.[88] (Sadece ByLock iletişim programı kullandığı gerekçesiyle on binlerce kamu görevlisi ihraç edilmiş veya tutuklanmıştır.) Mahkeme Başkanı Fatih Mehmet Aksoy’a, duruşma devam ederken HSYK tarafından görevden alındığı bildirilmiştir.

Hâkim Aksoy, duruşma sırasında aldığı bilgi üzerine duruşmaya ara vererek adliyeden ayrıldı, yerine ise mahkeme üyelerinden biri başkan sıfatıyla duruşmaya devam etti. Duruşma kısa bir süre sonra ileri bir tarihe ertelendi. Söz konusu davada, ByLock kullandığı iddia edilen 39’u tutuklu 48 polis yargılanıyordu. Hâkim Aksoy, bir gün sonra ByLock kullanıcısı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı.[89] Adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmasına rağmen meslekten açığa alındı. Hâkim Aksoy’un ByLock kullanıcısı olmadığı tam 1 yıl sonra tespit edilince görevine iadesine karar verildi.[90] Bu ve benzeri eylemler nedeniyle hâkimlerin, HSYK ve yürütmeden korkmadan, bağımsız şekilde karar almaları olanaksız hale gelmiştir.

 ‘AKP ÜYELERİ VE YÖNETİCİLERİ HÂKİM YAPILDI, PARTİLİ HÂKİM DÖNEMİ BAŞLADI’

Binlerce hâkim ve savcının Hizmet Hareketi mensubu olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilmesi ve tutuklanmaları üzerine boşalan görevler için avukatlıktan hâkimliğe geçiş sınavı yapıldı. Adalet Bakanlığı’nın özellikle 24 Nisan 2017’de düzenlediği sınav ve mülakatla göreve getirdiği 1341 hâkimin yüzde 90 oranla AKP’nin il ve ilçe teşkilatları üyelerinden oluştuğu veya AKP referansı bulunduğu ortaya çıktı.[91] Hâkim olarak alınan 1341 kişi arasında AKP’nin desteklediği Ensar Vakfı’nın Ankara Şube Başkanı olan Ercan Poyraz da yer aldı.

Hâkim yapılanlar arasında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın özel kalem müdürü, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün Cumhurbaşkanlığı Saray’ında çalıştığı tespit edilen kızı da yer aldı. AKP’li teşkilat yöneticisinin avukatlıktan hâkimliğe alındığını CHP milletvekili Barış Yarkadaş duyurdu. Yarkadaş yaptığı açıklamada, “Referanslar AKP Milletvekillerinden, İl Başkanlarından ve Saray’dan geliyor. Son atanan 1341 kişinin 1100-1200 civarında AKP’li olduğunu biliyoruz. Örneğin Hacer Alan, Melih Gökçek’in (AKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı) avukatı. Ceyda Bozdağ, AKP Edirne Merkez İlçe Başkan Yardımcısı. Atananların çoğu AKP’li yöneticiler, bu kişiler sözlü sınavı geçerek hâkim olmaya hak kazandı. Bu nedir? Partili hâkim döneminin başlamasıdır ve parti devletinin inşasında yeni bir adımdır. Partili hâkimlik adaletin ölümü demektir. Siz, bu kişilerin adil bir karar vereceğini düşünüyor musunuz?” dedi.[92] Yazılıda düşük not alan AKP’lilerin mülakatla hâkim yapıldığını anlatan Yarkadaş açıklamasının devamında, “Liyakat sistemi kaldırılmış, partili olmak yeterli sayılmıştır. 4000’e yakın hâkim adayı koşullara uygun olduğu için bu sınava başvurdu. 1341 kişi alındı. Aslında 1500 kişinin alınacağı söylenmişti. Belli ki 1500 AKP’li avukat bulamamışlar. Şu anda hâlâ 200’ün üzerinde hâkim ihtiyacı var. AKP’li olmayan hiç kimseyi atamadılar, bu korkutucu bir gerçek” dedi. CHP, sınavın iptali için mahkemeye başvurdu.

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 24 Nisan’da hâkim yapılan yüzde 90 oranındaki AKP üyesi isimlerden bir kısmını kamuoyuna açıkladı.

Bu isimlerden bazıları şöyle:

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Başdanışmanı Ahmet Karayiğit’in kızı Avukat Sevcan Karayiğit

Furkan Barutçu: AKP Sultanbeyli İlçe Kurucu Başkanı

İlyas Demircan: AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı

Yadigar Demircan: AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı’nın eşi, AKP Kadın Kolları üyesi

Ahmet Emre Arıkan: AKP Denizli İlçe Yönetim Kurulu Üyesi

Aslı Arslanhan: AKP Kocaeli Çayırova İlçe eski yöneticisi

Nahide Hakan: AKP Van Kadın Kolları Başkanı

Bekir Yıldız: AKP milletvekilinin yeğeni ve AKP üyesi

Necdet Tarhan: AKP Van Edremit Encümen adayı

Açelya Kahya: AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi

Ethem Başer: AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi

Cemal Yayla: AKP Giresun üyesi

Ömer Faruk Yanık: AKP Giresun Görele üyesi

İpek Kışlalı: AKP İzmir Karabağlar ilçe yöneticisi

Yavuz Ertugay: Erzurum Ersılader Başkanı (AKP’ye yakınlığıyla bilinen dernek)

Alpaslan Güzel: AKP Kaman eski ilçe başkanı

Neşe Arısoy: AKP Adana Kadın Kolları Başkanı

Ömer Çağlar: AKP Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi

Mahmut Çakmak: AKP Adana il disiplin kurulu üyesi

Aslı Çetin Turpçu: AKP Adana Milletvekili adayı

Esra Işıl Sağlam: AKP Adana üyesi

Hüseyin Çamlı: AKP Adana üyesi

Pelin Burçin Dilmen: AKP Adana üyesi

Mustafa Kilitçi: AKP Adana üyesi

Adem Metik: AKP Adana üyesi

Adem Yıldırım: AKP Van İl Başkan Yardımcısı.

“YARGI, TALİMAT ALIYOR“

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargı kararlarına müdahale ettiklerini açıkça söylemekten çekinmemiştir. 6 Nisan 2017 tarihinde katıldığı bir canlı televizyon programında Erdoğan, ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz darbe teşebbüsünün, “kontrollü bir darbe girişimi” olduğu yönündeki eleştirilerine cevap verirken, şu ifadeleri kullanmıştır: “Cezaevlerinde olanları sen mi içeri soktun? Bu cezaevlerinde olanları yürütme olarak şu anda hükümet ve bizler, müşterek yaptığımız çalışmalarla toparlayıp içeri soktuk. Devletin bütün kademelerinde olanları toparlayıp içeri alan biz değil miyiz?” demiştir.[93] Bu ifadelerden hâkimlerin verilen talimatları uyguladığı anlaşılmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda muhtarlar ile buluşma toplantısında konuşan AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bazen anneler geliyor, ‘Benim evladım suçsuz, günahsız’ diyor. Kusura bakma. Suçsuz, günahsızsa zaten bırakıyoruz.”[94] demiştir.

Ana muhalefet partisi lideri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yargının mevcut durumunu şu sözlerle açıklamıştır. “Yargı siyasi otorite tarafından teslim alınmış durumda. Yargı hukukun üstünlüğüne ve vicdanına göre karar vermiyor artık saraydan talimat bekliyor ‘nasıl karar vereceğim’ diye.”[95]

AKP ile ittifak içinde olduklarını belirten İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ise bir televizyon programında “Hukuk siyasetin köpeğidir” ifadesini kullanarak Erdoğan’a destek vermiştir. İtalya’daki gladyo benzeri ‘Derin devlet’ soruşturmaları kapsamında terör örgütü yöneticisi olmakla suçlanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve dava arkadaşları yine AKP hükümetinin bazı yasal düzenlemeleri sayesinde tahliye edilmişlerdir. Perinçek, “bizi hapse attılar biz de onları hapse attık” demiştir. [96]

HAKİM VE SAVCILARIN BAĞIMSIZLIĞINI YOK SAYAN “TALİMAT KİTAPÇIĞI”

Ana muhalefaet partisi CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 27 Şubat 2018’de yaptığı Meclis Grup Konuşmasında, hakim ve savcıların bağımsızlıklarının yok sayıldığını ve yürütme tarafından verilen talimatlar ile hareket ettiklerini belgeleyen bir kitapçığı ortaya çıkardı. Adalet Bakanlığı tarafından bastırılan ve Hâkimler Savcılar Kurulu’nun (HSK) hakimlere dağıttığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Terör Soruşturmaları Bilgi Kitapçığı‘ açık bir şekilde hakimlerin hüküm verme iradelerini elinden alıyordu. 6 Nisan 2017’de terör suçlarına bakan hâkimler ve savcılara gönderilen kitapçıkta, tutuklu yargılanan hâkimler ve savcılar konusunda mahkemelerin nasıl davranacağına ilişkin şu talimat yer alıyor: “Tahliye konusunda Hâkimler Savcılar Kurulu’yla mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır.”
Buna göre mahkemeler, sanığın savunmasını alacak, delilleri inceleyecek, tanıkları dinleyecek ve yasalar çerçevesinde sanığın tutuksuz yargılanmasına karar vermek isteyecek ancak, HSK’nın onayını almadan bu davalarda tahliye kararı vermeyeceklerdir.

Bu arada HSK’nın bir yargı organı olmadığını, siyasi bir yapı olduğunu ve hükümetin kontrolünde olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
Siyasi bir kişilik olan Adalet Bakanı HSK’nın başkanıdır. Siyasi atamayla görev yapan müsteşar, HSK’nın tabii üyesidir. Ayrıca HSK üyelerinin tamamı yeni sistemde siyasi organlar tarafından atanmaktadır. Çünkü HSK üyelerinin yarısının atamasını yapan ‘Cumhurbaşkanı’ sıfatı taşıyan Tayyip Erdoğan aynı zamanda iktidar partisinin AKP’nin genel başkanıdır. Geri kalan üyeler ise, çoğunluğunu yine iktidar partisinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisince atanmaktadır.

“MAHKEMELERDE OLMAYAN DELİLLERE SAHİBİZ”

HSK’nın siyaseten tarafsız kabul edilemeyeceği Venedik Komisyonu’nun 13 Mart 2017 günlü raporunda da açıklanmıştır. Dolayısıyla HSK’nın mahkeme kararlarını denetleme yetkisi yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9’uncu maddesi de: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Demektedir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği kitapçığı ve “tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır” ifadesini doğruladı. Kendilerinde mevcut bulunduğunu belirttiği delil havuzunun mahkemelerde olmadığını savundu.  Yılmaz yaptığı açıklamada; “Hâkim ve savcı soruşturmaları iki ayaklıdır. Biri ilk derece mahkemelerinde yürütülen soruşturmalardır, diğeri ise bizim yürüttüğümüz disiplin soruşturmalarıdır. Disiplin soruşturmaları sebebiyle –bunlar arasında terör örgütü üyesi olmaları dışında görevi kötü kullanarak örgüt lehine işlediği eylemlerle ilgili soruşturmalar da var– bizde bir delil havuzu oluştu. Mahkemelerdeki yargılamalarda bizdeki deliller olmuyor. Yani bizdeki soruşturma dosyasındaki deliller, onlar da bulunmayabiliyor. Adalet Bakanlığı bu sebeple ‘HSK ile istişare edin’ dedi. Yoksa ‘Tahliye etmeden önce HSK’ya sorun’ gibi bir şey olması mümkün değil.” Dedi. [97]

HAKİM-SAVCI ADAYLARINA RADİKAL İSLAMCILARDAN EĞİTİM SEMİNERİ

AKP hükümeti, yargı kurumlarını teşkilat üyeleriyle dizayn ederken diğer taraftan da bazı dernekler aracılığıyla hukuk fakültesi öğrencilerine yönelik eğitim faaliyetlerine başlamıştır. Özellikle Adalet ve Medeniyet Derneği, organize ettiği toplantılar ve üst düzey isimlerin katılımı ile dikkat çekmektedir. Son dönemde yargıya atamalarda dernek üyelerinin sayıca çokluğu dikkat çekmiştir.[98]

Derneğin gittikçe güçlendiği ve günümüzde Adalet Bakanlığı’na personel atamalarında etkili bir kuruluş haline geldiği iddia edilmektedir.[99] Bir Adalet Bakanlığı çalışanının Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvurarak, bakanlık içerisinde “Adalet ve Medeniyet isimli bir oluşum olduğunu ve bu grubun personel atamaları da dahil olmak üzere birçok konuda söz sahibi olduğunu” ihbar etmiştir. İhbarda derneğe üye olmayanların atamalarının engellendiği ve cezalandırıldıkları ileri sürülmüştür.

Derneğin internet sitesinin ana sayfasında, “Tüm mazlumların kurtuluşu için adalete dayalı yeni bir dünyanın ve İslam Birliği’nin kurulması canla başla çalışacağız.” ifadeleri yer alıyor. Dernek İçişleri Bakanlığı’nın desteğiyle meslek tanıtım toplantıları ve Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve TBMM ziyaretleri gerçekleştiriyor.

Eğitim seminerlerine cihatcı fikirleriyle bilinen fanatik İslamcı isimleri davet eden dernek, hükümet tarafından tasfiye edilen yargı mensuplarının yerine getirilecek hâkim ve savcı adayları yetiştiren bir çeşit insan kaynakları ofisi olarak görülüyor.[100]

Eğitim seminerlerine katılan isimlerden Nureddin Yıldız, Suriye’den Çin’e yapılan cihad savaşlarını açıkça desteklemesiyle ve radikal açıklamalarıyla tanınıyor. Yıldız, ABD’nin terör örgütü listesinde yer alan Ahrar el-Şam’ın Eylül 2014’te öldürülen lideri Ebu Abdullah el-Hamavi (Hasan Abbud) ile olan yakın ilişkisi ile biliniyordu.[101] Bir başka radikal din adamı İhsan Şenocak da Adalet ve Medeniyet tarafından hukuk fakültesi öğrencileri için düzenlenen eğitim seminerlerinin konuşmacıları arasındadır.

Suriye’deki intihar saldırılarını ve silahlı isyanları onaylayan Şeyh Yusuf El-Karadavi liderliğindeki Doha merkezli Uluslararası Müslüman Alimler Birliği (IUMS) üyesi Hamdi Arslan da hâkim savcı adaylarına hitap eden konuşmacılar arasında yer alıyor.

Grup tarafından düzenlenen toplantı, seminer ve çalıştaylara, Adalet Bakanı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri ile üst düzey yargı mensupları katılıyor.

AVRUPA YARGI ÖRGÜTLERİ “TÜRK YARGISI TAMAMEN CUMHURBAŞKANINA BAĞLI”

Avrupa Yargı Örgütleri (AEAJ, EAJ, MEDEL ve Judges4J), ihraç edilip tutuklanmış Türk hakim ve savcıların AİHM’deki davalarına katılma başvurusunun 28 Ocak 2021 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine yaptığı açıklamada, Türk yargısının geldiği durum ile ilgili önemli tespitlerde bulunulmuştur.

4 yargı örgütünün imzasını taşıyan açıklamada, Türkiye’de yıllardır, hakimlerin ve savcıların, silahlı terör örgütlerine üye oldukları veya -destekledikleri iddiasıyla haksız yere tutuklandıklarına dikkat çekilmiştir. [102] Hakim ve savcıların Türk yargısı tarafından adil bir şekilde yargılanma umutlarının hayal kırıklığına uğradığı vurgulanan açıklamada, “bu da Türk yargısının tamamen Türkiye Cumhurbaşkanına bağlı olması nedeniyle şaşırtıcı değildir.” Denilmiştir.

Türk yargı mensuplarının, AİHM’e yapmış oldukları başvuruların çoğunun sonuçsuz kaldığı bilgisi verilerek bu durumun sonuçlarının telafi edilemez olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, “Bu kişiler, sağlıklarını ve yaşamlarını tehlikeye atan insanlık dışı cezaevi koşullarına maruz kalırken uzun bir bekleme süresi geçmektedir. …AEAJ, EAJ, MEDEL ve Yargıçlar için Yargıçlar birliğinden oluşan Türkiye’de Bağımsız Yargı Platformu, Türkiye’deki gelişmeleri ve AİHM’deki yargılamaları izlemeye devam edecek ve haksız yere zulüm gören Türk hâkim ve savcılarına her zaman ve gerekli olduğu her yerde destek olmaktan vazgeçmeyecektir.”

Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye geriye gidiyor

World Justice Project (WJP) 2008 yılından bu yana her yıl Hukukun Üstünlüğü Endeksi yayınlıyor. Zamanla bu endekste sıralamaya dahil etmiş olduğu ülkeleri arttıran WJP’nin 2020 raporunda 128 farklı ülke karşılaştırıldı. WJP’nin ülkeleri şu 8 farklı başlık altında değerlendirerek ve puanlama yapıyor; hükümet yetkilerinin kısıtlanması, yolsuzlukların önlenmesi, yönetimde şeffaflık, temel haklar, nizam ve güvenlik, idari yaptırımlar, adil hukuk ve cezai adalet.

WJP’nin 2020 raporuna göre ise Türkiye hukukun üstünlüğünde 128 ülke arasında 107. sırada yer alıyor. Türkiye aynı endekste 2014’te 59, 2015’te 80, 2016’da 99’uncu sırada bulunuyordu. Türkiye’nin 2013’te 97 ülke içinde 39. sırada olduğu dikkate alınırsa büyük bir düşüş olduğu ortaya çıkıyor.

 

  1. BÖLÜM

MAĞDURİYETLER

YARGI MENSUPLARINA İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE

AST raportörüne konuşan tutuklu yargı mensuplarının aileleri, yaşadıkları mağduriyetleri dile getirirken isimlerinin deşifre olmaması konusunda güvence istemiştir. Gerekçe ise cezaevindeki şartların ağırlaşacağı veya cezaların artacağı şeklinde açıklanmıştır. Bilgisine başvurulan, görüşülen hâkim ve savcılar da anlattıklarının öğrenilmesi üzerine tutuklanma tehlikesiyle karşılaşacaklarını ifade etmiştir. Bu nedenle bazı anlatımlarda bulunan isimler kodlanmıştır veya gizlenmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan hâkim ve savcılar özellikle yasaları aykırı olarak uzun süreli hücre cezalarına tabi tutularak işkence ve kötü muameleye maruz burakılmıştır. Geç açılan davalar nedeniyle tutukluluk süresi neredeyse 2 yıl geçmesine rağmen kendilerini savunma hakkı bulamayan hâkim ve savcılar olmuştur.

Eski milletvekili ve hukukçu Hüseyin Aygün’ün Kasım 2016’da yaptığı açıklamaya göre tutuklu hâkim savcıların 680’i tek başlarına hücre denilen tecrit ortamında tutulmuştur. Cezaevinde disiplini bozan hükümlülerin disiplin soruşturması sonrasında İnfaz Yasası’nın 44. Maddesine göre, en fazla 20 gün verilebilen hücre cezası tutuklu hâkim ve savcılara tam 2 yıl uygulanabilmiştir. Hâkim savcı yakınları, fişleme listelerine göre isimleri öne çıkan bazı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla, hücrelerde tutulduğunu iddia etmektedir. Bu listelerde Yüksek yargı üyeleri, komisyon başkanları, başsavcılar ve önemli davalara, soruşturmalara bakmış hakim ve savcılar ağırlıklıdır. Hücreden çıkartılıp normal koğuşa geçen hâkim ve savcıların ortalama 12 ay tecritte kaldığı ifade ediliyor. İlk 2 yılını hücrede geçiren hâkim savcı sayısının 450 civarında olduğu belirtilmektedir.

Aile yakınları yasadışı şekilde 12-24 ay arası değişen sürelerde hücrede tutulmaları nedeni ile intihar eğiliminde olan, akıl sağlığını kaybeden yada buna dair belirtiler görülen onlarca hâkim-savcı olduğu bilgisini paylaşmıştır. Bir avukat, 2 ayda bir görüşebildiği hâkim müvekkilinin son görüşmede sorularına mantıklı cevaplar veremediğini bazen kendi kendine farklı konularda konuşmaya başladığını anlatmaktadır.

Yasada yeri olmayan bu kadar uzun süreli hücre uygulamasına, tutukluların yaptıkları itirazlardan çoğunluğuna cevap dahi verilmemektedir. Bu konuda ısrarcı olan bir savcıya bulunduğu cezaevinin 2. Müdürü; sizleri ya itirafçı olsunlar ya delirsinler ya da intihar etsinler” diyerek buralara koydular, boşuna uğraşma, istesek de sizi çıkaramayız, emir yukardan geldi” cevabını vermiştir.

Tutuklandıktan sonra cezaevinde intihar ettiği öne sürülen ancak ailesinin intihara şüpheyle yaklaştığı Bursa Cumhuriyet savcısı Seyfettin Yiğit ile ileri derecede hastalığına rağmen gözaltında kötü muamele gören ve meslekten ihraç edilen 29 yaşındaki Danıştay tetkik hâkimi Mehmet Tosun hayatını kaybetmiştir. Halen tıbben cezaevinde kalmaları mümkün olamayacak derecede hastalığı (kanser, kalp rahatsızlığı, böbrek yetmezliği vb..) bulunan hâkim savcılar vardır. Bu isimlerden Yargıtay üyesi Mustafa Erdoğan hayatını kaybetmiştir.

Tutukluların yüzde 90’ı hakkında, tutuksuzların da yarıdan fazlası hakkında bir yıl sonra iddianame düzenlenmiş ve yargılamalarına başlanmıştır. Tutuklu bazı hâkim savcılar hakkında kararlar verilmeye başlanmıştır. Verilen hapis cezaları genelde örgüt üyeliği suçlamasıyla 6 yıl 3 ay ya da 7 yıl 6 ay hapis cezasıdır. Bazı hâkim savcılar hakkında ise yine aynı suçlamadan 9 yıl yada 10 yıl 6 ay gibi üst sınırdan ceza tayin edilerek cezalandırma yoluna gidilmektedir. Bunun birden fazla örneği basına yansımıştır.

Hâkim savcılar hakkındaki hazırlanan ilk iddianamelerin neredeyse tamamı 60-70 sayfa arasında. İddianamelerin 55-60 sayfası idari bir kurul olan HSYK’nın yargı denetimine tabi ancak henüz hiçbir yargı denetiminden geçmemiş ihraç kararlarının birebir kopyasıdır. Bu metne sadece iki-üç sayfa şüpheliye ait içerik eklenerek iddianame düzenlenmektedir. Birbirinden farklı illerde görev yapan onlarca farklı savcının aynı cümlelerle iddianame tanzim etmesi fiilen imkansızdır. Bu durumun tek bir izahı vardır Hâkimler ve Savcılar Kurulunca soruşturma yürüten savcılıklara bu metnin kullanılması talimatı gitmiştir.

Hâkim savcılar hakkında düzenlenen iddianamelerin tamamında; 17-25 Aralık Yolsuzluk soruşturması, Suriye’ye silah taşıyan Mit Tırları soruşturması, İzmir askeri casusluk soruşturması, Ergenekon, Balyoz Darbe Planı, Kurtoğlu davası, Selam Tevhit-Kudüs Ordusu dosyası gibi soruşturma ve davalarda görev alan hâkim savcılar hakkındaki idari soruşturmalara yer verilmiştir. Bu soruşturmalarla hiç ilgisi olmayan hâkimler ve savcılar fişleme listelerinden yola çıkılarak somut delillersunulmadan terör örgütü üyeliğiyle suçlanmıştır.

Hâkim savcılar hakkında yazılan ve tek merkezden gönderildiği anlaşılan iddianamelerdeki ortak suçlamalar şunlar;

1) “2014 HSYK seçimlerinde bağımsızlar lehine seçim faaliyeti yürütmek.”[103] Bu iddia hemen hemen tüm şüpheli yargı mensuplarına yöneltilmiş. Anayasal bir hak sanki suçmuş gibi sunulmuştur. Oysa 2014 HSYK seçimini Yüksek Seçim Kurulu yaptı ve adayların aday olma yeterliliğini de YSK onayladı. Anayasanın tanıdığı bir hakkın kullanımından suç üretilmektedir. Yine bazı hâkim savcıların iddianamesinde; “hâkim savcıların kullandığı adalet.org sitesinde adaylığını açıklayan ve buna dair yazı yazan bağımsız bazı adayların yazısının altına “Hayırlı olsun” gibi destekleyici yazı yazıldığı” iddiasına yer verilerek bu sanki suçmuş gibi ortaya konulmuştur.

Tutuklu hâkim ve savcılar, aile yakınların iddianamelerdeki tek ortak suçlama olarak HSYK seçim çalışmasının gösterilmesine dikkat çekiyor. Tüm ihraçlar ve tutuklamaların 2014 HSYK seçim döneminde MİT ve adliyelerdeki hükümet yanlısı Yargıda Birlik Platformu üyelerinin fişleme listelerine dayandığını belirtiyor. Kendisini ateist olarak tanımlayan tutuklu bir hâkim de sırf bu listelerde olduğu için cezaevinde olduğunu belirtiyor. HSYK seçimlerinde sosyal medya üzerinden hükümet destekli üyelere oy vermeyin çağrısında bulunduğu için ve iki bağımsız adayı da açıktan desteklediği için o dönemde kendisine “kripto paralel” lakabı takıldığı ifade ediliyor.

MİT’in listesinde olan hemen hemen tüm hâkim savcıların iddianamesinde “ByLock kullandığı” iddiası var. Bazı hâkim ve savcılarla ilgili suçlamalarda ise milyonlarca insanın kullandığı whatsapp, Kakaotalk, Tango gibi uygulamaları kullandığı iddiası yer alıyor. Bu programlar aracılığıyla örgüt üyesi yargı mensupları ile görüştüğü suçlamasına yer veriliyor. Bir iddianamede “Kakaotalk programı ile tutuklu 4 hâkim savcı ile görüştüğü tespit edildi” denilerek suçlama yöneltilmiş ve Kakaotalk kullanmak suç delili olarak gösterilmiştir. Görüştüğü hâkim savcıların ise adliyede birlikte görev yaptığı kişiler olduğu tespit edilmiştir.

İddianamelerde yer alan ve terör örgütü üyeliğine delil olarak gösterilen bir başka suçlama ise, “Mesleki yurtdışı seyahatlerine ya da yurtdışı dil eğitimine katılarak emsalleri arasında temayüz etme.” ifadesiyle tanımlanmış. Tüm soruşturmalarda bu araştırmanın yapıldığı anlaşılıyor. Hizmet Hareketi’nin kendi üyelerini yurtdışı gezilerine ve dil kurslarına göndererek mesleki başarı yakalamalarını sağladığı iddia ediliyor. Oysa şu an HSK’da, Adalet Bakanlığı’nda görevli tüm üst düzey yetkililer, tetkik hâkimleri bu gezilere ve kurslara o tarihlerde defalarca katıldığı belirtiliyor. 3 günlük İngiltere gezisi nedeniyle suçlanan bir tutuklu hâkim ise halen Adalet Bakanlığı’nda Genel Müdür görevinde olan yargı mensubuyla birlikte gittiği belgelemiştir.

“Lisede cemaat dershanesine veya kolejine gitmek”. Birçok iddianamede bu da delil olarak sunulmuştur. Oysa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı ve eski Ekonomi Bakanı Berat Albayrak da bu dershane ve kolejlere giden yüzbinlerce öğrenciden biridir.[104]

“HSYK’nın ihraç kararı” da tüm iddianamelerde sanki ceza hukuku açısından kesin bir delilmiş gibi konulmuş. İdari bir karar olmasına rağmen tüm hâkim savcılar bu tek tip bireysel gerekçe içermeyen karardan dolayı tutuklandı.

“Bank Asya’ya para yatırma, Digitürk iptali, Gazete aboneliği” de her birey için araştırımış ve iddianameye yazılmış.

İddianamelerde delil olarak gösterilen bazı maddeler;

  1. Şüphelinin bilgisayarında yapılan incelemede 2015 yılında rotahaber.com isimli siteye giriş yaptığının tespit edildiği, bu sitenin örgüt talimatıyla kurulan bir site olduğu ve yasaklandığı, “bugüntv logosunun bulunduğu fotoğraf tespit edildiği.
  2. Şüphelinin bilgisayarında yapılan incelemede Fetullah Gülen ile ilgili haberleri takip ettiğinin anlaşıldığı (iki adet haber linki)
  3. 2014 HSYK seçimlerinde sandıklar açılınca ve oy sayımı yapılırken orada bulunduğu ve izlediğ
  4. Şüphelinin bilgisayarında VPN programı tespit edildiği. Bu program ile cemaatin internet sitelerine girdiğinin değerlendirildiğ
  5. Vatandaş M..S… nin ihbar dilekçesi göndererek tutuklandığını öğrendiği savcı A.’nın Fetö üyesi olduğunu söylediğ
  6. HSYK’ya dilekçe gönderen adliye çalışanı …’in tutuklanan hâkim …’nın kendisine haksız yere disiplin cezası veren hâkim olduğunu, FETÖ’cü olduğunu bildirdiğ
  7. … isimli avukatın “dosyada haksız karar vermişti, şimdi tutuklanmış, FETÖ’cü olduğunu biz biliyorduk” diye dilekçe gönderdiğ


TUTUKLU YARGI MENSUBU DİYARBAKIR’DA YAŞADIKLARINI ANLATTI

Darbe girişiminin bastırılmasının hemen ardından HSYK tarafından yayınlanan listelerde adı geçen hâkim ve savcılar gözaltına alınmaya başladı. Tutuklu bir yargı mensubu, 16 Temmuz 2016’da yaşadıklarını mektubunda şöyle anlattı:

“Hâkim ve savcılar ağır cezalık (cinayet, rüşvet alma gibi) bir suçüstü yakalanma durumu hariç asla gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, üzerleri aranamaz, ev ve işerleri de aranamaz. Bu Anayasal bir haktır ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda da özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle terör örgütü üyeliği suçlaması ile bir hâkim savcı gözaltına alınamaz hatta hakkında doğrudan soruşturma dahi yapılamaz. Çünkü terör örgütü üyeliği suçunda suçüstü durumu olamaz, hele hele yirmi yıl önce gidilen dershane, iki yıl önceki HSYK seçimleri, bir yıl önce kullanıldığı iddia edilen Bylock gerekçe gösterilerek asla suçüstü var diyemezsiniz. Olsa olsa bu suçlama ile önce Teftiş Kurulu müfettiş görevlendirir, sonra düzenlenen rapora ve alınacak olura göre soruşturma başlatılabilir. Bunları niye anlatıyorum? Hâkim savcılara yapılan gözaltı ve tutuklama işlemlerinde nasıl kanuna karşı işlem yapıldığını anlamanız için.

“TUTUKLU HAKİM SAVCI ADEDİNCE EVRAKTA SAHTECİLİK YAPILDI”

16 Temmuz 2016’da 2800 civarı hâkim savcı hakkında alınan gözaltı kararları suçüstü haline müsait darbe teşebbüsü suçu gerekçe gösterilerek alındı. Yani aranan bahane darbe teşebbüsünde bulundu. Bu öyle pervasızca yapıldı ki hem ‘darbe teşebbüsü’ eyleminden suçüstü uygulanıp gözaltına alma, arama yapma ve tutuklama kararları verildi hem de bu suçla ilgili başka hiçbir araştırma soruşturma vs. yapılmadan herkes hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu açıkça mağdur hâkim savcı sayısı adedince evrakta sahtecilik suçunu oluşturur. Dönemin HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, söz konusu suçlamanın asılsız olduğunu itiraf etmiştir. Hâkim ve savcıları itirafçılığa teşvik etmek için yalan beyanda bulunduğunu da açıklayan Yılmaz şunları söylemiştir: “Darbeye teşebbüs noktasında zaten biz bu yasadan faydalanmıyoruz. Sadece silahlı terör örgütü üyesi olarak yargılama yapabileceğiz; zira henüz yargı camiasında darbeye karıştığını, bizzat içinde olduğunu ispat ettiğimiz kimse yok! Onu henüz delillendiremedik. Bizim yargıyla ilgili soruşturmanın tamamı silahlı terör örgütü olmak suçundan dolayı yapılıyor.”[105]

Kanuna karşı hile yani kanunun etrafını dolaşıp amaca ulaşmak için en başta soruşturma konusu olamayacağı bilinen suçtan resmi evrak mahiyetinde talepnameler ve kararlar hazırlandı. Bununla da yetinilmedi, anlatacağım Diyarbakır örneğinde olduğu gibi (neredeyse tüm illerde bu şekilde yapıldı) başta hürriyeti tahdit, konut dokunulmazlığını ihlal gibi ona yakın suç işlendi. Peki Diyarbakır’da ne oldu?

POLİS: “BAŞSAVCININ EMRİ VAR DIŞARI ÇIKANI VURURUM”

16.07.2016 günü saat 08:00’de yani daha darbeye teşebbüs etmiş askerler bile gözaltına alınmadan hatta çoğu belirlenememişken Diyarbakır’daki (fişleme listelerinde isimleri olan) hâkim savcılardan birçoğu “fiili olarak” gözaltına alındı. Lojman bahçe giriş kapısına boydan boya duvara sıfır mesafede bir polis otobüsü park edilerek kapı kapatıldı. Yani fiilen; hukuki anlamda gözaltı işlemi, gerçekte hürriyeti tahdit eylemi başlamış oldu. Lojmanın tek giriş kapısı burasıdır. Malum Diyarbakır’ın güvenlik sorunu nedenine bahçeyi çevreleyen tüm duvarlar yüksek güvenlikli yani tel örgülerle kaplıdır. Kapatılan bu kapıyı bekleyen bekçilere o saat itibari ile Başsavcı tarafından gerekirse silah kullanma emri verildi. Sabah saatlerinde evine kahvaltı için ekmek alma amacıyla dışarı çıkmak isteyen kişilere bir bekçi ve gelen polisler tarafından “çıkamazsınız, başsavcının emri var gerekirse vururum” dendi. Kendisine ellerinde gözaltı  kararı olup olmadığı sorulunca “yok ama sözlü talimat var” denildi. Peki bu sözlü talimatı veren kim? Diyarbakır’a tayini çıkan ve 15 Temmuz’dan bir gün önce Diyarbakır’da göreve başlayan Başsavcı Kamil Erkut Güre. Türkiye genelindeki listelerde adı geçen hâkim ve savcılara gözaltı kararlarını Ankara Başsavcılığı verdi ama bir gün önce geldiği ildeki hâkim savcıları gerekirse vurduracak kadar motivasyonu bu başsavcıya bir gecede kim verdi? Bu bile tek başına hâkim-savcılara yapılacak bu operasyonun kararının çok önceleri verildiğini ispatlar. Kimin darbeci olduğunun bile belli olmadığı bir gün ve saatte hiçbir kamu görevlisinin, geceyi lojmanda ikametlerinde geçiren hâkim savcıyı vurdurtacak kadar gözü dönmüş olamaz.

Bu hukuksuzluk karşısında bazı hâkim-savcılar ısrarlı ve sert bir şekilde dışarı çıkmak istedi. Çünkü hem ortada yasalara aykırı bir uygulama hatta suç var, hem de böyle bir uygulamayı yapan kişilerin her an her şeyi yapabileceğini düşünerek herkes hayatından endişe etmişti. Polislerle hâkim-savcılar yarım saate yakın bir süre sözlü ve fiili temas ile tartıştılar. Bu arbede ve gerginlik sırasında bir savcının yaz tatili olduğu için kendisini ziyarete gelen babası fenalaşarak kalp krizi geçirdi. Savcı bey babasının çok acil hastaneye götürülmesi gerektiğini söylediği halde buna bile müsaade edilmedi. Israrlar üzerine başsavcıdan izin almamız lazım diyen polisler telefonla başsavcıya ulaşmak istedi ardından izin verilemeyeceği söylendi. Bunun üzerine savcı babasını bir araca bindirerek “isterseniz beni vurun” diyerek aracı hareket ettirmiştir. Bunun üzerine bir polis amiri tamam bırakın hastaneye gitsin deyip onların gitmesine izin vermiştir. Bu izni veren polis amiri ve orada bulunan polisler sırf bu nedenle yani o savcıyı babası ile hastaneye gönderdiler diye hemen aynı gün açığa alınarak tutuklanmıştır.

GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELE

Sabah 8’den akşam 8’e kadar tüm hâkim savcılar hiçbir yazılı karar olmadan lojmanlarda fiili gözaltında tutulmuştur. 16.07.2016 günü saat 20:30 sıralarında 120 dairelik hâkim savcı lojmanına tam teçhizatlı terörle mücadele polisleri gelerek bu sefer nöbetçi savcı ve Başsavcı ile resmî gözaltı sürecini başlatmışlardır. Saat 23:00 sıralarında da fişleme listelerindeki hâkim savcılar ikametlerinden kelepçe takılarak gözaltına alınmıştır. Aynı zamanda gözaltına alınan herkesin ve listelerde ismi olup da izinleri nedeniyle Diyarbakır dışında olan hâkim savcıların evinde hukuka aykırı aramalar yapılarak, hiçbir şekilde denetime olanak vermeyecek şekilde tüm bilgisayar, telefon ve dijital eşyalara yasal zorunluluk olan imaj dahi alınmadan el konulmuştur.

Tüm hâkim ve savcılar, Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü nezarethanesine götürülmüştür. Burada birçok hâkim savcı beton zemin üzerinde 4 gün geçirmiştir. Bu 4 günlük sürede geceleri kasıtlı olarak uyumalarını engellemek için fotoğraf çekme, parmak izi alma gibi işlemler yapılmış yine sürekli ışıklar açık bırakılarak beton zeminde dahi uyumaları engellenmiştir. Doktor raporları, emniyet binasına getirilen doktorlara fiili bir muayene yapılmadan imzalatılmak suretiyle düzenlemiştir. 4. gün adliyeye sevk edilen hâkim savcılara o sabah su verilmiş, ardından gece geç saatlere kadar adliye koridorlarında bekletilmelerine rağmen yemek ve su verilmemiştir. Savcılığa ifade için 21:00’den sonra sıra ile çıkartılmış ve lise yıllarından başlayan sorularla her biri saatlerce süren bu sorgularda Diyarbakır gibi sıcaklığın çok yüksek olduğu bir şehirde 24 saate yakın aç ve susuz bekletilmiştir.

Gece yarısından sonra nöbetçi sulh ceza hâkimi yoruldum diyerek evine gitmiş ancak hâkim savcılar, 21 Temmuz öğlen saatlerine kadar görev yaptıkları adliyenin koridorlarında bu kez şüpheli olarak elleri kelepçeli şekilde beton zeminde bekletilmiştir. Tuvalete gitmelerine dahi izin verilmediği için bir yargı mensubu altına işemek zorunda kalmıştır. Yargı mensupları 4 gün önce hâkim savcı olarak görev yaptıkları adliyede, vatandaşın ve özellikle avukatlar ile kendi personellerinin gözü önünde bu şekilde bir güne yakın koridorda tutuldular. Kendilerini bu şekilde görüp ağlayan personelleri olmuştur.”

HASTANEDE GÖZALTINA ALINIP TUTUKLANAN YARGITAY ÜYESİ MUSTAFA ERDOĞAN HAYATINI KAYBETTİ

Yargıtay 23. Ceza Dairesi Hâkimi Mustafa Erdoğan, AKP hükümetinin yüksek yargı ile ilgili bir dizi değişiklik öngören kanun tasarısının, Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde yaptığı açıklamalarıyla biliniyordu. Hâkim Mustafa Erdoğan, sosyal medya hesabı üzerinden de düzenlemenin yüksek yargı organı Yargıtay’dan hükümete biat etmeyen hâkimleri tasfiye etmek için getirildiğini ileri sürdü. Mustafa Erdoğan, 14 Temmuz 2016’da yaptığı açıklamada; “Yargıtay ve Danıştay ile ilgili kanun tasarısının Anayasa’ya aykırı olduğu uzun zaman tartışıldı. Anayasaya aykırılık AKP’li vekiller tarafından da kabul edildiği halde, bilerek ve isteyerek Anayasaya aykırı kanun çıkardılar. Anayasayı yok saymak suretiyle kötü niyetle çıkarılan yasalar yok hükmünde sayılmalıdır. Bu kanunun amacı Yargıtay’ı küçültmek değil biat etmeyenleri tasfiye etmektir. Yargıtay’ın yapısı kökten değişiyor; ama Yargıtay’da bu kadar önemli bir konuda konuşmak adeta tabu” ifadelerini kullandı.[106] Mustafa Erdoğan’ın beyninde tümör tespit edilmişti. Ancak dairedeki iş yoğunluğu nedeniyle tedavisini ertelemişti.

Bu açıklamadan bir gün sonra 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. 16 Temmuz’da ise polisler tarafından evi basıldı. Mustafa Erdoğan ameliyat olacağı güne kadar teslim olmadı. Gerekçesini kızı Buket Erdoğan şöyle anlattı: “O dönemde hâkim ve savcıların evleri basılıyor, sorgusuz sualsiz tutuklanıyorlardı. Babamın da o süreçte baş ağrıları yoğunlaşmıştı. Beyninde tümör vardı ve 3’üncü evredeydi. Ameliyat olması gerekiyordu. Eğer teslim olursa bu imkânı olmayacaktı diye düşündü sanırım. İyileştiğinde kendisi gidecekti. Sonrasında Antalya’da ameliyat olduğu hastanede yakaladılar babamı.”[107]

  1. derece kanser hastası olan 49 yaşındaki Mustafa Erdoğan, 20 Aralık’ta Antalya Medstar hastanesine giderek beyin tümörü ameliyatı oldu. Ameliyatın ardından vücudunun sol kısmı felç kaldı. Erdoğan’ın hastanede olduğunu öğrenen polis 21 Aralık’ta hastaneyi basarak Erdoğan hakkında gözaltı işlemi yaptı. 10 gün yoğun bakımda polislerin nezaretinde yattıktan sonra 30 Aralık’ta normal hasta odasına çıkarıldı. 1 Şubat’ta Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hastane odasında doktorlar eşliğinde ifadesi alındı. Ancak rahatsızlığı nedeniyle sık sık mola verilmek zorunda kalındı. Sorgu işlemi sonunda tutuksuz yargılanmasına karar verildi.

Ancak Savcı Sinan Tür, karara itiraz etti. Tür’ün itirazını hâkim olan eşi Gülpınar Tür değerlendirdi ve kabul etti. Doktor raporlarına ve kaçma ihtimali olmamasına rağmen Erdoğan, Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla 3 Şubat’ta tutuklandı. Bu arada Erdoğan’ın mal varlığına, maaşına ve banka hesaplarına da tedbir konuldu. 6 ay boyunca yatağa bağımlı halde penceresi dahi olmayan tutuklu koğuşu denilen 802 numaralı odada tutuldu. Sadece eşinin görmesine izin verildi. Bu sırada çocuklarına ziyaret yasağı konuldu. Babalarını 6 ay boyunca göremediler.

Güneş görmeyen odada sağlıklı tedavisinin yapılamayacağı, yüzde 83 felçli olduğu, hayati tehlikesinin bulunduğu, doktorların en fazla 2 yıl yaşayabilir şeklindeki raporlarına rağmen yapılan tüm tahliye talepleri reddedildi. Yargıtay üyesi Erdoğan, bilinci kapanana kadar tahliye edilmedi.

MAHKEME, BİLİNCİ KAPANANANA KADAR TAHLİYE ETMEDİ

12 Ağustos’ta yoğun bakıma alındı ve bilinci kapandı. Bunun üzerine ailenin talepleri kabul edildi ve 18 Ağustos Cuma günü savcılığın talebiyle mahkeme tahliye kararı verdi. Erdoğan, bilinci kapalı olarak geçirdiği 4. günün sonunda 22 Ağustos’ta vefat etti. Mustafa Erdoğan yargılanamadan, hakkında somut bir delil ortaya konamadan, iddianamesi bile hazırlanamadan, savunmasını yapamadan hayatını kaybetmiş oldu. Ancak AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen medyada sık sık silahlı terör örgütü üyesi olduğuna yönelik haberler yapıldı.

Babasını görebilmek için savcılığa başvurduğunda adliyeden atıldığını anlatan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi kızı Buket Erdoğan, “Yargılansaydı, kendini savunma hakkı tanınsaydı. Ama hiç biri yapılmadan ceza verdiler. Masumiyet karinesini ihlal ettiler, benim babamla geçirebileceğim günlerimi çaldılar. Benden babamı çaldılar.” Diye konuştu.[108] Buket Erdoğan babasının hastaneye kaldırıldığı günden itibaren tüm hukuksuzlukları not ettiğini bir gün tüm sorumluların yargılanmasını sağlayacağını açıkladı.

Buket Erdoğan, babasının doğru bildiğini savunmaktan çekinmediği için ona bedel ödetildiğini savundu. Buket Erdoğan: “Babam güçlü olanın değil haklı olanın sözü geçmeli derdi. Bu yüzden Yargıtay yasasını eleştirdi. Onlar da bak sen bizim gücümüzü ciddiye almazsan böyle olur dediler. Onu en temel haklarından mahrum ettiler canına mal oldu. Bu hukuksuzluklar yargının siyasallaşmasının bir sonucu. Birkaç yıl önce lojmanda yaşarken farkettim kutuplaşmayı. Bazı hâkim, savcılar çocuklarını diğerlerinin çocuklarından ayırdı. Birlikte okula gitmelerini bile engellediler. ‘Şu kimin çocuğuymuş’ demeden bahçede düşen çocuk kaldırılırdı. Zaman oldu ki düşeni kaldırmadan yanından geçtiler. Babamla Yargıtay servisinde otururken, arka taraftan ‘Dün akşam (Recep Tayyip Erdoğan’ın) balkon konuşmasını izlemeye gittik. Çok iyiydi’ diye bağırarak, gurur duyarak konuşan hâkimler olduğunu görüyordum. O zaman 18 yaşındaydım bir anlam veremiyordum. Şimdi anlıyorum yargının siyasallaşması ne demekmiş. Bunun bedelini babamın canıyla ödeyeceğini düşünemezdim. Bilincini kaybetmeden hemen önce annemin elini tutmuş “Sizi çok seviyorum. Başınızı eğecek bir şey yapmadım. Buket’e büyük bir büro aç’ demiş. Sonra bilinci kapanmış ve birkaç gün sonra da öldü. Görüşmemize izin vermedikleri için not yazmıştı bana. Yazdığı son notta ‘Asla pes etme Buket! Asla pes etme! Adalet bir gün gelecek’ yazıyordu. Adalet bizim için gelmedi. Annemi babamın cübbesine sarılmış ağlarken görüyorum bazen. Hepimiz çok üzgünüz ama çok gururluyuz.” dedi.[109]

AİHM, MUSTAFA ERDOĞAN’IN BAŞVURUSUNDA GECİKTİ

Ailesi güneş ışığı bile almayan odada 4. derece kanser hastasının tedavi edilemeyeceği gerekçesiyle verdiği tahliye dilekçelerinden sonuç alamayınca önce Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aygün’e mahkeme, “Tutuklunun herhangi bir tehlikede olmadığı” yanıtını verdi. Ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapıldı. Ancak bu başvurudan da bir sonuç alınamadı. Erdoğan kararı öğrenemeden vefat etti.
Erdoğan’ın yarı felçli bir halde aylarca tutuklu kalmasının ve ailesi ile görüştürülmemesinin skandal olduğunu belirten avukat Hüseyin Aygün, AYM’ye de tepki gösterdi. Aygün, “AYM, tahliye edilmesi gereken bir tutuklu için tahliye kararı vermedi ve o tutuklu öldü. AYM, bu tür kararlarında bağımsız olmalıdır. Mustafa Erdoğan’ın ölümü bir ders olsun.” dedi.[110]

CUMHURİYET SAVCISI SEYFETTİN YİĞİT’İN CEZAEVİNDE ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ

Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan 50 yaşındaki Bursa Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit, tutuklu bulunduğu Bursa E Tipi Cezaevi’nde şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Cezaevi yönetimi, 15 Eylül 2016 gecesi koğuş tuvaletinde çamaşır ipi ile kendini asarak yaşamına son verdiğini açıkladı. Verilen bilgiye göre evli ve 4 çocuk babası Yiğit’in cesedi koğuş arkadaşları tarafından sabah saat 05.30’da bulundu. Ailesinin açıklamasına göre aynı gün Bayram nedeniyle yapılan açık görüşte savcı Yiğit oldukça moralliydi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, tutuklandıktan sonra cezaevinde ölü bulunan savcı Seyfettin Yiğit’in ölümünün araştırılması gerektiğini belirterek; “Bir şüphe var kafamızda. Seyfettin Yiğit’in öldürüldüğünü düşünüyoruz” dedi.

Yiğit’in ailesi de, savcının ölümünün intihar değil, cinayet olduğunu öne sürdü. Savcı Yiğit’in eşi Ayşe İlknur, çocukları Ayça, Emir Alp, Onur Alp ve Ayşegül Yiğit savcının intihar edecek yapıda bir insan olmadığını açıkladı. Yiğit’in 16 yaşındaki kızı Ayça Yiğit ise babasının Hizmet Hareketi’nden olmadığını, hayatı boyunca Fethullah Gülen karşısında olduğunu söyleyerek, olayın kesinlikle cinayet olduğunu savundu.

Ayça Yiğit babası Seyfettin Yiğit’in, tutuklandıktan sonra cezaevinde birçok mektup yazdığını belirterek, “Kurban Bayramı nedeniyle babam ile açık görüş yaptık. Durumu bayağı iyiydi. Kötü değil. Konuşmalarımızda bize mektuplar yazdığını ve bunları yavaş yavaş göndereceğini söyledi. Babam bu mektupları son anda yazmadı. Bu mektuplar bir gecede yazılacak mektuplar değil. 3-4 tane var. Cumhurbaşkanına da yazmış mektup. Ama onlar intihar mektubu değil kesinlikle” dedi.

Bir mektubunda Savcı Yiğit, çok sevdiğini yazdığı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İstanbul Kâğıthane’de ortak tanıdıkları olduğunu, kendisinin onlardan sorulmasını istiyordu. Eşi Ayşe İlknur Yiğit, “Mektubun birine yüzeysel baktım. Eşim 15 Eylül’de intihar etti, mektubun üzerinde ise 19 Eylül tarihi vardı. Belli ki o gün gönderecekti. Mektuptaki kelimeler intihar edecek bir kişinin kaleme alabileceği şekilde değildi. Süreç içerisinde bana ve çocuklarıma önerileri bulunuyordu.” dedi.[111]

TUTUKLU HSYK ÜYESİ TEOMAN GÖKÇE, 2 YILA YAKIN TUTULDUĞU HÜCREDE HAYATINI KAYBETTİ

Yargıç Teoman Gökçe, HSYK’ya en fazla oy alarak seçilen ikinci üye olarak girmişti. HSYK 1. Dairesi eski üyesi Teoman Gökçe, 15 Temmuz darbe girişimin ardından terör örgütü üyeliği gerekçesiyle tutuklanan hâkimlerden biriydi. Gökçe, Erdoğan hükümeti üyelerinin adının karıştığı 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında soruşturma savcılarının görevden el çektirilmesine karşı çıkmasıyla tanınıyordu. Yakınlarından alınan bilgiye göre Sincan Cezaevi’nde sürekli hakaret ve psikolojik işkencenin yanısıra fiziksel işkenceye de maruz kaldı. Cezaevinde hücrede tutulmasına ve hakkındaki suçlamalara karşı verdiği dilekçeler işleme konulmadı. Tahliye talepleri aynı gerekçelerle reddedildi. Gökçe’nin tutuklanmasının ardından 6 ay aralıkla anne ve babası üzüntüden kalp krizi geçirerek vefat etti. [112] Yaklaşık 2 yıldır tek kişilik tecrit odasında tutuklu olarak bulunan Teoman Gökçe, 2 Mart 2018’de hücresinde kalp krizi geçirdi. Hücresine komşu olan diğer tutukluların durumu anlaması üzerine gardiyanları çağırdığı, acil butonuna bastıkları ancak çağrıya yaklaşık 1,5 saat sonra dönüldüğü iddia edildi. Cezaevi yönetimince Teoman Gökçe’nin kalp krizi sonucu vefat ettiği duyuruldu. Gökçe tutuklu kaldığı süre içinde yargılanamadı. Suçlu veya masum olduğu anlaşılamadan hayatını kaybetti.  Gökçe’nin eşi Samiye Gökçe öğretmenlik yapıyordu. Biri ilkokul son sınıfta diğeri lise öğrencisi iki çocukları bulunuyordu.

İSTENEN KARARI VERMEDİĞİ İÇİN FİŞLENEN HAKİM KARA, SÜRGÜN EDİLDİĞİ ŞEHİRDE KALP KRİZİ GEÇİREREK ÖLDÜ

30 yıllık Hâkim Abuzer Kara, medya patronu Aydın Doğan aleyhine açılan davada beraat kararı vermesiyle tanınıyordu. Doğan’a ceza verilmesini isteyen Erdoğan’ın karardan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i arayıp tepki göstermişti. Ergin ise mahkeme hâkiminin Alevi olduğunu kontrollerinin dışında olduğunu anlatmıştı. Tüm bu konuşmalar medyada yayınlanmıştı. [113]

“Alevi hâkim” olarak fişlenen hâkim Abuzer Kara, İstanbul’dan Ordu’ya sürüldü. Burada ailesinden ayrı olarak görevine devam ederken geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Eski İstanbul Barosu Başkanı avukat Turgut Kazan, Kara’nın ölümünün ardından kişisel Twitter hesabında yaptığı paylaşımda bahsi geçen ses kaydına atıf yaparak, “Medyaya yansıyan haberler unutulmadı. Başbakan önem verdiği bir davanın nasıl beraatle sonuçlandığını soruyordu. Adalet Bakanı da yargıcın Alevi olduğunu söylüyordu. İşte o yargıç Abuzer Kara’ydı. Bu nedenle, bilinen ceza yöntemi kaçınılmaz oldu. Ordu’ya sürüldü. Aile burda, kendisi orda, stres dolu bir yaşam ölümle sonuçlandı. Dolayısıyla, yargıçların ve bütün toplumun, benzer acıları yaşamaması için, yargı bağımsızlığını sağlamamız gerekir” dedi.

Kara, o dönem tartışma yaratan ses kaydının ardından “Alevi hâkim” olarak fişlenmesini şöyle değerlendirmişti: “Ne diyebilirim ki? Bugüne kadar çalıştığım yerler belli, herkes de bilir, tanır. Verdiğimiz kararlar belli. Alevilik, sünnilik falan günümüz koşullarında konuşulacak konular gibi gelmiyor bana.”

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ MEHMET TOSUN HAYATINI KAYBETTİ

29 yaşında kanser rahatsızlığı bulunan Danıştay Tetkik Hâkimi Mehmet Tosun, KHK ile meslekten uzaklaştırıldı. Ardından 19 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Gözaltına gördüğü kötü muamele sonunda şartlı serbest bırakıldı. Mesleğini yapamadığı gibi sosyal güvenceleri de elinden alınan Tosun bir süre sonra hayatını kaybetti. Bir meslektaşı Tosun’un yaşadıkları ile ilgili bir yazı kaleme aldı:[114]

“2014 yılı yaz aylarıydı. Bir türlü geçmek bilmeyen öksürük ve yüksek ateş üzerine hastaneye gitti. Yapılan tetkik ve tahliller sonucu akciğerlerinde önemli sorunlar tespit edildi. Hastalığı ilerlemiş, bağışıklık sistemi çökmek üzereydi. Hastaneye yatırdılar…

Bekardı. Hastanede kendisine bakabilecek durumu yoktu. Köyden annesi geldi. Başında refakatçi olarak bekledi. …Ateşini düşüremiyorlardı bir türlü. 80 kilodan 45’e düşmüştü! Taburcu ettiler… Bağışıklık sistemindeki sorun nedeniyle sürekli steril ortamda bulunması gerekiyordu. Oksijen cihazına bağlı olarak yaşamını sürdürebilirdi. Ailesi olmasa hastane masraflarını bile zor karşılardı.

Kendisini biraz iyi hissedince görevine başladı. Yoğun bir işi vardı. Mesai arkadaşları, yükünü almaya gayret ettiler. Durumuna rağmen özveri ile çalışması takdir toplardı… Bu arada hastalığı da olumlu bir seyre girmiş, evlilik planları yapıyordu…

Tam bu sırada 15 Temmuz darbe girişimi oldu! Kendisi ile hiçbir ilgisi olmayan bir olayın hayatında yeni kırılmalara neden olabileceğini nerden bilebilirdi ki!

15 Temmuz öncesi Danıştay Tetkik Hâkimi olarak görev yapmaktaydı… Darbe girişimden kısa süre sonra binlerce meslektaşı gibi, HSYK tarafından bir gecede görevinden uzaklaştırıldı… Görevden uzaklaştırıldığı gün hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından gözaltı kararı verildi. Sabahın köründe polisler evini bastı. Hastalığına aldırmaksızın kollarına kelepçe takıp götürdüler. OHAL KHK’si ile 24 saat olan gözaltı süresi 30 güne çıkartıldığı için uzunca bir süre gözaltında tutuldu. Halbuki o, oksijen cihazına bağlanmalı, ilaçlarını almalıydı. Ama kimselere anlatamadı hastalığını, dinletemedi…

Sorgusunda, üniversite hazırlık kursuna gidip gitmediği, öğrenciliğinde nerde kaldığı, HSYK seçimlerinde bağımsız adayları destekleyip desteklemediği gibi darbeyle terörle hiç ilgisi olmayan tuhaf sorular soruldu! Elbette bir delil ortaya konulmadı… Adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Terörist muamelesi görmek ağırına gidiyordu. Bunu hiç bir zaman gururuna yediremedi. Hem kendine hem de tanıdığı meslektaşlarına üzülüyordu… İhraç kararına karşı yapmış olduğu yeniden inceleme talebi, HSYK tarafından Kasım ayında reddedildi. Kararda kendisiyle ilgili en ufak bir gerekçe bulunmuyordu. Ümidi kırılmıştı…

Henüz ihraç kararı kesinleşmeden alması gereken aylığı ve Sosyal Güvenlik hakkı iptal edilmişti. Sağlık güvencesi kalmamıştı. Oysa tedavisinin devam etmesi gerekiyordu… Kimselere sesini duyuramadı. Üzüntüleri birikti birikti, ağır ağır yoruldu kalbi. Ve geçtiğimiz gün; O yargıç.. Geride evliliğinin henüz başında, gözü yaşlı bir eş bırakarak… Öldü… Evvelsi gün; gömüldü!”

Eski CHP’li Milletvekili Avukat Hüseyin Aygün, Twitter hesabından, söz konusu gelişmelerin Tosun’un hastalığını tetiklediğini söyleyerek şu bilgileri paylaştı: “Bugün teyit ettiğim bazı noktalar: 1- Hâkim M. Tosun 15 Temmuz sonrası gözaltına alındı, kötü muamele gördü, 2- Sağlık nedeniyle ‘adli kontrol şartı’ ile serbest kaldı, 3- Ağustos 2016’da HSYK tarafından meslekten ihraç edildi, 4- HSYK yapılan itirazı Kasım 2016’da reddetti, 5- Tüm bu süreç hastalığını artırdı, 2 ay evvel hastaneye yatırıldı, 6 Mart’ta öldü. Bu ‘ölüm’ün sorumlusu kimlerdir sizce? Onu gözaltına alan polis? Meslekten ihraç eden kurul? Hükümet? Hepsi? Kim?”[115]

HAKİM SEYFULLAH ÇAKMAK’IN ÇOCUKLARI ÇOCUK ESİRGEME’YE ALINMAK İSTENDİ

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan yargı mensuplarından biri de eski HSYK Tetkik Hâkimi ve Kocaeli Cumhuriyet Savcısı Seyfullah Çakmak’tı. 3 çocuğundan 2’si yatağa bağımlı ve engelli olan Çakmak, 17 Temmuz 2016’da terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Meslekten atıldı. Seyfullah Çakmak’ın eşi Hacer Çakmak’ın çocukların bakıma muhtaç olması nedeniyle babanın tutuksuz yargılanması yönündeki dilekçesine “çocukların Çocuk Esirgeme Kurumu’na alınabileceği” cevabı verildi.[116] Engelli çocuklarına devlet yardımı kesildi. Kocaeli 2 Nolu T Tipi kapalı ceza infaz kurumunda tek kişilik hücrede tutuldu. Günde bir saat havalandırma ve spor hakkını yalnız başına ve kimseyle temas olmadan kullanmasına izin verildi. İki engelli çocuğu bulunan eski savcı Çakmak ailesinin kendisine ihtiyacı olduğunu belgeleyerek tahliye beklerken, başka bir şehire İstanbul Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Çakmak’ın eşine de “Engelli çocukların Çocuk Esirgeme Kurumu’na alınabileceği” cevabı verildi.[117] Ancak medyada karara verilen tepki ve kampanyalar sonrası karardan geri dönülerek savcı Çakmak yeniden ailesinin bulunduğu Kocaeli ilindeki cezaevine nakledildi.

Sosyal güvencesi bulunmayan ev hanımı eşi Hacer Çakmak yaşadıkları mağduriyeti şöyle anlattı:, “Eşim ile uzun süre çocuk sahibi olmaya çalıştık. 7’nci tüp bebek denememizde şimdi 10 yaşında olan kızım Tuğba dünyaya geldi. Doğuştan metabolik bir rahatsızlık olan ‘nonketotik hiperglisinemi’ ile dünyaya geldi. Kızıma yüzde 98 engelli raporu verdiler. Ardından tek sağlıklı çocuğum Tuğçe dünyaya geldi. 2014’te de en küçük çocuğum Ömer Seyfettin dünyaya geldi ve o da ‘nonketotik hiperglisinemi’. Oğlumun da yüzde 94 engelli raporu var. Eşim dışarıdayken çocukların bakımını büyük ölçü de o yapardı. Kızım 10 yaşında ve onun temizliğini yapmak tek başına imkânsız hale geldi. Çocuklarımızın bakım ve gözetiminde en büyük yardımcım halen tutuklu olan eşimdi. Şu an kızım Tuğba’yı ağırlığı nedeniyle kaldıramıyorum ve kızımı yıkayamıyorum, ne yapmam gerektiğini biri bana söyleyebilir mi? 2 engelli çocuğumun olması beni çok yıprattı. Eşim görevdeyken çocukların bakımında bize yardım eden bir bakıcımız da vardı. Şimdi ben tek kaldım. Annem kalp, ablam epilepsi hastası. Benim ve çocuklarımın tek geçim kaynağı bakım parası olarak iki çocuğum için aldığım 1860 TL. Ama engelli maaşımızı bağlatamadık. Eşime uygulanan tutukluluk bize de ceza oldu. Eşimle haftada bir telefonla ayda bir ise yüz yüze görüşebiliyoruz. Beni her gördüğünde gözyaşlarına boğuluyor. Eşim mesleğinde her daim çalışkan başarılı ve dürüst özgür bir geçmişe sahiptir sicili ve mesleki kariyeri başarılarla doludur, buna rağmen hiçbir ünvanlı göreve getirilmemiş, herhangi bir zümreye grup ve siyasal organın emri otoritesi altına girmemiş, hukukun üstünlüğünü ve Anayasayı kendine rehber edinmiştir, bunun faturasını da ihraç ve tutuklulukla ödemektedir.” dedi.[118] Savcı Çakmak 8 Kasım 2018’de tahliye edildi ve çocuklarına kavuştu.

CEZAEVİNDE TEDAVİSİ YAPILAMAYAN HAKİM SAVUT HAYATINI KAYBETTİ

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkeme Başkanı iken mesleğinden ihraç edildi. Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davada MİT görevlilerini yargılanmasıyla adı gündeme geldi. Hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla açılan soruşturma kapsamında 1 yılı aşkın süre cezaevinde tutuklu kalan Süleyman Savut, sağlığını kaybetti. Stres ve üzüntü neticesinde rahatsızlığının artması üzerine sevk edildiği hastanede 3 Kasım 2018’de vefat etti. [119]

İKİ KEZ BEYİN AMELİYATI GEÇİREN SAVCI KURİŞ 9 AY TUTUKLU KALDI

Eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş (53), AKP iktidarını rahatsız eden kararları ve soruşturmaları nedeniyle hedef olan yargı mensuplarından biriydi. 25 yıllık savcı, hükümet üyelerinin adının karıştığı Deniz Feneri e.V. soruşturmasını örtbas etmediği, 7 Şubat MİT krizi soruşturmasında istenen kararları vermediği için görevden alındı sürüldü. Başsavcı Kuriş, 2013 Mayıs’ta tenzil-i rütbe ile Antalya Başsavcısı olarak atandı. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının ortaya çıkmasının ardından ise Sakarya Bölge Adliyesi Mahkemesi Başsavcılığına atandı ve kısa bir süre sonra da İstanbul Anadolu adliyesine düz savcı olarak gönderildi. Adapazarı’ndaki görevi esnasında beyin kanserine yakalanan Kuriş, iki yıldan uzun bir süre ağır kemoterapi tedavisi gördü ve bu dönemde evinden dışarı çıkamadı.[120]

Türkiye’de ilk kez “Kadına Şiddet” bürolarını kurduran ve tüm ülkeye yayılmasını sağlayan, Sinop Cezaevi’nde Tekstil Fabrikası açıllması projesiyle bilinen[121] savcı Kuriş’e, 2014 yılında “akciğer kanseri, kemik ve beyin metastazı” tanısı konuldu. 10.6.2014 tarihinde Yeditepe Üniversitesi Hastanesinde beyin ameliyatı geçirdi. 24.6.2014-30.6.2014 tarihleri arasında Acıbadem Hastanesinde kalça kemiğine, akciğerlerine ve beynine radyoterapi uygulandığı, 2.7.2014-4.9.2014 tarihleri arasında kemoterapi gördü. Hastalığın nüks etmesi sebebiyle 18.5.2015 tarihinde ikinci defa beyin ameliyatı oldu. Bu ameliyat sonrası uygulanan radyoterapiye bağlı olarak sağ gözünde %95 görme kaybı oluştu. Doktorlar bağışıklık sisteminin zayıfladığını, özel bakıma muhtaç olduğunu, steril ortamlarda bulunması gerektiğini, her üç ayda bir beyninde MR, akciğerlerinde tomografi ve tüm vücudunda PET-BT kontrolü yapılması gerektiğini belirtmiştir.[122]

Yürümekte zorluk çektiği ve sürekli dinlenmek zorunda kaldığı için son 2 yıl mesleğini yapamayan Kuriş’in İstanbul’daki evi 17 Temmuz 2016’da polis tarafından basıldı. Yüksek yargı üyeleri hakkında suçüstü hali olmadan arama yapılamayacağı belirtilmesine rağmen evde arama yapıldı. Sağlık durumuna rağmen Başsavcı vekili kararıyla gözaltına alındı. 5 gün adliyede bekletilen Kuriş, 21 Temmuz’da “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve silahlı terör örgütüne üye olma” suçlaması ile tutuklandı. Cezaevine konulduktan bir süre sonra da hücre hapsine çarptırılarak tek kişilik odaya konuldu. Yapılan tüm başvurulara rağmen Kuriş, tahliye edilmedi. Anayasa Mahkemesi’ne yaşam hakkının kısıtlandığı ve kötü muamele gördüğü gerekçesiyle yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Kuriş’in Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru tutanaklara şöyle geçti: “Gözaltı ve tutukluluk sürecinde sağlık durumuna ilişkin bilgileri, doktor raporlarını ve hayati risk altında olduğunu adli mercilere ilettiğini ancak tedavisine uygun olmayan koşullarda tutulduğunu, tedavisi için gerekli ilaçları almasına izin verilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamı bakımından yakın ve ciddi bir tehlike oluşturduğunu, hakkında yürütülmekte olan soruşturma kapsamında sağlık durumuna ilişkin şikâyetlerinin değerlendirilmediğini belirterek 20/9/2016 tarihinde tedbir talepli bireysel başvuruda bulunmuştur.”

Meslekten ihraç edilen Kuriş hakkında hazırlanan iddianamede 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Tutukluluğunun 9. ayında hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Önder Yaman tarafından onaylanarak ağır ceza mahkemesine gönderildi. Savcılığın talebini değerlendiren 26. Ağır Ceza Mahkemesi, İbrahim Ethem Kuriş’in yurtdışı yasağı konularak tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verdi.[123]

YARGITAY ÜYESİ HÜSAMETTİN UĞUR’A 5 GARDİYAN İŞKENCE YAPTI, DOKTOR ‘YARA İZİ YOK’ RAPORU VERDİ

Bazı hakim ve savcılar bir dönem emrinde çalışan polisler ve infaz koruma memurları tarafından fiziki şiddete ve darp eylemlerine maruz kaldı. Bu işkence eylemlerden biri Yargıtay Üyesi Hakim Hüsamettin Uğur’a uygulandı. Kamuoyu Keskin Cezaevi’nde hakim ve savcılara yönelik insan hakları ihlallerini kızı Nalan Dilara Uğur aracılığıyla ulaştırılan mektuplar sayesinde öğrendi.[124]

Yargı mensubu Hüsamettin Uğur, silahlı terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 28 Şubat 2019’ta Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde 4 yılın üzerinde insan haklarına aykırı şekilde hücre hapsinde tutulan Uğur, 5 gardiyan tarafından işkence gördüğünü açıkladı. Darp izlerinin cezaevi revirinde görevli doktor tarafından da yok sayıldığını ve işkencenin üzerinin örtülmeye çalışıldığını belirti.

25 yıllık yargı mensubu Uğur’un kızı, cezaevinde yaşanan işkence ve kötü muamele eylemlerini sosyal medyadan duyurduktan ve hukukçuları göreve çağırmaya başladıktan hemen sonra babasının tüm mektuplarına ’sakıncalı’ oldukları gerekçesiyle el konulduğu anlattı. Babasının hakkını aradığı için  işkence ve kötü muamele görmeye başladığını belirten Nalan Dilara Uğur, genel arama sırasında gardiyanların Hüsamettin Uğur’un eşyalarını dağıtıp tekmelediklerini, hakaret ve tehdit ettiklerini söyledi.

Hüsamettin Uğur bir mektubunda cezaevinde işkence ve kötü muamele yaşandığını şu sözlerle ifade ediyor;

Hücre şartları yazmakla bitmez. Bir kısmını birleşmiş milletlere müracaat amaçlı olarak avukat hanıma yazıp vermiştim. Bunlar kesinlikle insanlık dışı, zalimane, işkence teşkil eden muamelelerdir. Avukat hanımdan isteyip al, benim söylediğimi belirterek, mümkünse ingilizcesi ile birlikte. İşte bu gibi şeyleri mektuba yazamam çünkü kesinlikle o mektup gönderilmez. Burada anayasal bir hak olan şikayet bile açıkça ”tehdit” olarak algılanıyor!? …bu bir insanlık suçu hatta soykırım, söylenmez yazılmazsa nasıl kamuoyu öğrenecek?

Mektubunda birisinin ”cezaevinde yüksek yargıçlara, hakim savcılara bunlar yapılıyorsa diğerlerine ne yapılmaz ki” diye yazdığını belirtmişsin. Doğru demiş ama asla tahmin edilemez neler yapıldığı.. 12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevi desem akla neler gelir acaba? Zamanaşımına uğramayan suçlar desem?! Bilenler bilir..

         Zaten kamu görevlilerine OHAL Kararnamesi ile getirilen her türlü ”adli, idari, cezai, mali dokunulmazlık” kanun hükmü haline getirildi!.. Ve inanıyorum ki en yüksek seviyede sırtları sıvazlanıp her türlü hukuksuzluk içinde teminatlar verilmiştir. Aksi halde asla ve asla mümkün değil bu yapılanların; açıkça, inanılmaz cüret ve cesaretle yapılması!..

BURADAN CESEDİN ÇIKACAK

Hüsamettin Uğur, cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerini kızı üzerinden kamuoyuna duyurmasının ardından başgardiyan odasında 5 gardiyan tarafından 17 Şubat 2020’de 1 saat boyunca darp edildiğini, Başgardiyan Bayram Ö. Tarafından tehdit edilerek “buradan cesedin çıkacak” denildiğini, işkence gördüğünü belirterek suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda gardiyanlar Emre B., Bayram Ö., Murat Z., Yusuf Y.,’nin herhangi bir talebi olmamasına rağmen kendisini başmemurluk odasına götürdüklerini ve dövmeye başladıklarını anlattı. Yüzünden, ağzından kan geldiği halde ıslak bir bezle temizlendiğini ve kurum doktorunun darp edilmesine rağmen herhangi bir darp izi olmadığına dair rapor tuttuğunu anlattı. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çamlı tarafından incelenen suç duyurusu yeterli delil olmadığı gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandı ve kapatıldı.

Nalan Dilara Uğur, babasının şubat ayından beri Keskin C. Başsavcılığına hitaben defalarca  şikayet dilekçesi yazdığını, kamera kayıtlarının ve tanık mahkumların dinlenmesini istediği belirtiyor. Fakat savcılığın bunları dikkate almadığını ve dosyayı kapattığını savunuyor.

HAKİMLER NESLİHAN VE HÜSEYİN EKİNCİ’YE TECRİT İŞKENCESİ VE KÖTÜ MUAMELE

Tutuklanan binlerce hâkim arasında Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Anadolu Asliye Ceza Hâkimi Dr. Hüseyin Ekinci ile eşi eski HSYK Genel Sekreter Yardımcısı ve Anadolu Adliyesi Hâkimi Neslihan Ekinci de bulunuyor. Neslihan Ekinci 20 günden fazla uygulanamayan hücre hapsinde 1 yıldan fazla bir süre kaldı. Psikolojik sorunlarının nüksetmesi ve intihara teşebbüs etmesi nedeniyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi gördü. Cezaevinde kaldığı süre boyunca ağır ilaçlar kullanan Neslihan Ekinci kendisi gibi tutuklu eşiyle ancak 10 ay sonra görüştürüldü. Tutuklandıktan 1,5 sene sonra yapılan ilk duruşmasında mahkeme huzuruna getirilmedi. Cezaevinden savunma yapması istendi. Neslihan Ekinci’nin temizlik takıntısı olduğu bilindiği halde kaldığı hücresini kendisi temizledikten sonra pislik içerisinde bırakılmış başka hücreye konulduğu ortaya çıktı.

Kızları Zeynep Rana Eknici’nin anlatımlarına göre; Ekinci çifti izinleri nedeniyle darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz günü memleketleri Bartın’daydı. HSK tarafından izinlerin iptal edildiğini öğrenince görev yerleri İstanbul’a doğru yola çıktılar. Yolda bu kez de HSK’nın açığa alınanlar listesinde isimlerinin bulunduğunu öğrendiler. İstanbul’daki evlerinde arama yapıldığını ve haklarında gözaltı kararı olduğunu öğrenince 18 Temmuz’da İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdular. 3 gün gözaltında tutulan hâkimler 21 Temmuz’da savcılık ifadeleri alındıktan sonra tutuklanmaları talebiyle 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edildi. Sulh Ceza Hâkimi Hasan Akdemir, Hüseyin Ekinci ve Neslihan Ekinci hakkında, somut bir kanıt göstermeden “darbeye destek oldukları”gerekçesiyle tutuklama kararı verdi. Hüseyin Ekinci Silivri Cezaevi’ne, Neslihan Ekinci Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne konuldu. Hâkim Hasan Akdemir’in 60 hâkim ve savcıyı tutukladığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sahte diploması olduğuna dair’ haberlere erişim yasağı getirmesiyle tanınan Sulh Ceza Hâkimi Hasan Akdemir daha sonra bir işadamından rüşvet alırken suçüstü yakalanarak tutuklandı.[125]

Hakim çiftin tutuklandıkları duruşmada yaşananları Hukuk Fakültesi’nde okuyan tek çocukları Zeynep Rana Ekinci şöyle anlattı: “Annemlerin tutuklandıkları duruşmayı unutamıyorum. O günü kâbuslarımda defalarca tekrar yaşadım. Size de anlatacağım; Duruşma başladı sonra içeri girdiler ve savunmalarını yapıyorlar. Pasaportlarının süresi çoktan dolmuş, kendileri geldiler ifade vermeye ‘neden kaçalım’ diyorlar. ‘Kızım var 20 yaşında babam ve annem yatalaktır ilgilenecek kimse yok onunla’ diyor annem bağırıyor; ‘Ben vatan haini olsam salak mıyım gidip Diyarbakır Lice’de her gece bombalanan o lojmanda yaşarken bu vatan için çalışayım. Ben erkek hegemonyasındaki bir dünyada tırnaklarımla kazıya kazıya geldim ne başardıysam çalışarak başardım sizin gibilere rağmen.’ Hâkim (9 ay sonra bir iş adamından 50 bin dolar rüşvet alırken suçüstü halinde yakalandı ve tutuklandı) elini masaya vurarak parmağını anneme sallayarak “Kes sesini! Şu an anlattığın hiç bir şey önemli değil. Benim güvendiğim insanlardan oluşan bir whatsapp grubum var orada soruyorum hepinizin adını tek tek ne derlerse o diyor.” Bunu söyledi! Ve bizim aylarımızı çaldı. Karar çoktan belli yargılama bile yok. Savunmanın, akla mantığa davet etmenin anlamı yok. Duruşmaya ara verildi sonra hâkim çoktan belli olan karar için geri döndü. Annemi ve babamı tutukladı. ‘Anayasal rejimi devirmeye teşebbüse suçüstü’ halinden. 15 Temmuz günü Bartın’da babamın köyündeydik. Ortada ne ailemin işlediği böyle bir suç var ne de suçüstü hali. Ancak hâkim tutuklamanın tek yolu suçüstü hali olduğundan başka nasıl kılıfına uyduracaklarını bilemediler. Sonradan suçlamalar değişti silahlı terör örgütü üyeliği oldu.”[126]

Mahkemenin verdiği tutuklama kararıyla birlikte Ekinci çiftinin maaşları kesildi, lojmanlardan çıkarıldı, mal varlıklarına tedbir kararı alındı, sigortaları iptal edildi.

Neslihan Ekinci’ye hükümeti, TBMM’yi, anayasal düzeni devirmeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyeliği suçlarından 3 kez müebbet ve 15 yıla kadar hapis cezası, eşi Hüseyin Ekinci’ye ise silahlı terör örgütü üyeliğinden 15 yıla kadar hapis istendi. Haklarındaki delil olarak HSK’nın meslekten ihraç kararı ve gizli tanık ifadeleriydi.

Neslihan Ekinci, tutuklandıktan sonra ilk savunmasını 18 ay sonra 4 Ocak 2018’de İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptı. Yargılaması hâkimin huzurunda değil cezaevinden SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla yapılan bağlantı yoluyla yapıldı. Ekinci ailesinin avukatı Elkan Albayrak’ın “SEGBİS ile ifade alınması yüz yüzelik ilkesi gereğince savunma hakkının ihlalidir. Müvekkillerin her aşamada müdafii yardımından yararlanmasına engeldir.” şeklindeki itirazlarına rağmen duruşmanın bu şekilde yapıldı.

Neslihan Ekinci, savunmasına tüm suçlamaları reddettiğini belirterek başladı. Ekinci, haklarındaki kararları öğrenir öğrenmez eşiyle birlikte adliyeye başvurduklarını söyledi. Tutuklama kararına ve hakkındaki suçlamalara anlam veremediğini söyleyen Ekinci cezaevinde yaşadıklarını şöyle anlattı:

“SORGUSUZ TUTUKLANDIM TEK KİŞİLİK HÜCREYE KONULDUM”

“Üç gün gözaltında kaldıktan sonra 21 Temmuz 2016 tarihinde savcılık ifadesi ve 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nce yapılan sorgulamadan sonra tutuklandım. O günden beri yani 18 aydır tutukluyum. O arada size on sekiz aylık tutukluluk süremin nasıl olduğunu anlatmak istiyorum. Tutuklandıktan sonra bir buçuk ay boyunca Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda başka kadın tutuklularla koğuşta kalırken, 8 Eylül 2016 tarihinde cezaevi görevlileri gelerek tek kişilik hücreye konulacağımı söylediler.  Tekirdağ Cezaevine sevk edildiğim 22 Mayıs 2017 tarihine kadar Bakırköy’de 3.5 metre karelik hücrede tek başıma kaldım. 22 Mayıs 2017’de apar topar Tekirdağ Cezaevi’ne sevk edildim. Sebebini başta anlayamadım. Meğer eşimin benimle cezaevinde telefonla görüşebilme isteği Silivri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş. Ancak bu kararın uygulanmaması için eşimle birlikte Tekirdağ cezaevine sevk edilmişim, bu cezaevinde yine tek kalacağım söylendi. Bir koğuşta tek başıma kalmaya başladım. Ta ki 30 Ekim 2017 tarihine kadar. Bu tarihte yanıma bir buçuk ay sonra bir tutuklu verildi. Size bana uygulanan tecritin yarattığı psikolojik sorunlardan bahsetmek istiyorum. Tek tutulmaya başlandıktan sonra daha öncesinde hiçbir şekilde psikolojik bir sorunum olmamasına rağmen ruh sağlığım bozuldu, dişlerimi sıkmaktan dişim kırıldı, ağır depresyon ilaçları kullanmaya başladım. 2017 Mart ayında çok ağır sinir krizi geçirdiğim için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine kaldırıldım. Bir hafta yatarak tedavi gördüm, çok ağır bir ilaç tedavisi başlatıldı. Bütün sorunların tecrit uygulamasından olduğu belirtilmesine rağmen tecrit devam ettirildi. Son olarak iddianamenin gelmesinden sonra hakkımızda üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendiğini öğrendikten sonra suçsuzluğuma rağmen yine sağlık durumum ağırlaştı. Doktor muayenesinden sonra kullandığım ilaçlar değişti. Daha ağır ilaçlar kullanmama karar verildi. Cezaevi idaresi bende oluşan yaşama isteğinde azalma, yine ruh sağlığıma yönelik ciddi bozuklukları fark edince yanıma bir kişi verildi. Halen ağır depresyon ilaçlarımı kullanmaya devam ediyorum.”

Neslihan Ekinci’nin 25 sayfalık savunmasının sadece bir kısmı tutanağa geçirildi. Ekinci’nin, doktor raporuna rağmen tecrit uygulamasının devam ettirilmesi üzerine intihar teşebbüsünde bulunduğu ve gardiyan nezaretinde ilaçlarının içirildiğini anlattı.

Hizmet Hareketiyle hiçbir ilişkisi olmadığını, devlet okullarında eğitim gördüğünü ve öğrencilik hayatını boyunca ailesinin yanında kaldığını anlatan Neslihan Ekinci, hâkimlik görevine terörle mücadelenin yoğun yaşandığı Diyarbakır Lice’de başladığını belirtti. Lice’de 15 ay boyunca tek başına çalıştığını, kaldığı lojmanların defalarca terör eylemleriyle bombalandığını, bir saldırı sonrasında kaldığı dairenin balkonu çöktüğünü anlattı. Ekinci’nin bu olaylar nedeniyle Adalet Bakanlığı’ndan daha güvenli bir yer talebi reddedildi. Mahkeme tutanaklarına giren bilgilere göre Ekinci’nin 20 yıllık yargıçlık görevi 2015 yılında İstanbul 25. İş Mahkemesi Hakimliği görevini yaparken 15 Temmuz darbe girişimi sonrası açığa alınarak meslekten atılmasıyla son buldu.

3 kez müebbet hepsi istenen hâkim Neslihan Ekinci hakkındaki suçlamalar arasında “Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Daire’nin verdiği bilgiler” gösterildi. Ancak burada sadece isim listeleri yer alıyor. Kişiye özel hiçbir bilgi ve iddia verilmiyor. Zeynep Rana Ekinci’ye göre, mahkeme bu liste nedeniyle tutuklama kararı verdi ardından da Hâkim ve Savcılar Kurulu, Neslihan ve Hüseyin Ekinci çiftini meslekten ihraç etti. Rana Ekinci, bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Neden meslekten attınız denildiğinde HSYK, tutuklu oldukları için diyor. Neden tutuklular dendiğinde mahkeme, HSYK izin verdiği için tutukladık diyor.”

‘HAYIRLI OLSUN’ MESAJI SUÇ DELİLİ SAYILDI

Neslihan Ekinci’nin, 3 kez müebbet ve 15 yıl hapsi istenen davada savunma yapması istenen iddialardan bir diğeri de HSYK seçimlerinde (AKP hükümeti tarafından desteklenen) YBP üyeleri yerine bağımsız adaylara “Hayırlı olsun” mesajı atmak ve sosyal medya hesabından başarı dileklerinde bulunmak. Bu mesajlar ‘darbe’ ve ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasına delil kabul edildi.

HSYK üyeliği için bağımsız aday olan Ayşe Neşe Gül ile hâkim-savcı Eğitim Merkezinde 1995 yılında tanıştığını anlatan Neslihan Ekinci, “Bu tarihten beri arkadaşımdır. HSYK üyeliğine adaylığını koyunca birçok kişi gibi ben de hayırlı olsun mesajı yazdım. Yine İdris Berber’i kendisi ile Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü ve HSYK’da birlikte çalıştığımız için tanıyorum, neredeyse 6 sene mesai arkadaşlığı yaptık. HSYK’ya üye olmak için adaylığını açıklayınca hayırlı olsun diye mesaj yazdım. Benim gibi birçok kişi bu şahıslara hayırlı olsun mesajları yazmıştır, sosyal medyadan paylaşımda bulunmuştur. Bundan nasıl bir sonuç çıkarılabilir.” Dedi.

Hâkim Neslihan Ekinci’nin HSYK’da Genel Sekreter Yardımcısı ve Adalet Bakanlığı’nda Daire Başkanı gibi stratejik görevlere nasıl geldiğini açıklaması da istendi. Ekinci, tetkik hâkimleri içerisinde en kıdemli olduğunu vurgulayarak aldığı takdirleri izah etti. Geldiği görevler için yapılan teklifleri anlatıp amirleri olan HSYK yöneticilerine çalışmalarının sorulmasını istedi.

Hizmet hareketi mensuplarının kullandığı iddia edilen Bylock isimli yazışma programını indirdiği ve yazıştığı suçlamasını da kesin bir dille reddetti. Telefonunda böyle bir program olmadığını ifade etti.

Bir kısmını hiç tanımadığı tanıkların, kendisi hakkında 3. Kişilerden duyduklarına göre ‘Hizmet Hareketi mensubu’ olduğuna dair iftira attıklarını söyleyen Neslihan Ekinci, “Tanıkların aynı zamanda şüpheli olarak yargılanıyor. Bu kapsamda kendilerini kurtarmak için beyanda bulunmaktadırlar. İfadeleri incelendiğinde görüleceği üzere ısrarla ifadelerinin HSYK’ya göndermelerini istedikleri anlaşılmaktadır, mesleğe geri dönmek ya da tutukluluktan kurtulmak için bu şekilde beyanda bulunmaktadırlar.” Dedi.

Aynı mahkemede yargılanan eski Anayasa Mahkemesi Raportörü Hüseyin Ekinci de, 15 Temmuz sonrası HSK tarafından 2745 hâkim ve savcı hakkında verilen gerekçesiz açığa alma kararına dikkat çekti. Hesaplamalarına göre, darbe teşebbüsünden kararın verildiği ana kadar hâkim savcı hakkında prosedürlerin işletilerek her hâkim savcıya 10 saniyelik inceleme süresi düşecek şekilde bu kararın alındığını anlattı. Bu kararın inceleme yapılmaksızın alındığını açıkladı. Hüseyin Ekinci, “Tutuklamamıza gerekçe olarak ise 2. Dairenin açığa alma kararı gösterilmiş, genel kurul kararında ise tutuklanmış olmamız gerekçe gösterilmiştir. Bu suretle zincirleme şekilde birbirine dayanan kararlar verilmiştir. HSK kararlarının disiplin hukukunu ilgilendiren idari kararlar olması nedeniyle ceza yargılamasında delil olmayacağı açıktır.” Dedi.

Yabancı dil eğitime ise merkez teşkilatında görevli hâkim savcılar için yapılan proje kapsamında gönderildiğini anlatarak, “Bu eğitime gönderilenler arasında halen görevde olan hatta ünvanlı olan çok sayıda hâkim savcı bulunmaktadır. Bu göreve dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in oluruyla gönderilmiştim. Belirttiğim kişiler tanık olarak dinlenebilir.” Diye konuştu. Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne ise 2010 yılı öncesi dönemin Mahkeme Başkanı Tülay Tuğcu’nun talebi ve HSK’nın onayıyla atandığını açıkladı.

Hâkim Hüseyin Ekinci savunmasında, eşinin uygulanan işkence nedeniyle sağlığını kaybetmesine de değinerek sözlerini şöyle bitirdi: “Tutukluluk sürecinde eşimle çok az görüştürüldüm, kendisi başka cezaevlerinden en son benimle aynı cezaevine getirildi. Kendisinin major depresyon rahatsızlığı yaşadığını öğrendim. Kızımız yalnız başına kalmıştır, babam yatalak hastadır, annem tek başına bakamayacak durumdadır, maddi olarak geçim sıkıntısı içine düşmüş haldeyiz, bizi tutuklayan hâkimin FETÖ şüphelisinden rüşvet aldığını medyadan öğrendim, tüm sicil fişlerim incelenebilir, her zaman görevimi düzgün yaptım, eşim zor koşullar altında Lice’de terör saldırısı altında görevini yapmıştı, vatanını milletini seven birisidir.

Mahkeme Heyeti, ilk duruşmalarda Hüseyin ve Neslihan Ekinci’yi tahliye etmedi.

TEMİZLİK TAKINTISI VE SİMETRİ HASTALIĞI ZAAFINI İŞKENCEYE ÇEVİRDİLER

Rana Ekinci özellikle annesine yapılan kötü muamele ilgili şu bilgileri verdi: “Tutuklandıktan sonra açık görüş yasağı getirildi. 2 ay boyunca anneme-babama dokunamadım sarılamadım. Bayramda açık görüş olacağı söylendi ancak bayramın ilk günü annem tek kişilik hücreye alındı. Ama tabi bu bilgi bize iletilmedi. Anneme o günden sonra tek kişilik odada günde 1 saat “havalandırması” izni verildi. Bu havalandırma esnasında gördüğü insanlar diğer tek kişiliklerde kalan müebbet hükümlüler. Başlarda korkuyordu havalandırmaya çıkmaya. Kitap talepleri reddedildi. 5 ay önce dişlerini sıkarken sanırım dolgusunu veya dişini kırmış. İnanılmaz ağrısı vardı o görüş gününü unutmam mümkün değil. Konuşmaya çalışıyor iyiyim demeye çalışıyor ama ağzını bile açtığında ağrıdan gözünden yaşlar dökülüyordu, hastaneye götürmeyi reddettiler annemi 3 hafta boyunca.

Annem temizlik ve simetri hastasıdır. Kaldığı tek kişilik hücrenin yatağını, duvarlarını bile yıkamış tuvaletini günlerce çamaşır suyu ile bekletmiş. Tam kapalı görüşte (arada cam var telefondan konuşuyoruz) odanın içinde yaşayabiliyorum evet artık pis gelmiyor dediği hafta odasını değiştirdiler. Duvarları annemin tabiri ile pislikten alt kısımları sarı üst kısımları siyah olmuş bir hücre ile. Odasının değiştiği günden sonraki 1 hafta boyunca sinir krizi geçirerek ağlamış.

Annem bir telefon görüşü sonrası sinir krizi geçirmiş. 18 saatlik ağlama krizinden sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’ne kaldırıldı major depresyon tanısıyla. Bize hastaneye kaldırıldığı 4 gün sonra haber verildi avukatın görüş yapmasına izin verilmedi. Avukat görüşünü kaydetmek için yeterli ekipmanları olmadığı için. 1 hafta sonra taburcu oldu. Doktoru artık tek başına kalmaması yönünde tavsiye vermesine rağmen koğuşa geçirilmedi. Aylarca tek başına bir odada kaldı. Annemi oradan asla çıkarmayacaklarını söylemeye bizzat cezaevi müdürü gelmiş. Adalet bakanlığının sözlü tavsiyesi üzerine buna karar vermişler. Annem aylarca orada tek başına kaldı. Bir görüşte “insanlarla yemek yemeyi özledim Rana” demişti”.

Annem hayat arkadaşını, babamı göremedi, sesini duyamadı. Benim anlattığım kadarıyla biliyordu. Birbirlerine mektup yazamıyorlardı çünkü mektup alma yasakları vardı. Annem ve babam 10 ay ve 4 gün sonra ilk kez görüştüler.

NESLİHAN EKİNCİ 10 AY SONRA EŞİYLE İLK GÖRÜŞMESİNİ KIZINA YAZDIĞI MEKTUBUNDA ANLATTI

“Cezaevine geldikten sonra kayıtlar yapıldı. Beni geçici koğuşa aldılar. Gerçekten, gerçekten çok pisti. Camları gazete kağıtları ile kaplıydı. Karanlık olduğundan o an anlayamadım camı araladım biraz hava almak için. Kendime en temiz gördüğüm yatağa uzandım üstümdekilerle. Sabah kalktığımda anladım ki karşıda erkeklerin kaldığı bir başka geçici koğuş varmış. Aralık olan camı da kapattım.

Salı sabahı beni psikoloğa götürdüler. Psikolog burada tek başıma kalacağımı, koğuşun hazırlandığını ‘bakanlıktan bu yönde talimat geldiğini’ söyledi. Şaşırdım mı, yok şaşırmadım. Kalacağım koğuşu boşaltmak için bir sürü tutuklu kadın başka cezaevlerine sevk edilmiş. 2 gün geçici koğuşta kaldıktan sonra kalacağım koğuşa verildim. 16 yatağın daha doğrusu ranzanın olduğu bir yerde istediğim ranzayı seçtim. Koğuş 2 katlı. Alt katta mutfak kısmı banyo-tuvalet var. Üst katta ranzalar, dolaplar. Burada hiç kimseyi görmüyorum. Havalandırmada tek başınayım.

…Canım burada yaşadığım en güzel olay ise, Perşembe sabahı babanla karşılaşmamızdı.

Perşembe sabahı görevliler geldiler, psikoloğa gidiyorsun dediler. Psikoloğun odasına gittim, oturttular. Neden çağrıldığımı anlamaya çalıştım. Size soracağımız sorular var dediler, klasik cezaevi soruları. Doldurulması gereken formlar onlar sordu, ben yanıtladım.

Sonra gözüm bir anda kapıya ilişti. Daha doğrusu ses duyunca baktım. Ve o an babanı gördüm. Tam 10 ay 4 gün sonra. Gözlerime inanamadım. Bana “Neslihan” diye seslenişini ömrüm oldukça unutamayacağım. Sarıldık. Baban yanaklarımdan öpüyor bir yandan ağlıyordu. Ben de ağlıyordum ancak o an etrafımızdaki insanlardan utandım.

…Ben ağlıyorum ama babanın ağlaması içimi daha çok acıtıyor. Koca adam perişan. Ben kadınım, tek başımayım ama o daha perişan. Toparlamak bana düştü.

Baban ‘ben bunu beklemiyordum. Anneme babama bir şey oldu onun için çağırdılar diye düşündüm’ dedi. Ben de beklemiyordum.

5 dk konuştuk. Sonra beni aldılar ve götürdüler. İnanılmazdı.

…Tecrit. O kadar zamandır yalnızım ki. İşin gerçeği birileri ile yaşamak isteyip istemediğimden emin değilim. Kalabalık zor. Baksana babana ranza bile vermemişler.”

HÜSEYİN EKİNCİ: EŞİME YAPILANLAR İNSANLIK DIŞI

24 Mayıs 2017’de Anayasa Mahkemesi Başkanı’na yazdığı mektupta eşine uygulanan insanlık dışı muamelelere son verilmesini isterken şu ifadeleri kullandı: “Sayın Başkanım, Eşim Neslihan Ekinci tutuklanmasının ardından Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. 10 süreyle 3,5 metrekarelik bir oda ve hücrede tek başına tutuldu. Bu süre zarfından günlük yalnızca 45 dakika-1 saat süreyle küçük havalandırmaya çıkmasına izin verildi. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilip cezası kesinleşen mahkumlara dahi uygulanması mümkün olmayan bir infaz rejimi sistemli biçimde 10 aydan fazla süredir ne yazık ki tatbik edilmektedir. Eşimle 10 aydır ne yüz yüze, ne telefonla ne de mektupla görüşmeme izin verilmedi. Bu arada eşimin uygulanan tecrit koşullar nedeniyle sağlığının bozulduğunu, depresyona girdiğini, bu nedenle bir hafta hastanede yatarak tedavi gördüğünü, aylardır sürekli ilaç kullandığını bundan sonraki yaşamında da bu ilaçları kullanmak zorunda kalacağını öğrenmek bir eş olarak benim için tahammül edilemeyecek elem ve ızdırap haline geldi. Tekirdağ Cezaevi’nde de tek kişilik bir odaya yine yalnız konulduğunu Bakırköy Cezaevinde bir süredir içeri alınmasına izin verilen kitaplarına ve bir kısım eşyasına el konulduğunu öğrendim. Bu uygulamanın dosya içeriğiyle ilgisi bulunmamaktadır.

Sayın Başkanım, tutuklama bir tedbir, üstelik istisnai bir tedbir iken bizim için çoktan peşin infaza dönüştü. Maddi kaybımı çok sevdiğim mesleğimi kaybettiğimi, dost ve arkadaşlarım ve hatta aile çevremi kaybettiğime artık yanmıyorum. Artık eşimin sağlığını kaybetmesinden endişeliyim.” Diye yazdı.

“BİR HAKİM ANNENİN KUCAĞINDA BEBEĞİ VARDI”

Hâkim Hüseyin Ekinci, bir açık görüş sırasında gördüğü cezaevinde 8 aylık bebeğiyle kalan hâkim annenin durumunu ise şöyle anlatıyor:

“Daha kötüsü olmaz diyor insan ama ne yazık ki daha beter durumda olanlar var. İnanması zor ama gerçek… Görüş esnasında diğer masada başkaları da vardı. Onlardan birinin yanında 7-8 aylık olduğu anlaşılan bebekleri de vardı. Anne ve babanın her ikisi de hâkimlermiş. Bir anne baba, bir insan olarak havsalam almıyor. Bebek annesiyle birlikte kalıyormuş. Bebek oldukça çelimsiz ve zayıf gözüküyordu. Acaba cezaevi koşullarında nasıl besleniyordur. Sonra düşündüm acaba o bebeğin annesinin tutuklanmasını gerektirecek hangi zorlayıcı koşullar vardır. Bizim tutuklanmamıza karar veren yargıç küçük çocuğu olan kadınlardan hiç birini tutuklamamıştı. Bizim sorguya sevk edildiğimiz gün bizlerle aynı şekilde gözaltında tutulan bebekli kadın hâkimler serbest bırakılmışlardı. Demek ki bazı yargıçlar, bu ayırımı dahi yapma gereği duymamışlardı. Bilirsin tutuklama teoride ancak istisnai koşullar altında başvurulabilecek bir tedbir. Temel ilke tutuksuz yargılama ve tutuklama koşullarının varlığı durumunda dahi yurtdışı yasağı veya kefaletle adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmadır. Kanun, yargıca bu imkânları sunmuş olmasına rağmen, bunların tamamını yetersiz kılacak acaba hangi durumlar vardır, o bebeği cezaevinde tutmayı gerektirecek? Bunları kestirebilmem elbette mümkün değil. Acaba o bebek dünyaya gelmekle suçlu olabilir mi?”

Yargı mensupları Hüseyin Ekinci ve Neslihan Ekinci 13 Kasım 2018’de tahliye edildi.

HÜCRE HAPSİNDEKİ KADIN HAKİM AÇLIK GREVİNE BAŞLADI

21 Temmuz’da tutuklanan eski HSYK 2. Daire Başkanı Nesibe Özer, 9 Eylül 2016 tarihinden sonra Bakırköy Cezaevi’nde tek başına hücreye konuldu. Dilekçelerine cevap verilmemesi ve gerekçesiz hücre hapsi uygulaması nedeniyle açlık grevine başladı.[127] HSYK, seçimleri öncesinde İstanbul’da Bakırköy Çocuk Mahkemesi hâkimliği görevinde bulunan Nesibe Özer, 2014’te yapılan son HSYK seçimlerinde 4 bin 545 yargıcın desteğini alarak en yüksek oy alan isimlerden biri olmuştu. Bir önceki seçimlerde 5822 oy almış ve o dönemde HSYK 2. Daire başkanlığı yapmıştı. Özer tutukluluğunun üzerinden yaklaşık 2 yıl sonra ilk kez mahkemede savunma yapma fırsatı bulabildi. Yaklaşık 5 yıldır insanlardan tecrit edilmiş şekilde hücre hapsinde tutulmaya devam ediliyor. Hükümete darbe yapmak suçlamasıyla tutukmlanan kadın hakim Nesibe Özer, 28 Mayıs 2019’da silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. [128]

HAYATİ TEHLİKESİ OLAN AYM  RAPORTÖRÜ YALÇINÖZ‘E AYM’NİN CEVABI: BİZ DOKTOR DEĞİLİZ.

Adalet Bakanlığı’nın 2017 Şubat ayı verilerine göre Adli Tıp raporuyla cezaevlerinde ağır ve sürekli hastalığı belgelenen 841 kişi bulunuyor. Henüz rapor almayanlarla birlikte bin 86 mahkum sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmeyi bekliyor. [129]

Bunlardan biri de tutuklu Anayasa Mahkemesi Raportörü Bahadır Yalçınöz. Yalçınöz, 2016 yılı Nisan ayında her iki böbreğinde büyüme tehlikesi ve taş üretiminden kaynaklanan ağrılar nedeniyle rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Yapılan muayene sonucunda ameliyat ile tedavinin zorunlu olduğuna dair teşhis konuldu. 6 Mayıs 2016’da sol böbreğinden ameliyat oldu. Böbreğindeki taşlar temizlendi ve tıbbi tel takıldı. Ameliyattan bir buçuk ay sonra, 14 Haziran’da bu teller de çıkarıldı.

Yalçınöz’ün sağ böbreğinin ameliyat edilmesi için de nekahet döneminin geçmesi için beklemeye geçildi. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminden 3 gün sonra 18 Temmuz günü gözaltına alınarak tutuklandı. Sağ böbrek ameliyatı 2016 yılı Eylül ayında planlanmıştı. Sağ böbreğinin taş nedeniyle tıkanması durumunda böbrekte yaşanacak büyümenin etkisiyle organ kaybetme ve dolayısıyla hayati tehlike riski altında olduğu belirtildi.

Yalçınöz yaptığı başvuruda, gözaltı işlemleri sırasında ve cezaevine konulurken yapılan tıbbi muayenelerde sağlık durumunu belirttiğini ancak herhangi bir tedavi uygulanmadığını ifade etti. Tutuklanma kararlarına yaptığı tüm itirazların da reddedildiğini söyledi.

Yalçınöz, hayati tehlike ve organ kaybı riski içeren bir sağlık sorunu bulunduğu hâlde ceza infaz kurumunda tutulmanın yaşam hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği; sağlık nedenlerine dayanarak yaptığı tahliye başvurusunun karara bağlanmamasının ise etkili başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvuru, “cezaevinde sağlık personeli var’ denilerek reddedildi.[130] Yalçınöz’e, ‘ceza infaz kurumunda tutulmanın yaşamsal risk oluşturup oluşturmadığı’ konusunda Anayasa Mahkemesince bir değerlendirme yapılabilmesinin mümkün olmadığı cevabı da verildi. Yalçınöz, böbreklerinde tel takılı vaziyette, ciddi organ kaybı riski altında kaldı. Sağlık sorunlarının artarak devam etmesine rağmen Ankara’da tutukluluğunun devamına karar verildi.

Hayati tehlikesi bulunan hasta hâkim savcılardan bazıları şöyle:

Yargıtay hâkimi Coşkun Halitoğlu: Cezaevinde kalp krizi geçirdi hastanede tedavi altında kaldı buna rağmen yeniden tutuklandı.

Hâkim Tuğrul Keçeci: İki böbreği bitme noktasına geldiğinden diyaliz tedavisi gerekiyor. Kızı lösemi hastası olan hâkimin tahliye başvuruları reddedildi.

Eski Başsavcı İlhan Ocak: Kemik erimesi teşhisi konuldu. Mide kanaması geçirdi. Tahliye talepleri reddedildi.

Anayasa Mahkemesi Raportörü Şükrü Durmuş: Kanser tedavisi görüyor.

Şanlıurfa Başsavcı Vekili Zeki Yalçın: Kanser hastası

Hâkim Mithat Özcan: Kanser hastası.

Hâkim Ömer Sevgiliocak: Kanser hastası.

Hâkim Mustafa Babayiğit: Tiroid kanseri. Hâkim eşi de tutuklu.

HAKİM HADİ ÇAĞDIR’IN EŞİ İNTİHAR ETTİ

Hâkim ve savcılara yönelik hukuksuz tutuklama kararları, ihraçlar ve mal varlıklarına el koyma işlemleri aileleri de sarstı. Hakkında yakalama kararı bulunan hâkim Hadi Çağdır, haksız yere tutuklanmak istemediği için izini kaybettirdi. Aile düzeni bozulan İngilizce öğretmeni eşi Adalet Betül Çağdır ise yaşananlara daha fazla dayanamadı ve 9. Kattaki evinden atlayarak intihar etti. Hâkim Hadi Çağdır’ın darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilmesi nedeniyle banka hesaplarına, tüm malvarlıklarına tedbir kararı alındı. İki çocuk annesi Adalet Betül Çağdır’ın, bu süre zarfında bunalıma girdiği belirtildi. [131]

Adalet Betül Çağdır, komşularına eşini çok özlediğini, güzel günlerin gelmeyeceğini, umutsuz olduğunu anlattığı öğrenildi. Başakşehir’de bir lisede öğretmenlik yapan Adalet öğretmen, maddi sıkıntılar içindeydi. 14 yaşındaki oğlu ve annesiyle hayatını sürdürmeye çalışıyordu. Hayatını kaybetmeden birkaç gün önce bir kutu ilaç içtiği ortaya çıkınca ambulans beklenmeden bir komşusu tarafından hastaneye kaldırıldı. Hastanede kayıt esnasında aranan hâkimin eşi olduğu belirlenince bir polis taarfından kendisine “kocan Fetöcüymüş, sen de ihraç edilirsin” denildi. Komşusu polise, “İntihar girişiminde bulunan bir kişiye bunlar söylenir mi, adını tespit edip şikayet edeceğim seni” diyerek tepki gösterdi. Psikiyatri bölümünde muayenesi yapılmadan evine gönderilen Adalet Betül Çağdır, iki gün sonra Başakşehir’de 9. Kattaki evinden atlayarak intihar etti. [132]

VERDİĞİ KARARDAN DOLAYI TUTUKLANAN HAKİM ÖZÇELİK’İN DOKTOR EŞİ DE İŞİNDEN KOVULDU

Tutuklanan hâkim ve savcıların aileleri de hükümetin baskı ve yıldırmalarından nasibini aldı. Tutuklanan hâkim Metin Özçelik’in doktorluk yapan eşi suçun şahsiliği ilkesi yok sayılarak mesleğinden atılarak cezalandırıldı. Hâkim Metin Özçelik, aralarında gazeteci Hidayet Karaca ve 62 polisin de bulunduğu birçok tutuklunun tahliye edilmesinin yolunu açan kararından dolayı tutuklandı. Hâkim Metin Özçelik ve birlikte yargılandığı hâkim Mustafa Başer 24 Nisan 2017’de örgüt üyeliği, görevi kötüye kullanma suçlarından 10 yıl hapis cezasında çarptırıldı. Hâkim Metin Özçelik’in doktor eşi Hatice Özçelik, 4 yıldır çalıştığı Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden, gerekçe olarak ‘yukarıdan gelen emir’ denilerek kovuldu. [133] Hatice Özçelik’in Twitter hesabından, “Sırf Metin beyin eşi olduğum için öğretim görevlisi göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalıştığım Bezmialem vakıf Üniversite’si tıp Fakültesi’nden görevime aniden son verilmiştir, tüm kadın hakları savunucularına sesleniyorum” diye yazdı.[134] Hâkim Mustafa Başer’in eşi de 15 Temmuz sonrasında hakkında çıkarılan yakalama kararı sonrası teslim olduğu Bakırköy Adliyesi’nde tutuklanarak cezaevine gönderildi.[135]

İKİ ANAYASA MAHKEMESİ ÜYESİ TUTUKLANDI, HÜCREYE KONULDU

Anayasa Mahkemesi (AYM), 14 Ocak 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın proje mahkemeler olarak sunduğu ve istenilen kararları aldırabildiği Sulh Ceza Hâkimliği düzenlemesiyle ilgili kararını açıkladı.  AYM, E:2014/164, K:2015/12 sayılı kararıyla; tüm arama, yakalama, el koyma, tedbir, adli kontrol ve tutuklama taleplerini değerlendirmekle yetkilendirilen Sulh Ceza Hâkimliklerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Eskişehir 1. Sulh Ceza Hâkimi Kemal Karanfil’in düzenlemenin iptali talebini oy çokluğuyla reddetti.[136]

Başvuruda, Türkiye’de yürütülen soruşturmaların akıbetinin sınırlı sayıdaki hâkimlikler vasıtasıyla siyasi iktidarın inisiyatifine bırakıldığı anlatılıyordu. Ayrıca  sulh ceza hâkimlerinden biri tarafından verilen kararlara itirazın aynı sistem içindeki bir merci tarafından kesin olarak karara bağlanmasının, itirazı etkili bir yol olmaktan çıkaracağı belirtilmişti.  Bu durumun, hukuk devleti ilkesine, hak arama hürriyetine, tabii hâkim ilkesine, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma hakkına aykırı olduğu ileri sürülmüştü.

AYM iptal talebini reddederken karara üyelerden Prof. Dr. Erdal Tezcan ve Alparslan Altan muhalefet şerhi düşerek Sulh Ceza Hâkimliği düzenlemesinin kaldırılması gerektiğini savundu. Bu iki Anayasa Mahkemesi üyesi 15 Temmuz sonrası OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 4 Ağustos 2016’da hiçbir gerekçe sunulmadan meslekten çıkarıldı.[137] Alparslan Altan, AKP hükümetinin hedefe koyduğu gazeteci Mehmet Baransu’nun hak ihlali başvurusunun reddi kararına muhalefet şerhi düşmesiyle de tanınıyordu.

AYM, ihraçlarla ilgili 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’yi gerekçe gösterdi.

Anayasa Mahkemesinin iki üyesi darbe girişiminin sona erdiğinin açıklanmasından birkaç saat sonra 16 Temmuz’da gözaltına alındı. 20 Temmuz 2016’ta tutuklanan iki yargı mensubu en ağır suçlulara dahi uygulanmayan hücre hapsine alındılar. Yasal mevzuata göre 20 günden fazla uygulanmayan hücre hapsi iki AYM üyesine edinilen bilgiye göre 2 yıldan daha fazla uygulandı.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Anayasa Mahkemesi üyesi olarak atanan Alparslan Altan’ın hak ihlali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru ise 11 Ocak 2018’de reddedildi.[138] Altan hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ile tutuklamaya doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olan Sulh Ceza Hâkimliklerince karar verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirtti. Hukuka aykırı bir şekilde meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle ise adil yargılanma ve özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini savundu.

Altan, gözaltı sürecinde kötü muamele yasağının ihlal edildiğini, hukuka aykırı olarak verilen kararlarla eşyalarına ve mal varlığına el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının da ihlal edildiği vurguladı. Başvuru dilekçesinde, arama kararları nedeniyle adil yargılanma, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakları ile yapılan bazı uygulamalar nedeniyle ayrımcılık ve temel hak ve özgürlüklerin öngörüldükleri amaç dışında sınırlandırılması yasaklarının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürdü. Dilekçeyi inceleyen Anayasa Mahkemesi, başvuruyu kabul edilemez buldu.

Anayasa mahkemesinin kendi üyelerini hukuka tamamen aykırı bir KHK ile terör örgütüne üye (üye, iltisak, irtibat) olmakla suçlayıp meslekten ihraç etmesi mahkemenin bağımsızlığını da kaybettiği anlamına geliyor. Benzeri bir başvuruda muhalif oy kullanmayı düşünecek her üye, aynı şekilde tutuklanacağını düşünerek hareket etmek zorunda kalacaktır.

Yargılamalar sonunda Altan 11 yıl 3 ay hapis cezasına, Tezcan ise 10 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

AKP iktidarının yargıyı kontrol altına alabilmesi için hayati önem taşıyan Sulh Ceza Hâkimlikleri ile iptal başvurusunda bulunan Sulh Ceza Hâkimi Kemal Karanfil de aynı şekilde tutuklanmıştır.

BM HAKİMİ TUTUKLANDI 7 YIL 6 AY HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (Uluslararası ceza mahkemelerinin soykırım davalarına bakan mahkemesi) Hâkimi ve emekli Büyükelçi Aydın Sefa Akay da dokunulmazlığı bulunmasına rağmen 15 Temmuz sonrası Gülen Hareketi’ne yönelik soruşturma kapsamında 26 Eylül 2016’da gözaltına alındı. Gerekçe olarak ise Gülen Hareketi mensuplarının kullandığı iddia edilen ByLock yazışma programını telefonuna indirmiş olması gösterildi. Akay, polis sorgusunda ‘Hür ve Kabul edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği’ üyesi olduğunu, Gülen Hareketiyle hiçbir bağlantısının olmadığını anlattı. ByLock programı ile ilgili olarak ise Akay, “2015 Aralık’ta eski Burkina Faso Dışişleri Bakanı Djibrill Bassole’nin isteğiyle bu programı Google Play Strore’den indirdim ve 3-4 ay aynı şahıs ve Herve Zongo ile masonik konularda yazıştık.” dedi.[139]

Akay’a ikametinde yapılan aramada bulunan Fethullah Gülen’e ait kitaplar da soruldu. Akay, “Kütüphanemde 2 binin üzerinde kitabım vardır. Yaşam biçimim ve çevrem icabı bunlarla ilgim olması eşyanın tabiatına aykırıdır.” Şeklinde cevap verdi. Gülen’in yaşadığı ABD’ye gidip gitmediği sorulduğunda ise, “Görevim icabı sayısız denebilecek kadar yurtdışına gittim en son 12-16 Eylül 2016 tarihinde İsrail’e gittim. 1989-1993’te görev icabı ABD’ye gittim. ayrıca 1994’te geçici görevle bulundum.” Dedi. Akay, ByLock programı kullandığı gerekçesiyle 28 Eylül’de Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandı.

BM SERBEST BIRAKIN ÇAĞRISI YAPTI

Tutuklama kararının ardından BM savaş suçları alanındaki üst düzey yargıçlarından Theodor Meron, BM yargıcı Aydın Sefa Akay’ın serbest bırakılması için çağrı yaptı. Ruanda ve Yugoslavya’daki savaş suçlarını yargılayan kurumun başkanı Meron, Akay’ın tutuklanması nedeniyle Ruanda’daki yargılamanın felç olduğunu söyledi. BM Genel Kurulu’nda konuşan ve “Yargılamalar Akay olmadığı için yapılamıyor” diyen Meron, örnek olarak Ruandalı eski bakan Augustin Ngirabatware’nin 1994’teki soykırımdan aldığı cezanın temyiz sürecini gösterdi. Akay, temyiz mahkemesi üyesiydi. Meron, Akay’ın ayrıca diplomatik dokunulmazlığına vurgu yaptı.[140]

Ancak Meron’un çağrısına olumlu cevap verilmedi. BM’ye bağlı Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması Ön Temyiz Yargıcı Thedor Meron, 31 Ocak 2017’de bu kez  Türkiye’ye aynı mahkemede görevli tutuklu Türk yargıç Aydın Sefa Akay’ın 14 Şubat’a kadar serbest bırakılmasını isteyen bir mahkeme emri gönderdi. Ancak Türkiye bu karara da  uymadı. Meron, Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet etti.

Hapis cezası sonrası açıklama yapan Yargıç Meron, mahkeme kararının, yargıç Akay’ın uluslararası hukuk çerçevesindeki koruma altındaki statüsünü bir kez daha ihlal ettiği anlamına geldiğini kaydetti. Meron, Akay’ın geçen tutuklanması ve kendisine dava açılmasını, “BM tarafından sağlanan diplomatik dokunulmazlık hakkıyla çelişiyor” şeklinde değerlendirdi. [141]

Aydın Sefa Akay tutuklu olarak çıkarıldığı 14 Haziran 2017’deki duruşmada ByLock programı kullandığı için silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi, Akay’a yurt dışına çıkış yasağı koyarak, yüksek mahkemenin (Yargıtay) kararı değerlendireceği güne kadar tahliyesine karar verdi.[142] Karar, Yargıtay tarafından onaylanırsa Akay, cezasını çekmek için tekrar cezaevine girecek. ​

YARSAV KAPATILDI, BAŞKANI TUTUKLANDI

Darbe girişimi sonrası OHAL ilanı ve ilk yayınlanan KHK ile 15 üniversite, 35 sağlık kurum ve kuruluşu, 1069 özel öğretim kurum ve kuruluşu, özel öğrenci yurdu ve pansiyonu, 1229 vakıf ve dernek, 19 sendika, federasyon ve konfederasyon kapatıldı. Kapatılan sendikalar arasında 1604 üyesi bulunan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) de yer aldı. Kararla birlikte Sendika Başkanı Murat Arslan, Sayıştay Hâkimliği görevinden de açığa alındı.[143] 19 Ekim’de gözaltına alınan Arslan, 26 Ekim’de silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tutuklandı. ByLock kullandığının tespit edildiği iddia edilerek hakkında 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Kapatılan YARSAV’ın tutuklu eski başkanı Murat Arslan, 2017’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından her yıl düzenlenen Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülüne layık görüldü. Murat Arslan’ın ‘yargının bağımsızlığı için çalışmaları’ nedeniyle ödüle layık görüldüğü açıklandı.

Arslan hapiste olduğundan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) genel kurul salonunda düzenlenen ödül törenine katılamadı. Ödül için hazırladığı mektup genel kurulda okundu. Arslan mektubunda Türkiye’yi “totaliter yönetim deneyimi yaşayan devlet” olarak tanımladı ve “Unutmayalım ki tarih tek varlık nedenleri devrim olup, bunun bedelini ödemiş olan modernliği sırtlarında taşıyarak ilerletmiş olan insanlarla doludur” ifadelerini kullandı. Ödülün “Türkiye’de demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenler için büyük öneme sahip olduğunu” belirten Arslan’ın mektubu “Bu ödülü haksız yere işinden olan, hapse atılan ve hak ve özgürlükler için mücadele edenlere adıyorum” sözleriyle sona buldu.[144]

Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Ocak 2019’da Murat Arslan’ı silahlı terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 10 yıl hapis cezasına çarptırdı.

DURUŞMA SIRASINDA HAKİM GÖZALTINA ALINDI

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından açığa alınarak hakkında gözaltı kararı çıkarılan Edirne hâkimi Susam Merdan, üyesi olduğu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma sırasında salona giren polis ekiplerince, savcı eşi Hakan Merdan ise makam odasında gözaltına alındı. [145]

11 Ağustos 2016’da öğle sıralarında Edirne Adliyesi’ne gelen polislerden meslekten açığa alındıklarını ve gözaltı kararı verildiğini öğrenen yargı mensupları, sorgu için Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Evlerinde arama yapıldı. Hâkim Susam Merdan, bir süre sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Cumhuriyet Savcısı eşi ise ‘terör örgütü üyesi olmak’ suçundan tutuklandı.

“HAKSIZ YERE TUTUKLANDIM”

Adliye girişinde eşiyle vedalaştıktan sonra elleri kelepçelenen savcı Hakan Merdan, polis aracına bindirilirken gazetecilere haksız yere tutuklandığını söyledi: “Ne diyeyim arkadaşlar somut hiçbir delil olamadan tutuklandım. Hammurabi kanunlarında dahi böyle bir şey yok. Bu ülkeye 12 yıl boyunca hizmet ettim.” dedi.

KANSER HASTASI HAKİM, DİGİTÜRK ABONELİĞİNİ İPTAL ETTİĞİ İÇİN TUTUKLU

Hizmet Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen TV kanallarının Digitürk platformundan çıkarılması sonrasında protesto amacıyla aboneliği iptal ettirmek de ‘terör örgütü üyeliği’ için delil kabul edildi ve mahkemeler tutuklama kararı verdi. Darbe girişiminin ardından tutuklanan Erzurum Kadastro Hâkimi Şenol Demir’in  de digiturk aboneliğini iptal etmesi aleyhine terör örgütü üyeliği suçlamasında delil olarak gösterildi. Kanser hastası olduğu halde tutuklu bulunan Hâkim Demir savunmasında taraftarı olduğu Trabzonspor’un üst üste 3 maç kaybetmesi üzerine iptal için dilekçe verdiğini, dilekçesinde de aynı ifadelerin yer aldığını söylese de tahliye edilmedi.[146]

Şenol Demir 20 Temmuz 2016’da tutuklandı. 29 Kasım 2016’da meslekten ihraç edildi. Örgütsel gizli haberleşme programı ByLock’u kullandığının tespit edildiği ileri sürülerek ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

HAYATLARINI KAYBEDEN EŞLERİNE VEDA EDEMEDİLER

Cezaevlerinde tutuklu bulunan çok sayıda hakim ve savcı eşlerinin veya çocuklarının ağır hastalıkları sırasında onlara destek vermek için yanlarında olamadı. Tahliye talepleri son anlara kadar reddedildi.

Yargıtay üyesi İbrahim Tufan Ataman tutuklu bulunduğu süre boyunca yaklaşık 2,5 yıl kanser olan eşi ilhan Ataman’a ve iki küçük çocuğuna destek olabilmek için tahliye taleplerinde bulundu. Ancak her seferinde reddedildi. [147] Ataman’ın eşi bilincini yitirip yoğum bakıma kaldırıldığında tahliye edildi fakat eşi ile vedalaşamadı. İlhan Ataman kısa süre içinde hayatını kaybetti.

Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Erdal Tercan’ın da aynı şekilde kanser hastası eşi avukat Süheyla Tercan’ın son anlarında yanında olmasına izin verilmedi. Erdal Tercan’ın son günlerinde eşiyle görüşmek için kullanmak istediği izin hakkı Yargıtay tarafından reddedildi. Süheyla Tercan, kanser rahatsızlığı sebebiyle hayatını kaybetti. Erdal Tezcan’ın sadece cenaze törenine katılmasına izin verildi. [148]

BEĞENİLMEYEN KARARIN CEZASI KESİLDİ MAHKEME HEYETLERİ DEĞİŞTİ

Verdikleri kararlardan dolayı tutuklanan hâkim ve savcıların yerlerine getirilen isimler de yine hükümetin hoşuna gitmeyen kararlara imza attıklarında açığa alınmakta, ihraç edilmekte veya tutuklanmaktadır. Gazetecilerin yargılandığı davada tahliye kararları veren heyetin hükümetin tarafından değiştirilmesi yargıya müdahalenin en açık örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Hizmet Hareketi’ne mensup oldukları gerekçesiyle yargılanan 26’sı tutuklu 29 gazeteci 31 Mart 2017’de ilk kez duruşmaya çıktı. Yargılamayı yapan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, uzun süredir tutuklu bulunan 21 gazetecinin tahliye edilmesine karar verdi. Ancak bu kararın uygulanmasını engellemek için gazeteciler cezaevlerinden serbest bırakılmadı. Benzeri pek görülmemiş bir şekilde 21 gazeteciden sekizinin tahliyesine aynı saatlerde itiraz edildi ve kalan 13 kişi hakkında ise yeni bir soruşturma başlatıldığı duyuruldu. Sonuç olarak hiç bir gazetecinin hapisten salıverilmesine müsade edilmedi. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, gazetecilerin tahliyesine karar veren üç yargıçla birlikte duruşma savcısını da sonradan açığa aldı.[149] Böylece yargılamayı yapan mahkemenin bütün heyeti değişmiş oldu. Mahkemenin verdiği tahliye kararlarının uygulanmamasında ’havuz medyası’ olarak ifade edilen hükümete yakın gazetelerde çalışan gazetecilerin başlattığı kampanya da etkili oldu. Hükümeti destekleyen bazı yazarlardan tahliye kararı uygulanması halinde cezaevini basıp gazetecileri linç etmekle tehdit edenler oldu.[150]

BYLOCK’U DELİL SAYMAYAN HAKİM SÜRÜLDÜ

ByLock iletişim programını ‘terör örgütü üyeliği’ suçlaması için yeterli delil görmeyen Antalya 2. Ceza Dairesi Başkanı Şenol Demir de Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesinin 9 Mayıs 2017 tarihli ve 678 sayılı Yargı Kararnamesi ile memurluk derecesi düşürülerek Konya Hâkimliğine atandı.[151]  Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı olan Hâkim Şenol Demir, Denizli’de ByLock’u kullandığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Hacer Aydın’la ilgili mahkumiyet kararını MİT raporundan başka delil olmadığı gerekçesiyle bozmuştu.

“DELİL OLMADIĞI HALDE TUTUKLUYUZ, HEDEF 5 BİN HAKİM SAVCI”

Güvenliği nedeniyle ismini gizli tutan bir hâkim, 6 Mart 2017’de yazdığı ve basınla paylaştığı mektubunda, 21 Temmuz’da meslektaşlarıyla birlikte hiçbir suçları olmadığı halde nasıl tutuklandıklarını anlattı;[152]

“HSYK başkanvekili 28 Aralık 2016 tarihli Habertürk gazetesinde Sevilay Yükselir’in yazısına göre şöyle bir itirafta da bulundu: ’Zira henüz yargı camiasında darbeye karıştığını, bizzat içinde olduğunu ispat ettiğimiz kimse yok! Onu henüz delillendiremedik.’ Bu açıklamayı HSYK başkanvekili yapıyor ama 3000 hâkim, savcı hâlâ darbeye teşebbüsten ve silâhlı terör örgütü üyeliği suçundan tutukluyuz.” Diyor. AKP milletvekili Mustafa Şentop’un 15 Temmuz öncesi 5 bin rakamını verdiğine dikkat çeken hâkim şöyle diyor: “Hükümet muhalif gördüğü 5000’e yakın hâkim ve savcıyı meslekten ihraç etmeyi önceden planlamıştı. Ama bunu mevcut yasalara göre yapamıyordu. 15 Temmuz darbe teşebbüsü hükümetin arayıp da bulamadığı bir fırsat oldu. Muhalif hâkimler listesi zaten hazırdı, yapılacak tek şey listenin başlığını darbeci Hâkim Savcılar olarak değiştirmekti. Bu şekilde toplumsal desteği de alacaktı ve kimse itiraz edemeyecekti.  Hele ki 15 Temmuz bahane edilerek darbeye bizzat katılmamış, darbe ile hiçbir ilgisi olmayan, bugün yüz binleri bulan meslekten ihraç, gözaltına alma ve tutuklama kararlarının alınabilmesi için (polis, öğretmen, doktor, esnaf, işçi vs) önce muhalif hâkim ve savcıların darbeci suçlaması ile meslekten ihracı ve tutuklanması gerekiyordu. Anayasal teminatı ve dokunulmazlığı olan hâkim ve savcılar bile darbeci ilân edilip tutuklanırsa gariban vatandaş hakkını nasıl savunabilecek, derdini kime anlatabilecek?” diye yazdı. Hâkim ayrıca cezaevinde gördükleri kötü muameleyi maddeler halinde sıraladı:

1- Açık görüş adlî mahkûmlar için ayda bir yapılmasına rağmen bizler için iki ayda bir yapılmakta.

2- Telefon hakkı adlî mahkûmlar için her hafta uygulanırken bizler için iki haftada bir uygulanıyor.

3- Din görevlisinden yararlanma ve her türlü sınava girme ve eğitim alma, iyileştirme programına katılma bizler için yasak. Koğuşumuza din görevlisi talep ettik. “Size din görevlisi yasak” dediler.

4- Cezaevleri kapasitesinin üzerinde şu an. Örneğin bir koğuşta 5 ranza olmasına rağmen 16 kişi koğuşta kalıyor. Ranzalar iki kişilik, 6 kişi yerde yatıyor.

5- Başka bir koğuşta 38 kişi kalıyor ve koğuşta sadece bir tane tuvalet var.

6- Benimle birlikte toplam 4 kişi 15 metrekarelik bir odada kalıyoruz, tuvaletimiz banyomuz birlikte. Normalde tek kişinin kalabileceği bir yerde dört kişi kalıyoruz.


HRW: HAKİMLER VE SAVCILAR HAKSIZ YERE HAPSE ATILIYOR

Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), yaptıkları araştırmalar sonunda 8 Ağustos 2016’da basın açıklaması yaparak, başarısız darbe girişimi sonrası Hâkim ve Savcılar’ın haksız yere kamu görevinden çıkartıldıklarına mal varlıklarının dondurulduğuna ve tutuklandıklarına dikkat çekti. [153] Tutuklanan hâkim ve savcılar gibi cezaevine konulmaktan korkan avukatların da bu kişilerin vekaletini almaktan çekindiklerini belirtti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, incelediği vakalara dayanarak hâkim ve savcıları gözaltına alma, tutuklama kararlarını temellendirecek herhangi bir kanıtın da sunulmadığına vurgu yaptı. Şüpheli olduğu iddia edilen bu kişilerin sadece isimlerinin bulunduğu listeye göre tutuklandıkları belirtildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb, “Hâkimleri, yasal prosedüre uyarmış gibi görünmeye dahi çalışmadan hapse atmak, Türkiye’nin yargı sistemine, etkileri yıllar boyu sürecek büyük bir zarar verecektir” şeklinde konuştu.

 

SAYILARLA HAKİM SAVCILAR VE TÜRK YARGISININ DURUMU
(Adalet Bakanlığı son yılllarda istatistiki bilgileri kamuoyuyla paylaşmamaktadır)

2018 yılındaki istatistiklere göre; hücredeki hâkim savcı sayısının 500 civarında olduğu tahmin ediliyordu.

15 Temmuz şüpheli darbe girişimi sonrası 4 bin 560 hâkim ve savcı ihraç edildi. (12 Eylül askeri darbesinde bile hakkında işlem yapılan hâkim ve savcı sayısı sadece 47 idi.)

15 Temmuz sonrası yaklaşık en az 3000 hâkim-savcı tutuklanarak cezaevine konuldu.

AKP’nin iktidara geldiği dönemde yaklaşık 59.500 olan tutuklu hükümlü sayısı 2019 verilerine göre 292.000 civarına ulaşmıştır. [154]

2002: 59 bin 429
2015: 178 bin 89
2016: 197 bin 297
2017: 232 bin 340
2018: 264 bin 842
2019: 291 bin 546

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesinde fişlendikleri anlaşılan yaklaşık 5000 hâkim ve savcı masumiyet karinesi ve ‘suçüstü haller’ gibi hakimlik güvencesi yok sayılarak meslekten ihraç edilmiş, görevleri başında gözaltına alınmış ve tutuklamıştır. Sadece bir kaç gün içerisinde yaklaşık 3 bin hâkim ve savcı tutuklanmıştır. Dünya tarihinde benzeri bir vaka yaşanmamıştır.

Aleyhlerine delil gösterilmeden sadece hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu’na üye olmadıkları, hükümetin istediği kararları vermedikleri için ‘kara liste’ye girdikleri ortaya çıkan hâkim ve savcılar, ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ ve ‘darbecilik’ suçlamasıyla müebbet hapis cezaları istemiyle cezaevlerine konulmuştur. Cezaevlerinde ise en ağır hapis cezası alan mahkumlara dahi uygulanmayan uzun süreli tek kişilik hücrede kalma cezası verilmiştir. İnfaz Yasası’nın 44. Maddesine göre bir disiplin cezası olması halinde, doktor kontrolünden geçirilerek en fazla 20 gün verilebilen hücre hapsi yüzlerce hâkim-savcıya 5 yıl boyunca uygulanmıştır.

Erdoğan rejimi, halen daha kendi atadıkları hâkim ve savcılar içerisinde istedikleri yönde karar vermeyenleri tasfiye etmektedir. Önemli davalara bakan mahkemelere, hâkim ve savcı yapılan AKP teşkilatı üyesi avukatlar yerleştirilmiştir. Yargının bağımsızlığına gölge düşüren bu eylemle ilgili yapılan suç duyuruları sonuçsuz kılmıştır. AKP hükümeti, kendi ideolojisine destek veren hukuk fakültesi öğrencilerini bazı dernekler aracılığıyla geleceğe hazırlamaktadır. Bu derneklerde radikal İslamcı ve terör örgütü bağlantılı isimlerin eğitim seminerleri vermesi dikkat çekicidir.

Türk yargısı, Erdoğan rejimiyle birlikte “Hukuk önünde herkes eşittir” ilkesinden “Devletin ali menfaatleri için gerekirse birkaç kişi, grup feda edilebilir…” noktasına evrilmiştir. Uluslararası kuruluşlar da yaptıkları çalışmalarda yargı bağımsızlığının ortadan kalktığını Türkiye’nin, hukuk devleti ve demokrasi rayından çıktığını belgelemektedir.

Venedik Komisyonu, kamu personelinin “terörist” olarak tanımlanan örgütlerle “bağlantıları” nedeniyle işten çıkarıldığını, ancak “bağlantı” kavramının “gevşek biçimde tanımlandığı ve söz konusu örgütlerle somut bağlantı gerektirmediği” görüşünü dile getirdi.

Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da tutuklama ve görevden almalarla ilgili ağır eleştirilerde bulunulmuştur. Darbe girişimi sonrasında alınan tedbirler ve uygulamalarla ilgili AB, ilgili makamlara hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda en üst standartları gözetmeleri yönünde çağrıda bulunmuştur. “Türkiye, her tedbirin yalnızca durumun kesinlikle zorunlu kıldığı ölçüde alınmasını ve her durumda bu tedbirlerin gereklilik ve orantılılık değerlendirmesinin yapılmasını sağlamalı.” [155] ifadesi kullanılmıştır.

Uluslararası Yargıçlar Birliği Başkanı, Paris Temyiz Mahkemesi Hâkimi Christophe Regnard’ın makalesi bu konuda önemli uyarı ve tespitleri içeriyor. 2013 yılında itaatkar bir yargı ortaya çıkaracak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu (HSYK) yeniden yapılandırma çabalarından ve iktidarın açıktan desteklediği Yargıda Birlik Platformu’ndan bahsetmiştir. Oy sayma sistemiyle YBP’ye oy vermeyenlerin tespit edildiğini ve bu kişilerin tasfiye edildiğini anlatmıştır. Hâkim ve savcıların şaibeli kararlarla meslekten ihraç edildiği, korkunç koşullar altında gözaltında kaldıkları ve işkence vakalarının rapor edildiği vurgulanmıştır.

Makalede, “Türkiye’de hukukun üstünlüğü ortadan kalkmıştır. Avrupa otoritelerinin muhtemelen jeopolitik mülahazalarla olan bariz kayıtsızlığı ise tedirgin ve şok edicidir” denilmektedir. [156]

Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki uzmanlık organı olan Venedik Komisyonu tarafından yayınlanan bir raporda [157] “hükümetin OHAL kapsamında aldığı önlemlerin Türk anayasası ve uluslararası hukuk sınırlarını aştığı” değerlendirmesinde bulunulmuştur.

Uluslararası kuruluşların da tespitleri ışığında;

OHAL kapsamında çıkarılan, T.C. Anayasa maddelerine ve uluslararası hukuk sözleşmelerine aykırı KHK’lar denetim altına alınmalı ve yasalara aykırı olan maddeler yok hükmünde sayılmalıdır.

Hâkimlik teminatı hiçe sayılarak yasadışı şekilde gözaltına alınan ve tutuklanan hâkim ve savcılar bir an evvel tahliye edilmelidir. Hâkimler ve savcıların kararlarından dolayı tutuklanmasının önüne geçen yasa maddeleri dikkate alınmalıdır.

Sadece HSYK seçimleri sırasında YBP’ye oy vermedikleri ve hükümetin hoşuna gitmeyen kararları nedeniyle fişlenerek meslekten ihraç edilen yargı mensupları görevlerine iade edilmelidir.

Hâkim ve savcılara yönelik işkence ve kötü muamele iddiaları uluslararası kuruluşlar tarafından incelenmelidir.

Yüzlerce hakim ve savcı, insan haklarına ve yürürlükteki Türk yasalarına aykırı olarak yaklaşık 20 günü aşmaması gereken hücre hapsinde yıllarca kalmıştır ve kalmaya devam edenler vardır. Hücre, tecrit uygulaması ağır psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara ve ölümlere neden olmaktadır. Bu uygulamaya son verilmelidir.

Yargının bağımsızlığının temini için siyasi iradenin hâkim ve savcı atamalarındaki etkisini biterecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Hükümete muhalif oldukları gerekçesiyle kapatılan yargı dernekleri üzerindeki yasak kaldırılmalıdır.

Adil yargılanma hakkını engellediği tespit edilen Sulh Ceza Hâkimlikleri benzeri projeler ve mevzuat yeniden düzenlenmelidir. Adil yargılanma hakkı ve ile ilgili gerekli koruma tedbirleri alınmalıdır.  Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü yeniden tesis edilmeli ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bağımsız, adil ve tarafsız mahkemelere erişim hakkına sahip olmalıdır.

Uzun süre gözaltına tutulan, cezaevinde tecrit (hücre) hapsinde kalan, kötü muamele, fiziki ve psikolojik işkence gören, şüpheli şekilde veya taksirle hayatını kaybeden bazı hâkim ve savcılar; (Excel dosyası)

 

Adı Görevi Görevli olduğu Sehir Cezaevi Gözaltı, tutuklama veya yargılama gerekçesi Mağduriyet açıklama
1 Mustafa Erdoğan Yargıtay 23. Ceza Dairesi Hakimi Ankara Antalya Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Kötü muamele sebebiyle hayatını kaybetti
2 Mehmet Tosun Danıştaş Tetkik Hakimi Ankara Silahlı terör örgütüne üye olmak Meslekten ihraç edildi, 30 günlük gözaltında kötü muamele gördü ve tedavisinin engellendi. Hastanede hayatını kaybetti.
3 Seyfettin Yiğit Cumhuriyet Savcısı Bursa Bursa Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak 15 Eylül 2016 gecesi koğuş tuvaletinde çamaşır ipi ile asılı halde ölü bulundu.
4 Teoman Gökçe HSYK 1. Dairesi üyesi hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Sincan Cezaevi’nde hakaret, aşağılama gibi psikolojik işkencenin yanısıra fiziksel işkenceye de maruz kaldı. Yaklaşık 2 yıl tek kişilik tecrit odasında tutuklu kalan Teoman Gökçe, 2 Mart 2018’de hücresinde kalp krizi geçirererek hayatını kaybetti.
5 Abuzer Kaya  İstanbul 7. Asliye Ceza Hâkimi Ordu (sürgün yeri) Fişlendi, Sürgün edildi (tutuklanmadı) Alevi olduğu için yaftalanan, fişlenen 30 yıllık hakim Kara, 56 yaşında sürgün edildiği şehirde hayatını kaybetti. Kara dönemin Başbakanı Erdoğan ve Adalet Bakanı’nın isteği şekilde karar vermediği için sürülmüştü.
6 Seyfullah Çakmak HSYK Tetkik Hakimi ve Kocaeli c. Savcısı Kocaeli Kocaeli 2 Nolu T Tipi kapalı Silahlı terör örgütüne üye olmak 3 çocuğundan 2’si yatağa bağımlı ve engelli olan Çakmak, hücre hapsinde tutularak ve engelli çocukları çocuk esirgeme kurumuna alınmak istenerek psikolojik işkenceye maruz kaldı.
7 Süleyman Savut Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sincan Sincan Silahlı terör örgütüne üye olmak Tedavisi yapılamadı. Cezaevinde hayatını kaybetti.
8 İbrahim Ethem Kuriş Cumhuriyet Başsavcısı İstanbul Anadolu Adliyesi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Ağır hastalıklarına rağmen uzun süre cezaevinde tutuklu kaldı
9 Hüseyin Ekinci Anayasa Mahkemesi raportörü-Ceza Hakimi İstanbul Anadolu Adliyesi Tekirdağ 1 Nolu T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Hücre hapsinde psikolojik işkence, ailesiyle görüştürülmedi
10 Neslihan Ekinci HSYK Genel Sekreter Yardımcısı-Hakim İstanbul Anadolu Adliyesi Bakırköy ve Tekirdağ Cezaevi Anayasal Düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs, Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs, Silahlı terör örgütü üyeliği İnsan haklarına aykırı şekilde uzun süreli hücre hapsinde tutuldu. Psikolojik işkence gördü. Tedavisi geciktirildi. Ailesiyle görüşme hakkı elinden alındı.
11 Nesibe Özer HSYK 2. Daire Başkanı Hakim İstanbul Bakırköy Kadın Tutukevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yaklaşık 5 yıldır hücre hapsinde psikolojik işkence.
12 Bahadır Yalçınöz Anayasa Mahkemesi Röportörü-Hakim Ankara Sincan Silahlı terör örgütüne üye olmak Ağır hastalıklarına ve hayati riskine rağmen uzun süre cezaevinde tutuklu kaldı
13 Coşkun Halitoğlu Yargıtay hakimi Ankara Sincan Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen tutuklu kaldı. Tahliye talepleri reddedildi.
14 Tuğrul Keçeci Hakim Ankara Sincan Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen tahliye edilmedi
15 İlhan Ocak Cumhuriyet Başsavcısı Çorum Bolu T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen uzun süre tutuklu kaldı 6 yııl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aralık 2017’de şartlı tahliye edildi.
16 Şükrü Durmuş Anayasa Mahkemesi Raportörü-Savcı Ankara Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen tahliye edilmedi
17 Zeki Yalçın Savcı Şanlıurfa Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen tahliye edilmedi
18 Mithat Özcan Danıştay Üyesi – Hakim Ankara Silahlı terör örgütüne üye olmak Hastalıklarına rağmen tahliye edilmedi. 8 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Halen tutuklu.
19 Ömer Sevgiliocak Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Diyarbakır Silahlı terör örgütüne üye olmak Hasta tutuklu tahliye edilmedi.
20 Mustafa Babayiğit Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Daire Başkanı – Hakim Ankara Kandıra Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Hasta tutuklu tahliye edilmedi. Hakimlik yapan eşi de tutuklu
21 Metin Özçelik Mahkeme Başkanı Hakim İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal Mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tutuldu. Eşi işten çıkarıldı, küçük çocuğunun kreşten atıldı.
22 Mustafa Başer Mahkeme Başkanı Hakim İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Uzun süre hücre hapsinde tutuldu Hakimlik yapan eşi de tutuklandı.
23 Ahmet Erdal Tercan Anayasa Mahkemesi Üyesi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Uzun süre hücre hapsinde tutuldu. 10 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.
24 Alparslan Altan Anayasa Mahkemesi Üyesi Ankara Silahlı terör örgütüne üye olmak Uzun süre hücre hapsinde tutuldu. 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
25 Şenol Demir Hakim Erzurum Silahlı terör örgütüne üye olmak Hasta tutuklu tahliye edilmedi.
26 Cevat Gül Cumhuriyet Savcısı Edirne F Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
27 Ali Haydar Ak Cumhuriyet Savcısı Edirne F Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
28 Sadrettin Sarıkaya Cumhuriyet Savcısı İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Tek böbreği var hasta tutuklu
29 Ertuğrul Ayar Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
30 Servet Sağlam İstanbul Anadolu Adalet Sarayı Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
31 Mahmut Baltacıoğlu HSYK Kurul Müfettişi- İstanbul Anadolu Adalet Sarayı Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
32 Burhan Alıcı İstanbul Anadolu Adalet Sarayı Hakim İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
33 Muhsin Durmaz Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
34 İbrahim Kır Yargıtay üyesi – hakim Ankara Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
35 Oktay Acu Yargıtay üyesi – hakim Ankara Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 13 yıl 6 ay hüküm giydi.
36 Güray Batur Yargıtay Tetkik Hakimi Ankara Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
37 Yusuf Memiş Yargıtay üyesi – Hakim Ankara Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 9 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.
38 Muzaffer Özdemir Yargıtay üyesi – Hakim Ankara Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
39 Mehmet Bahadır İstanbul Cumhuriyet Savcısı İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
40 Lütfullah Sami Özcan Cumhuriyet Başsavcısı Menemn Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
41 Türker İkibaş Cumhuriyet Savcısı İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
42 Mustafa Köylü Cumhuriyet Savcısı İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
43 Remzi Gemici Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
44 Metin Kukul İstanbul Anadolu Adalet Sarayı Hakimi İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
45 Mustafa Altun Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Erciş Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
46 Serkan Kızılyel Danıştay Kıdemli Tetkik Hakimi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
47 Suat Sonay Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Karaman Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
48 Yılmaz Erdem Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Mersin Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
49 Miktat Başaran Cumhuriyet Başsavcı Vekili Diyarbakır Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
50 Mustafa Aydın Hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
51 Salih Sönmez Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
52 Önder Aytaç Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
53 Ali Kaya E-Adalet UYAP kurucusu – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
54 İbrahim Günenç Danıştay Üyesi – Hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
55 Ahmet Kaya HSYK üyesi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
56 Mine Kaya Yargıtay Tetkik Hakimi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
57 Muharrem Karayol Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
58 Muzaffer Karadağ Hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
59 Mustafa Akarsu Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
60 Dursun Murat Cevher Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
61 Mehmet Çelik Danıştay Üyesi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
62 Bekir Sözen Danıştay Üyesi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
63 Hüsamettin Uğur Yargıtay üyesi – hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kaldı. Doktor raporlarıyla 5 gardiyan ve cezaevi doktoru hakkında, “işkence ve kötü mualeme” şikayetiyle suç duyurusunda bulundu.
64 Süleyman Pehlivan Yargıtay üyesi – Cumhuriyet Savcısı Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
65 Ahmet Berberoğlu HSYK üyesi-hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 12 yıl 9 ay 27 gün hapis cezasına çarptırıldı.
66 Mahmut Şen HSYK üyesi-hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
67 Hüseyin Serter HSYK üyesi-hakim Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
68 İdris Berber Başmüfettiş- Tetkik Hakimi- 2014 HSK seçikleri adayı Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
69 Hamza Yaman Yargıtay 9. Ceza Dairesi Üyesi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
70 Hüseyin Solak Danıştay Üyesi – Hakim Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
71 Ahmet Toker Yargıtay 9. Ceza Dairesi Üyesi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
72 Çetin Şen Yargıtay 23. Ceza Dairesi Hakimi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
73 Mehmet Kara Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Hakimi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
74 Kasım Davas Danıştay 8. Daire Hakimi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Yargılama sonunda 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
75 Prof. Dr. Bülent Olcay Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Danıştay Üyesi Ankara Kırıkkale-Keskin T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 13 yıl 6 ay hüküm giydi
76 Zeki Vatan Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Psikolojik rahatsızlıkları ortaya çıktı. Ağır ilaçlar kullanıyor ve tedavi görüyor.
77 Mehmet Arslantaş Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.
78 Hüseyin Uğurlu Hakim Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
79 Hüseyin Baş Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
80 Hüseyin Görüşen Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
81 Davut Bülbül Ticaret Mahkemesi Hakimi Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
82 Nevzat Yörük Ağır Ceza Hakimi Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Sara hastası. 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.
83 Salih Kaya Hakim Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
84 Mehmet Emin Kurt Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
85 Ömer Yıldırım Hakim Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
86 Selami Candemir HSK Başmüfettişi-Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
87 Hasan Kanlı Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
88 Emrullah Aycı Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep L Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
89 Ümit Sade Cumhuriyet Savcısı Gaziantep Gaziantep Yavuzeli Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
90 Orhan Çetingül Cumhuriyet Başavcısı Eskişehir Denizli D Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Eylül 2017’den beri hücre hapsinde tutuluyor. Çapraz bağları koptu yürümekte zorlanıyor. Belinde fıtık var. Beyninde tümör var. Ameliyat olması gerekiyor. 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı.
91 Tuğrul Hançerkıran Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Gaziantep Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
92 Mehmet Aslan Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Diyarbakır Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Psikolojik rahatsızlıkları tespit edildi.
93 İlkay Aydın Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Şanlıurfa Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
94 Fahrettin Kaya Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Şanlıurfa Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Psikolojik rahatsızlıkları tespit edildi. 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
95 Onur Gündem Cumhuriyet Savcısı Şanlıurfa Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
96 Ahmet Kırtepe Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü-hakim Şanlıurfa Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
97 Ercan Güler Hakim Malatya Adliyesi Malatya Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Hastalıkları nedeniyle yaptığı tahliye talepleri reddedildi.
98 İsmail Turgut Kıldan Cumhuriyet Savcısı Diyarbakır Şanlıurfa Hilvan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
99 Mustafa Kamil Çolak Cumhuriyet Savcısı Adana Adana E Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
100 Muammer Taha Ekim Cumhuriyet Savcısı Adana Adana E Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
101 Şehmuz Akçakaya Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Adana Adana E Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
102 Özlem Akçakaya Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Adana Adana E Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
103 Bahattin Akman Hakim Yavuzeli Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
104 Ali Efendi Peksak Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi İstanbul Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Balyoz davasına bakan hakimdi. 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
105 Yener Yavuz Cumhuriyet Başsavcısı Alanya Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 7 yıl 5 ay 3 gün hapis cezasına çarptırıldı.
106 Yılmaz Şengül Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Bolu Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
107 Habib Atasoy Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Bolu Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
108 Celaleddin Dönmez İş Mahkemesi Hakimi Bolu Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
109 Tahir Kaplan Cumhuriyet Savcısı Bolu Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
110 Mehmet Fatih Taş Cumhuriyet Savcısı Osmaniye Osmaniye T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Hücresinde kalp krizi geçirdi. Hayati tehlikesi bulunmasına rağmen tahliye edilmedi.
111 Metin Akdemir Cumhuriyet Savcısı Osmaniye Osmaniye T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
112 Nihat Hırka Hakim Osmaniye Osmaniye T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
113 Emin Aydın Cumhuriyet Savcısı Osmaniye Osmaniye T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
114 Atilla Aslan Cumhuriyet Savcısı Düzce Düzce T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
115 Osman Kılınçaslan Cumhuriyet Savcısı Düzce Düzce T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
116 Ayşe Neşe Gül Hakim Ankara Gebze Kadın Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak 2014’de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği için aday gösterildi. Yargılamalar sonunda 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Uzun süre eşi ve çocukları ile görüştürülmedi. Eşi Cumhuriyet Savcısı Cevat Gül ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. 2016’dan beri hücre hapsinde tutulmaktadır. “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme”, “TBMM’yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”, “TC Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlarından yargılandı fakat sadece silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hapis cezasına çarptırıldı.
117 Eren Şenli Cumhuriyet Savcısı Konya Konya Akşehir T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. Daha sonra Bandırma Cezaevi’ne nakledildi.
118 Mesut Arkuntaş Cumhuriyet Savcısı Konya Konya Akşehir T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
119 Refik Mamaloğlu Hakim Konya Konya Akşehir T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
120 Bahadır Kılınç Anayasa mahkemesi eski Genel Sekreter Yardımcısı ve raportörü – Cumhuriyet Savcısı Konya Konya Akşehir T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
121 Hayrettin Kısa Hakim Konya Konya Akşehir T Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
122 Yakup Navruz Cumhuriyet Savcısı Kocaeli Kandıra Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
123 Rasim İsa Bilgen Adalet Bakanlığı Bürokratı-Cumhuriyet Savcısı Ankara Kandıra Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
124 Faruk Büyükkaramuklu Cumhuriyet Başsavcısı Adıyaman Denizli D Tipi Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
125 Adem Yazar Cumhuriyet Başsavcısı Trabzon Trabzon Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
126 Naim Karaağaç Cumhuriyet Savcısı Samsun Samsun Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
127 Yeşim Sayıldı HSK üye adayı ve İstanbul Anadolu Adalet Komisyonu Başkanı – Hakim İstanbul Samsun Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı. 8 yıl 9 ay 9 gün hapis cezasına çarptırıldı. Eşi Samsun Cumhuriyet Savcısı Selçuk Sayıldı’ya da aynı suçtan 7 yıl 5 ay 3 gün hapis cezası verildi.
128 Hidayet Erkeç İdare Mahkemesi Başkanı Hatay Van Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasal mevzuata aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tecrit edilerek psikolojik şiddete maruz kaldı.
129 Atilla Rahman 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İzmir Menemen Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Yasaya aykırı şekilde uzun süreli hücre hapsinde tutuldu. Ağır psikiyatri hastalığı teşhisi konuldu. Rahman tutuklandıktan sonra bir süre Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde kaldı. Tahliye edildikten sonra 3 Aralık 2018’de 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 6 Aralık 2018’de yeniden tutuklanarak cezaevine konuldu.
130 Zafer Turanlı Yargıtay Üyesi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Ağır ruh hastalığı geçirdiği hücresinden Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesine sevk edilerek tedavi altına alındı. Yargılama sonunda beraat etti.
131 Fatih Cihangir Danıştay Hakimi Ankara Sincan Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Uzun süre hücre hapsinde kaldı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptrıldı. Psikolojik problemleri ortaya çıktı.
132 Savaş Kırbaş Cumhuriyet Savcısı İstanbul Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak Hasta tutuklu. Siroz, böbrek hastalığı ve yüksek tansiyon rahatsızlığı var tahliye edilmedi. 1 Kasım 2018’de silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hükümetin başlangıçta desteklediği ancak daha sonra kumpas dava olarak  tanımladığı Balyoz (askerlerin hükümete darbe girişimi hazırlığında olduğu iddiasıyla açılan soruşturma) soruşturmasına bakan savcılardandı.
133 Asabil Yırtıcı Hakim İstanbul Küçükçekmece Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak İnsan haklarına aykırı olarak uzun süre hücre hapsinde tutuldu.
134 Ersin Karadağ Cumhuriyet Savcısı İstanbul Gaziosmanpaşa Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak İnsan haklarına aykırı olarak uzun süre hücre hapsinde tutuldu. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 9 yıl hapis cezası aldı.
135 Adnan Çimen Cumhuriyet Savcısı İstanbul Büyükçekmece Silivri Cezaevi Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, ” Silahlı terör örgütüne üye olmak AKP’li bürokrat ve milletvekillerinin adının geçtiği Selam Tevhit terör örgütü soruşturmasına bakıyordu. Tutuklandığı 20 Şubat 2017’den bugüne insan haklarına aykırı olarak hücre hapsinde tutulmaktadır.
136 İsmail Akkol Cumhuriyet Savcısı İstanbul Büyükçekmece Silivri Cezaevi Silahlı terör örgütüne üye olmak İnsan haklarına aykırı şekilde uzun süre hücre hapsinde tutulmuştur.
137 İbrahim Tufan Ataman Yargıtay üyesi Ankara Sincan Cezaevi Yaklaşık 2,5 yıl hücre hapsinde kaldı. Kanser olan eşi İlhan Ataman’ın son zamanlarında yanında olma isteği reddildi tahliye edilmedi. Eşi bilincini yitirdikten ve yoğun bakıma kaldırıldıktan sonra tahliye edildi. Vefat eden eşine veda edemedi. Yargılama sonunda silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
138 Ali Alçık Yargıtay üyesi Ankara Keskin Cezaevi Hasta tutuklu. Uzun süreden beri hücre hapsinde. Ailesi hücresinde ataklar geçirdiğini, bayıldığı safrasında taş problemi olduğunu ve tedavisinin geciktirildiğini belirtiliyor.

 

[1] “The functioning of democratic institutions in Turkey”, Parliamentary Assembly, 22 June 2016, http://assembly.coe.int/nw/xml/XRef/Xref-XML2HTML-en.asp?fileid=22957&lang=en

[2] “Report on judicial independence and impartiality in the Council of Europe member States in 2017,” 7 February 2018,

https://rm.coe.int/2017-report-situation-ofjudges-in-member-states/1680786ae1

[3] “Reza Zarrab nasıl itirafçı oldu?” Gazete duvar, 29 Kasım 2017, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/11/29/reza-zarrab-nasil-itirafci-oldu/

[4] “Savcı: Soruşturma yapmam engellendi”, Cumhuriyet, 26 December 2013, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/22893/Savci__Sorusturma_yapmam_engellendi.html

[5] “Erdoğan’dan Savcı Muammer Akkaş’a Ağır Sözler”, haberler.com, 27 December 2013, https://www.haberler.com/erdogan-hsyk-da-suc-isledi-5478909-haberi/

[6] “O Savcı, Marjinal Militan Gibi”, Yeni Asır, 29 December 2013, https://www.yeniasir.com.tr/politika/2013/12/30/o-savci-marjinal-militan-gibi

[7] “17 – 25 Aralık savcıları Kara ve Akkaş için üç, hâkim Karaçöl için iki yıl hapis istendi,” Diken, 29 Nisan 2015, http://www.diken.com.tr/17-25-aralik-savcilari-ve-hâkimi-hakkinda-dava-acildi/

[8] “Eski savcı Akkaş ile eski hâkim Karaçöl hakkında yakalama kararı,” Hürriyet, 12 Eylül 2015, http://www.hurriyet.com.tr/eski-savci-akkas-ile-eski-hâkim-karacol-hakkinda-yakalama-karari-30053138

[9] “Savcı Ekrem Aydıner’e ne vadedildi?”, Evrensel, 15 Şubat 2014, https://www.evrensel.net/haber/78491/savci-ekrem-aydinere-ne-vadedildi

[10] “17 Aralık soruşturması hakkında takipsizlik kararı,” Hürriyet, 17 Ekim 2014, http://www.hurriyet.com.tr/17-aralik-sorusturmasi-hakkinda-takipsizlik-karari-27406157

[11] “17 Aralık soruşturmasını kapatan savcı Ekrem Aydıner’in sicili ‘sıfırlandı’” Diken, 28 Mayıs 2015, http://www.diken.com.tr/17-aralik-sorusturmasini-kapatan-savci-ekrem-aydinerin-sicili-sifirlandi/

[12] “Anayasa Mahkemesi üyeliğine İrfan Fidan seçildi”,BBC Türkçe, 23 January 2021,  https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55779142

[13] “Başbakan Erdoğan’ın doğruladığı ‘iki tape’”, radikal.com.tr, 5 March 2014, http://www.radikal.com.tr/turkiye/basbakan-erdoganin-dogruladigi-iki-tape-1179654/

[14] ‘Alevi’ diye fişlendi, sürgün edildi, hayatını kaybetti, gazeteduvar, 6 April 2018,  https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/04/06/alevi-diye-fislendi-surgun-edildi-hayatini-kaybetti/

[15] “Yargı bugünlere nasıl geldi?” tr724.com, 4 January 2018, http://www.tr724.com/yargi-bugunlere-nasil-geldi/

[16] Recep Tayyip Erdoğan, kendisi ve partili bakanlar hakkında yolsuzluk soruşturması ortaya çıkınca ilgili savcı, hâkim ve polisleri ‘Paralel Yapı’ yani Hizmet Hareketi mensubu olmakla suçlamıştır. Ardından başkanlığını yaptığı 26 Mayıs 2016 tarihli MGK toplantısında, hareketi terör örgütü ilan etmiştir. Daha sonra ‘FETÖ’ (Fethullahçı Terör Örgütü) adı verilen soruşturmalar kapsamında Türkiye’de on binlerce Hizmet Hareketi üyesi terör örgütü üyeliğinden tutuklanmıştır.

[17] “Bu iş burada bitmez.”, Takvim, 23 June 2014,

https://www.takvim.com.tr/siyaset/2014/06/23/bu-is-burada-bitmez

[18] “Erdoğan’ın Bağımsız Yargı Korkusu”, tr724, 25 April 2017, http://www.tr724.com/erdoganin-bagimsiz-yargi-korkusu-1-mehmet-yildiz-yazdi/

[19] “Gül’den yeni yargı paketine onay”, Memurlar.net, 27 June 2014, https://www.memurlar.net/haber/474379/gul-den-yeni-yargi-paketine-onay.html

[20] “Cumhurbaşkanı Erdoğan yargı paketini onayladı”, Sabah, 12 December 2014, https://www.sabah.com.tr/gundem/2014/12/12/cumhurbaskani-erdogandan-yargi-paketine-onay

[21] “Sulh Ceza Hâkimlikleri Ve Tabiî Hâkim İlkesi”, Kemal Gözler, anayasa.gen.tr, 29 August 2014, http://www.anayasa.gen.tr/tabii-hâkim.htm

[22] “Çağlayan’da tüm soruşturmalar, Sarraf, bakan çocukları ve Aslan’ı tahliye eden hâkimlere emanet”, Diken, 17 July 2014, http://www.diken.com.tr/caglayanda-sorusturmalar-sarraf-bakan-cocuklari-ve-aslani-tahliye-eden-hâkimlere-emanet/

[23] “22 Temmuz Operasyonunda 11 polis hakkında tutuklama kararı,” 29 Temmuz 2014, https://www.evrensel.net/haber/89084/22-temmuz-operasyonunda-11-polis-hakkinda-tutuklama-karari

[24] “Gözaltı kararını veren hâkim İslam Çiçek”, Sözcü, 14 December 2014, http://www.sozcu.com.tr/2014/gundem/gozalti-kararini-veren-hâkim-islam-cicek-677443/

[25] “Erdoğan hayranları yükseliyor… Yargıtay üyeliği için yeni kriter,” Cumhuriyet, 5 Temmuz 2017, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/774970/Erdogan_hayranlari_yukseliyor…_Yargitay_uyeligi_icin_yeni_kriter.html

[26] “Sulh Ceza hâkiminden AYM’ye ‘Bizim mahkemeleri kaldırın’ başvurusu”, T24, 2 October 2014,  http://t24.com.tr/haber/sulh-ceza-hâkiminden-aymye-bizim-mahkemeleri-kaldirin-basvurusu,272630

[27] “Sulh Ceza hâkiminden AYM’ye ‘Bizim mahkemeleri kaldırın’ başvurusu”, T24, 2 October 2014,

http://t24.com.tr/haber/sulh-ceza-hâkiminden-aymye-bizim-mahkemeleri-kaldirin-basvurusu,272630

[28] “Kılıçdaroğlu’nun övdüğü hâkim FETÖ’cü çıktı”, Akşam, 17 October 2016, http://www.aksam.com.tr/siyaset/kilicdaroglunun-ovdugu-hâkim-fetocu-cikti/haber-557778

[29] AKP demokrasisi: ‘Kazanırsak meşru, kaybedersek gayrimeşru’, Cumhuriyet, 26 September 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/123637/AKP_demokrasisi___Kazanirsak_mesru__kaybedersek_gayrimesru_.html

[30] “Seçim öncesi manidar zam”, BİRGün, 10 September 2014, https://www.birgun.net/haber-detay/secim-oncesi-manidar-zam-68316.html

[31] “Türkiye’de Yargının Bağımsız Ve Tarafsız Olmadığına Dair Somut Bulgulara Dayalı Rapor – İdari Yargı”, yargiicinadalet.org, 15 March 2017, http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:PrTtX7ZzW9IJ:www.nasilyapilabilir1.net/wp-content/uploads/2016/08/Yarginin-Bagimsizligi-%25C4%25B0dari-Yargi.docx+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=se

[32] “Hâkimiyet pazarlığa tabi”, Cumhuriyet, 13 October 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/130081/H_kimiyet_pazarliga_tabi.html

[33] “Yargıda tasfiye planı”, Cumhuriyet, 2 May 2015, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/267441/Yargida_tasfiye_plani.html

[34] “Yargıda MİT fişi destekli örgütlenme”, Cumhuriyet, 26 August 2015, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/353361/Yargida_MiT_fisi_destekli_orgutlenme.html

[35] “Elimizde 6 bin kişilik paralel Hâkim-Savcı listesi var o listeye seni de katarız”, Odatv, 23 April 2014,  https://odatv.com/elimizde-6-bin-kisilik-paralel-hkim-savci-listesi-var-o-listeye-seni-de-katariz–2304141200.html

[36] “Türkiye’de Yargının Bağımsız Ve Tarafsız Olmadığına Dair Somut Bulgulara Dayalı Rapor”, 15 March 2017, https://tr.scribd.com/document/367624665/Yarginin-Bagimsizligi-%C4%B0dari-Yargi

[37] “Hâkim Metin Özçelik savunmasının tamamı”, Haberdar, 30 May 2016, http://www.haberdar.com/siyaset/hâkim-metin-ozcelik-savunmasinin-tamami-h31342.html

[38] “Saray’ın taşeronu yüksek yargı,” tr724, 25 Aralık 2017, http://www.tr724.com/sarayin-taseronu-yuksek-yargi/

[39] “5 bin hâkim savcı tespit ettik”, Hürriyet, 6 March 2016, http://www.hurriyet.com.tr/5-bin-hâkim-savci-tespit-ettik-40064585

[40] “HSYK ‘Paralel Yapı’ açıklaması”, Haber7, 7 March 2016, http://www.haber7.com/guncel/haber/1831876-hsyk-paralel-yapi-aciklamasi

[41] “Alman yargıçlardan Türkiye’ye çok sert suçlamalar”, Cumhuriyet, 15 April 2016, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/516137/Alman_yargiclardan_Turkiye_ye_cok_sert_suclamalar.html

[42] “YBP: Seçilirsek yürütmeyle uyumlu çalışacağız,” Bugün (hükümet tarafından kapatıldı), 1 Eylül 2014, https://www.iyibilgi.com/?haber,338093

[43] Hâkim ve savcılar iftarda buluştu: ‘Devletin yanındayız’, CNNTÜRK, 14 June 2016,  https://www.cnnturk.com/turkiye/hâkim-ve-savcilar-iftarda-bulustu-devletin-yanindayiz

[44] “17-25 Aralık’ı sahiplerine iade ettik”, Yeni Şafak, 14 May 2015, https://www.yenisafak.com/gundem/17-25-araliki-sahiplerine-iade-ettik-2141195

[45] “Erdoğan artık açık açık söylüyor: Yasama, yürütme ve yargı…”, Cumhuriyet, 18 January 2017, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/662027/Erdogan_artik_acik_acik_soyluyor__Yasama__yurutme_ve_yargi….html

[46] “Adalet yok hükmünde”, Platform24, 27 April 2020, http://platform24.org/medya-izleme/862/-adalet-yok-hukmunde

[47] “Erdoğan’ın ‘geç kaldı’ dediği HSYK, tahliye kararı veren hâkimleri açığa aldı”, BİRGün, 27 April 2015, https://www.birgun.net/haber-detay/erdogan-in-gec-kaldi-dedigi-hsyk-tahliye-karari-veren-hâkimleri-aciga-aldi-78084.html

[48] “Bu yargıya nasıl güveneceğiz?”, Sözcü, 28 April 2015, http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/bu-yargiya-nasil-guvenecegiz-816244/

[49] “HSYK’dan flaş paralel yapı kararı”, Yeni Şafak, 11 June 2015, https://www.yenisafak.com/gundem/hsykdan-flas-paralel-yapi-karari-2165376

[50] “HSYK Genel Sekreteri’nin Yargıyı Tehdit Eden Açıklamalarına Suç Duyurusu”, Haberler.com, 20 June 2015, https://www.haberler.com/hsyk-genel-sekreteri-nin-yargiyi-tehdit-eden-7434688-haberi/

[51] “Arınç’tan tahliye kararı veren hâkimlere: Gözü karalığın bu kadarına pes”, Sputnik, 27 April 2015,  https://tr.sputniknews.com/turkiye/201504271015208819/

[52] “Hukuksuz bir yapı”, Sabah, 27 April 2015, https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/04/27/hukuksuz-bir-yapi

[53] “Hâkim Özçelik: Tutuklamadan 2 Saat Önce Tutuklama Metni Paylaşıldı”, Haberler.com, 28 May 2015, https://www.haberler.com/hâkim-ozcelik-tutuklamadan-2-saat-once-tutuklama-7357205-haberi/

[54] Venice Commission Declaration on Interference with Judicial Independence in Turkey, Venice Commission, 20 June 2015, http://venice.coe.int/files/turkish%20declaration%20June%202015.pdf

[55] “Kendisini patlatacak 4998 Hâkim ve Savcı daha var!”, Karar Gazetesi, 28 April 2015, http://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/kendisini-patlatacak-4998-hâkim-ve-savci-daha-var-119

[56] “Hâkim bıraktı havuz medyası bırakmıyor”, Dicle Haber, 4 April 2016,  http://www.diclehaber.com/tr/news/content/view/509219?from=503223812

[57] “Bakanlık aleyhimizde karar veriyorlar diye hâkimleri şikayet etti kurul harekete geçti”, Haberdar, 8 February 2016, http://www.haberdar.com/gundem/bakanlik-aleyhimizde-karar-veriyorlar-diye-hâkimleri-sikayet-etti-kurul-harekete-gecti-h17382.html

[58] “Erdoğan’dan Can Dündar’a: Öyle Bırakmam Onu”, HABERLER.COM, 1 June 2015, https://www.haberler.com/erdogan-dan-can-dundar-a-oyle-birakmam-onu-7369084-haberi/

[59] “Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum’”, Hürriyet, 28 February 2016, http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-karara-uymuyorum-saygi-da-duymuyorum-40061344

[60] “Can Dündar’a 5 yıl 10 ay hapis cezası”, Hürriyet, 6 May 2016, http://www.hurriyet.com.tr/mit-tirlari-davasinda-hâkim-kararini-verdi-40100458

[61] “Sizin işiniz Güvenlik, bizim işimiz Özgürlük”, Cumhuriyet, 26 April 2016, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/522133/Sizin_isiniz_Guvenlik__bizim_isimiz_Ozgurluk.html

[62] “Cumhurbaşkanı Erdoğan AYM’nin Can Dündar kararını yorumladı: Ben değil onlar ihlal etti,” Hürriyet, 4 Mart 2016, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/cumhurbaskani-erdogan-aymnin-can-dundar-kararini-yorumladi-ben-degil-onlar-ihlal-etti-40063493

[63] “Kapatın talimatı”, Cumhuriyet, 21 January 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/32065/Kapatin_talimati.html

[64] “’Bacanak’ skandalında savcı gitti!”, Cumhuriyet, 7 February 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/38533/_Bacanak__skandalinda_savci_gitti_.html

[65]“Liman Soruşturmasını Yapan Savcı Ali Çelik’in 15 Yıl Hapsi İstendi”, Süper Kulüp, 4 September 2017, http://superkulup.com/liman-sorusturmasini-yapan-savci-ali-celikin-15-yil-hapsi-istendi-41116h.html

[66] “Müsteşarın Savcıya “Soruşturmayı Durdur” Demesi Baskı Değilmiş”, Bianet, 22 January 2014, https://m.bianet.org/bianet/siyaset/152974-mustesarin-savciya-sorusturmayi-durdur-demesi-baski-degilmis

[67] “AKP’li milletvekillerinden canlı yayında skandal diyaloglar: Oğlan bizim kız bizim”, Cumhuriyet, 5 April 2016, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/510316/AKP_li_milletvekillerinden_canli_yayinda_skandal_diyaloglar__Oglan_bizim_kiz_bizim.html

[68] SCF ekibi farklı illerde hazırlanmış 60 iddianameyi inceleyerek bu tespiti yapmıştır.

[69] “’Hitler, Alman yargıçlarına ‘Benim yerimde Führer olsaydı ne karar verirdi diye düşüneceksiniz’ diyordu, Türkiye’de de durum aynı’”, Sputnik, 8 May 2018,  https://tr.sputniknews.com/bidebunudinle/201805081033364573-hitler-almanya-fuhrer-turkiye-bulent-yuceturk/

[70] “2 bin 745 hâkim ve savcı için gözaltı kararı çıktı”, Hürriyet, 16 July 2016, http://www.hurriyet.com.tr/2-bin-745-hâkim-ve-savci-icin-gozalti-karari-cikti-40149496

[71] “Ankara’da bunlar da oluyor”, Sözcü, 29 July 2016, http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/saygi-ozturk/ankarada-bunlar-da-oluyor-1322292/

[72] “Ölen savcı nasıl ihraç edildi?” Sözcü, 24 October 2016, http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/olen-savci-nasil-ihrac-edildi-1465947/amp/?__twitter_impression=true

[73] “Türkiye’de Yargısal Etkisizlik, Keyfi Tutuklamalar, Hâkimlerin Gördüğü Kötü Muamele Ve Yaşam Hakkı İhlalleri”, Muhaz.org, 4 November 2017, http://muhaz.org/turkiyede-yargisal-etkisizlik-keyfi-tutuklamalar-hâkimlerin-go.html

[74] “HSYK, 2 bin 847 hâkim ve savcıyı meslekten ihraç etti”, Memurlar.net, 24 August 2016, https://www.memurlar.net/haber/607294/hsyk-2-bin-847-hâkim-ve-savciyi-meslekten-ihrac-etti.html

[75] “15 Temmuz’dan sonra 4 bin 238 hâkim ve savcı ihraç edildi”, Milliyet, 11 May 2017, http://www.milliyet.com.tr/15-temmuz-dan-sonra-4-bin-238-gundem-2448679/

[76] “Sayı 4 bin 560’a yükseldi: 39 hâkim ve savcı ihraç edildi”, Gazete Karınca, 5 October 2017, http://gazetekarinca.com/2017/10/sayi-4-bin-560a-yukseldi-39-hâkim-ve-savci-ihrac-edildi/

[77] “Başbakan Yardımcısı Bozdağ: KHK’lerle 110 bin 778 kişi ihraç edildi”, Anadolu Ajansı, 31 January 2018 http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/basbakan-yardimcisi-bozdag-khklerle-110-bin-778-kisi-ihrac-edildi/1048373

[78] “Süleyman Soylu toplam rakamı açıkladı”, Hürriyet, 2 April 2017, http://www.hurriyet.com.tr/suleyman-soylu-toplam-rakami-acikladi-40415050

[79] “Adalet Bakanlığı 15 Temmuz soruşturmasının bilançosunu açıkladı: 50 bin 510 tutuklama…”, Cumhuriyet, 13 July 2017,   http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/780293/Adalet_Bakanligi_15_Temmuz_sorusturmasinin_bilancosunu_acikladi__50_bin_510_tutuklama….html

[80] “Adalet Bakanlığı FETÖ operasyonlarının bilançosunu açıkladı”,Habertürk, 22 October 2017, http://www.haberturk.com/adalet-bakanligi-feto-operasyonlarinin-bilancosunu-acikladi-1682262

[81] Hüseyin Aygün, 16 November 2016, https://twitter.com/HuseyinAygun62/status/798843161942470656

[82] “Türkiye 2017 olayları”, Human Rights Watch, January 2018, https://www.hrw.org/tr/world-report/2018/country-chapters/313667

[83] “Karar Sayısı: KHK/667”, T.C. Resmi Gazete, Sayı : 29779, 23 July 2016 http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/07/20160723.pdf

[84] “UN experts urge Turkey to respect the independence of the judiciary and uphold the rule of law”, United Nations Human Rights, 19 July 2016, http://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=20285

[85] “Karı koca hâkime duruşmada gözaltı”, Cumhuriyet, 12 August 2016,  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/583237/Kari_koca_hâkime_durusmada_gozalti.html

 [86] “Adalet Bakanı Gül’den KHK açıklaması”, NTV, 26 December 2017, https://www.ntv.com.tr/turkiye/adalet-bakani-gulden-khk-aciklamasi,5BdO1vrU0ku-vocwo2KW2g

[87] “Avrupa Yargı Konseyleri Ağı HSYK’nın Gözlemciliğini Askıya Aldı”, Bianet, 9 December 2016, https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/181535-avrupa-yargi-konseyleri-agi-hsyk-nin-gozlemciligini-askiya-aldi

[88] “Türkiye’de Yargının Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına Dair Somut Bulgulara Dayalı Rapor-İdari Yargı”, nasılyapilabilir1.net, 15 March 2017, http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:PrTtX7ZzW9IJ:www.nasilyapilabilir1.net/wp-content/uploads/2016/08/Yarginin-Bagimsizligi-%25C4%25B0dari-Yargi.docx+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=se

[89] “Hâkim FETÖ’cüleri yargılarken açığa alındı”, Habertürk, 2 February 2017, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1376040-hâkim-fetoculeri-yargilarken-aciga-alindi

[90] “’ByLock’tan açığa alınan 7 hâkim ve savcı, göreve iade edildi”, BİRGün, 3 January 2018, https://www.birgun.net/haber-detay/bylock-tan-aciga-alinan-7-hâkim-ve-savci-goreve-iade-edildi-198404.html

[91] “Cemaat gitti AKP’liler geldi”, Cumhuriyet, 3 May 2017, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/733282/Cemaat_gitti_AKP_liler_geldi.html

[92] “CHP’li Yarkadaş: Atanan 1341 hâkimin hepsi AKP’li, partimiz bu konuda gensoru verecek”, Sputnik, 1 May 2017,  https://tr.sputniknews.com/bidebunudinle/201705011028302460-chpli-yarkadas-atanan-hâkimlerin-hepsi-akpli-gensoru-verecegiz/

[93] “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cumhurbaşkanı gücünü partisinden alacak”, Sabah, 6 April 2017, https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/04/06/cumhurbaskani-erdogan-canli-yayinda-sorulari-yanitliyor

[94] “Suçsuz, günahsızsa zaten bırakıyoruz”, Ajansim, 11 January 2018,  http://ajanssim.com/haber-sucsuz-gunahsizsa-zaten-birakiyoruz-322

[95] “Kılıçdaroğlu: Yakında onların isimlerini açıklayacağız”, Hürriyet, 28 January 2018, http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglu-yakinda-onlarin-isimlerini-aciklayacagiz-40724141

[96] “Perinçek’ten olay sözler: Bizi hapse attılar biz de…”, İnternetHaber, 12 February 2018, http://www.internethaber.com/perincekten-olay-sozler-bizi-hapse-attilar-biz-de-1846453h.htm

[97] “HSYK fişlemesi mi: Elimizde akrabalarla ilgili delil havuzu var”, Kronos,  https://kronos34.news/tr/hsk-baskanvekili-yargiya-talimat-belgesini-dogruladi/

[98] “Hâkim-savcı atamalarına yandaş damgası”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2020, https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hakim-savci-atamalarina-yandas-damgasi-1741449

[99] “Adalet Bakanlığı’nda yeni cemaat iddiası: Bakanlık çalışanı aylar önce uyarmış”, Birgün, 30 Mayıs 2020, https://www.birgun.net/haber/adalet-bakanligi-nda-yeni-cemaat-iddiasi-bakanlik-calisani-aylar-once-uyarmis-302711

[100] “Radical Islamists tapped to be judges and prosecutors in Turkey”, Turkish Minute, 6 December 2017, https://www.turkishminute.com/2017/12/06/opinion-radical-islamists-tapped-to-be-judges-and-prosecutors-in-turkey/

[101] “Nureddin Yıldız’dan Ahrar’ın Şehit Liderine Mektup”, haksözhaber, 11 September 2014, http://www.haksozhaber.net/nureddin-yildizdan-ahrarin-sehit-liderine-mektup-51894h.htm

[102] “Avrupa Yargı Örgütlerinin (AEAJ, EAJ, MEDEL ve Judges4J), ihraç edilip tutuklanmış Türk hakim ve savcıların AİHM’deki davaları hakkında açıklaması,” Freejudges.eu, 16 Şubat 2021, https://www.freejudges.eu/tr/2021/02/16/avrupa-insan-haklari-mahkemesi-aihm-baskaninin-28-ocak-2021-tarihli-ucuncu-taraf-mudahaleci-olarak-katilma-basvurulari-ile-ilgili-red-karari-hakkindaki-aciklamasidir/

[103] “2014 HSYK Seçimlerine İlişkin İddialar”, Savunma Hakkı, http://www.savunmahakki.com/2014-hsyk-secimlerine-iliskin-iddialar/

[104] “Bakan Berat Albayrak: Evet, cemaat okulunda okudum ama…”, Cumhuriyet, 15 December 2017,  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/886626/Bakan_Berat_Albayrak__Evet__cemaat_okulunda_okudum_ama….html

[105] “HSYK Başkanvekili: Niyetim itirafçılığı teşvik etmekti!” Habertürk, Sevilay Yılman, 28 Aralık 2016, http://www.haberturk.com/yazarlar/sevilay-yilman-2383/1341844-hsyk-baskanvekili-niyetim-itirafciligi-tesvik-etmekti

[106] @mustafaerdgn68, 14 July 2016, https://twitter.com/mustafaerdgn68/status/753529892986388480

[107] ‘Babamın yasal haklarını elinden alanları ben yargılayacağım’, kronos, 29 August 2017, http://www.kronos.news/tr/hastanede-olume-terkedilen-yargitay-uyesinin-kizi-buket-erdogan-benden-babami-caldilar/

[108] ‘Babamın yasal haklarını elinden alanları ben yargılayacağım’, kronos, 29 August 2017, http://www.kronos.news/tr/hastanede-olume-terkedilen-yargitay-uyesinin-kizi-buket-erdogan-benden-babami-caldilar/

[109] “Tahliye edilmediği için hayatını kaybeden Yargıtay hâkiminin kızı: ‘Adalet bizim için gelmedi’”, GriHat, 28 August 2017, http://grihat.com/yargitay-hâkimi-mustafa-erdoganin-kizi-adalet-bizim-icin-gelmedi/

[110] “Ölene kadar tutuklama”, BİRGün, 24 August 2017, https://www.birgun.net/haber-detay/olene-kadar-tutuklama-176179.html

[111] “FETÖ’den tutuklanan savcı intihardan önce 4 mektup yazmış”, Milliyet, 25 September 2016,  http://www.milliyet.com.tr/feto-den-tutuklanan-savci-gundem-2316413/

[112] “Hücre işkencesi sonucu ölen hâkim Gökçe’nin anne ve babası da üzüntüden hayatını kaybetmiş”, GriHat, 5 April 2018, http://grihat.com/hucre-iskencesi-sonucu-olen-hâkim-gokcenin-anne-ve-babasi-da-uzuntuden-hayatini-kaybetmis/

[113] ‘Alevi’ diye fişlenen hâkim, sürgün tayininden sonra hayatını kaybetti!, T24, 6 April 2018, http://t24.com.tr/haber/alevi-diye-fislenen-hâkim-surgun-tayininden-sonra-hayatini-kaybetti,599272

[114] “HSYK ve avaneleri; Hepiniz Oradaydınız…”, TR724, 10 March 2017, http://www.tr724.com/hsyk-ve-avaneleri-hepiniz-oradaydiniz/

[115] “İhraç edilen hâkim hayatını kaybetti”, odaTV, 8 March 2017, https://odatv.com/tutuklu-hâkim-hayatini-kaybetti-0803171200.html

[116] “İki engelli çocuğu bulunan eski savcı Çakmak’ın ailesi tahliye beklerken, Çakmak şehir dışına gönderildi,” T24, 5 May 2016, http://t24.com.tr/haber/iki-engelli-cocugu-bulunan-eski-savci-cakmakin-ailesi-tahliye-beklerken-cakmak-sehir-disina-gonderildi,402921

[117] “İki engelli çocuğu bulunan eski savcı Çakmak, Kocaeli Cezaevi’ne geri getirildi”, T24, 15 May 2017, http://t24.com.tr/haber/iki-engelli-cocugu-bulunan-eski-savci-cakmak-kocaeli-cezaevine-geri-getirildi,404360

[118] ‘Çocuklarım yatalak, eşim içeride’, Milliyet, 11 May 2017, http://www.milliyet.com.tr/-cocuklarim-yatalak-esim-iceride–gundem-2448271/

[119] “Yunaklı Ağır Ceza Hâkimi Süleyman Savut Hayatını Kaybetti”, Akşehir Postası, 3 November 2019, https://www.aksehirpostasi.com/yunakli-agir-ceza-hâkimi-suleyman-savut-hayatini-kaybetti/20202/

[120] “Darbenin Adaleti Ve Bir Başsavcının Dramı”, TR724, 27 August 2016, http://www.tr724.com/darbenin-adaleti-bir-bassavcinin-drami/

[121] “Kanser Hastası Başsavcı Kuriş’in Eşinden Mektup: “Yoğun Endişe Ve Korku Altındayız”, TR724, 24 April 2017, http://www.tr724.com/kanser-hastasi-bassavci-kurisin-esinden-mektup-yogun-endise-ve-korku-altindayiz/

[122] İbrahim Ethem Kuriş’in Anayasa Mahkemesi’ne 2016/16436 numaralı başvuru üzerine verilen karar”, Anayasa Mahkemesi, http://kararlaryeni.anayasa.gov.tr/BireyselKarar/Content/22017f73-11b4-45d0-9049-8282a0babb21?wordsOnly=False

[123] “Kanser hastası eski başsavcı İbrahim Ethem Kuriş tahliye edildi”, Habertürk, 29 April 2017, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1478031-kanser-hastasi-eski-bassavci-ibrahim-ethem-kuris-tahliye-edildi

[124] “Mahpus Yargıtay eski üyesi Uğur’a işkence ve tehdit: Kızın kendine dikkat etsin!”, Kronos, 13 Temmuz 2020, https://kronos34.news/tr/mahpus-yargitay-eski-uyesi-husamettin-ugura-iskence-ve-tehdit-kizin-kendine-dikkat-etsin/

[125] “AKP’nin yargıdaki prenslerinden hâkim H.Akdemir rüşvetten tutuklandı!”, Samanyolu Haber, 24 April 2017, http://www.shaber3.com/akpnin-yargidaki-prenslerinden-hâkim-h-akdemir-rusvetten-tutuklandi-haberi/1284741/

[126] “Rüşvetçi Hâkim’in Yıktığı Ailenin Dramını Kızları Anlattı: Annemi Ve Babamı Whatsapp Grubuna Sorup Tutukladı”, TR724, 24 April 2017, http://www.tr724.com/rusvetci-hâkim-akdemirin-yiktigi-bir-ailenin-dramini-kizlari-anlatti-annemi-ve-babami-whatsup-grubuna-sorarak-tutukladi/

[127] “Tutuklu Eski HSYK Daire Başkanı Açlık Grevine Başladı”, TR724, 28 September 2016, http://www.tr724.com/tutuklu-eski-hsyk-daire-baskani-aclik-grevine-basladi/

[128] “Eski HSYK İkinci Daire Başkanı Nesibe Özer’e FETÖ’den 11 yıl 3 ay hapis!,” Takvim, 28 Mayıs 2019, https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/05/28/eski-hsyk-ikinci-daire-baskani-nesibe-ozere-fetoden-11-yil-3-ay-hapis

[129] “Adli Tıp Raporlu Hastalar Bile Tahliye Edilmiyor”, Bianet, 10 May, 2017, https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/186350-adli-tip-raporlu-hastalar-bile-tahliye-edilmiyor

[130] “Hayati Tehlikesi Olan Hastaya Aym’nin Cevabı: Biz Doktor Değiliz, Cezaevinde Sağlık Personeli Var”, TR724, 19 May 2017, http://www.tr724.com/hayati-tehlikesi-olan-hastaya-aymnin-cevabi-biz-doktor-degiliz-cezaevinde-saglik-personeli-var/

[131] “İnsanları bu kadar köşeye sıkıştırmayın!”, Yeni Asya, 29 March 2018, http://www.yeniasya.com.tr/gundem/insanlari-bu-kadar-koseye-sikistirmayin_457444

[132] “OHAL kurbanlarında intiharlar ürkütücü”, Ahval, 28 March 2018, https://ahvalnews2.com/tr/ohal-uygulamalari/ohal-kurbanlarinda-intiharlar-urkutucu

[133] “Tutuklu hâkimin doktor eşi, işten atılma sürecini anlattı”, Cihan Haber Ajansı (15 Temmuz sonrası kapatılan haber ajansı), 9 May 2015, https://www.youtube.com/watch?v=83sRnBbuKb8

[134] “Hâkim Metin Özçelik’in doktor eşi kovuldu”, 7 May 2015, https://odatv.com/hâkim-metin-ozcelikin-esi-kovuldu-0705151200.html

[135] “Tutuklu hâkim Mustafa Başer’in eşi Rabia Başer de tutuklandı”, Hürriyet, 18 August 2016, http://www.hurriyet.com.tr/tutuklu-hâkim-mustafa-baserin-esi-rabia-baser-40200093

[136] “Anayasa Mahkemesi Kararları”, Resmi Gazete, 22 May 2015, http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150522.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150522.htm

[137] “AYM, 2 üyesini meslekten ihraç etti”, T24, 4 August 2016, http://t24.com.tr/haber/aym-2-uyesini-meslekten-ihrac-etti,353377

[138] “Eski Anayasa Mahkemesi Üyesi Altan’ın bireysel başvurusu”, Time Türk, 11 January 2018, https://m.timeturk.com/eski-anayasa-mahkemesi-uyesi-altan-in-bireysel-basvurusu/haber-825814

[139] ‘FETÖ’cü değil masonum’, Hürriyet, 10 November 2016, http://www.hurriyet.com.tr/fetocu-degil-masonum-40274540

[140] ‘FETÖ’cü değil masonum, Hürrriyet, 10 November 2016, http://www.hurriyet.com.tr/fetocu-degil-masonum-40274540

[141] “Akay’ın mahkûmiyeti üzerine BM Türkiye’yi kınadı”, Deutsche Welle, 15 June 2017, http://www.dw.com/tr/akay%C4%B1n-mahk%C3%BBmiyeti-%C3%BCzerine-bm-t%C3%BCrkiyeyi-k%C4%B1nad%C4%B1/a-39266972

[142] “7 yıl 6 ay hapis cezası verilen BM Hâkimi Akay’ın hükümle birlikte tahliyesine karar verildi”, Hürriyet, 14 June 2017, http://www.hurriyet.com.tr/7-yil-6-ay-hapis-cezasi-verilen-bm-hâkimi-akay-40490125

[143] “İlk OHAL kararnamesiyle YARSAV da kapatıldı: Başkan Arslan açığa alındı”, Diken, 23 July 2016 http://www.diken.com.tr/ilk-ohal-kararnamesiyle-yarsav-da-kapatildi-baskan-arslan-aciga-alindi/

[144] “Vaclav Havel Ödülü Murat Arslan’a”, Deutsche Welle, 9 October 2017, http://www.dw.com/tr/vaclav-havel-%C3%B6d%C3%BCl%C3%BC-murat-arslana/a-40879108

[145] “Hâkim Susam Merdan duruşmada gözaltına alındı”, Habertürk, 11 August 2016, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1280622-hâkim-susam-merdan-durusmada-gozaltina-alindi

[146] “Tutuklama gerekçesi: Digitürk aboneliğini iptal ettirmek”, kronos, 24 August 2017 http://www.kronos.news/tr/tutuklama-gerekcesi-digiturk-abeneligini-iptal-ettirmek/

[147] “Yargıtay üyesi, eşi yoğun bakımlık olunca tahliye edildi, eş kısa bir süre sonra da hayatını kaybetti”, Ahvalnews, 19 Aralık 2018, https://ahvalnews.com/tr/hak-ihlalleri/yargitay-uyesi-esi-yogun-bakimlik-olunca-tahliye-edildi-es-kisa-bir-sure-sonra-da

[148] “Yargıtay tutuklu AYM üyesi Tercan’ın eşiyle helalleşmesine bile izin vermedi”, Boldmedya, 10 Mart 2020, https://www.boldmedya.com/2020/03/10/yargitay-tutuklu-aym-uyesi-tercanin-esiyle-helallesmesine-bile-izin-vermedi/

[149] “Türkiye 2017 Olayları”, Human Rights Watch, https://www.hrw.org/tr/world-report/2018/country-chapters/313667

[150] “Tahliye Kararı Uygulanmayan Gazeteciye İnsanlık Dışı Muamele”, TR724, 12 May 2017, http://www.tr724.com/tahliye-karari-uygulanmayan-gazeteciye-insanlik-disi-muamele-haber-yorum-kemal-devran/

[151] “ByLock’u delil saymayan hâkim sürüldü”, Evrensel, 14 May 2017, https://www.evrensel.net/haber/319569/bylocku-delil-saymayan-hâkim-suruldu

[152] “HSYK ‘Darbeye karışan yargı mensubu tesbit edemedik’ dedi, ama…”, Yeni Asya, 31 May 2017, http://www.yeniasya.com.tr/magdur-kursusu/hsyk-darbeye-karisan-yargi-mensubu-tesbit-edemedik-dedi-ama_433745

[153] “Türkiye: Hâkimler ve Savcılar Haksız Yere Hapse Atılıyorlar”, Human Rights Watch, 8 August 2016, https://www.hrw.org/tr/news/2016/08/08/292831

[154] “Cezaevleri AKP’nin eseri”, BirGün, 18 Ocak 2021, https://www.birgun.net/haber/cezaevleri-akp-nin-eseri-330796

[155] http://www.ab.gov.tr/files/5%20Ekim/son__2016_ilerleme_raporu_tr.pdf)

[156] Christophe Regnard, “Türkiye: Hukuk Devletinin Sonu”, http://researchturkey.org/tr/turkey-the-end-of-the-rule-of-law/

[157] (http://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2016)037-e )

 

Recent Posts

 

Donate Now

 

Read more

Send A Letter to Stop Abductions of Erdogan Regime

Sample letter to send international organizations to stop abductions carried out by authoritarian Erdogan regime in Turkey and abroad is below.

Dear ………………….,
I would like to share my deep concern about the prevalent abduction cases conducted globally by Turkish authorities under the Erdogan regime. Below please find detailed information about the issue and a link to a report on the abduction cases released by
Advocates of Silenced Turkey (AST). I’d appreciate your concern and support regarding this dire human rights violation.

Since July 2016, the Turkish government went on to imprison hundreds of thousands of homemakers, mothers, children, babies, teachers, NGO workers, academics, judges, prosecutors, journalists and countless other victims. Erdoğan declared a “witch-hunt” against Gülen’s followers, attempting to convince countries through carrot and stick policies or more diplomatic means to join his personal fight and do the same to the Hizmet members within their borders.

Unfortunately, in some countries, the local intelligence agencies cooperated to seize Gülen followers, while in some others, Turkey’s National Intelligence Agency (MİT) didn’t even need to ask for permission to stage an operation. Albania, Angola, Azerbaijan, Bahrain, Bulgaria, Bosnia, Cyprus, Gabon, Georgia, Indonesia, Iraq, Kazakhstan, Kenia, Kosovo, Lebanon, Malaysia, Mexico, Moldova, Mongolia, Montenegro, Morocco, Myanmar, Pakistan, Qatar, Saudi Arabia, Sudan, Turkmenistan, Ukraine are some of these countries.

Although ascertaining the exact number is not easy, AST has put together a List of Abduction Report, which includes: names, professions, date of disappearances, place of the incidents, the current status of the persons and the details regarding the incidents. Victims were abducted inside and outside Turkey through nefarious methods, brushing away even the most basic rights to fair trial and defense.

Here are some examples of the cases from the report: Isa Ozdemir, a businessman, was abducted from Azerbaijan in July 2018. He is currently jailed and pending trial in Turkey. İsa Özdemir was delivered to the Turkish National Intelligence Organization (MİT) by the Azeri authorities unlawfully. The European Court of Human Rights demanded Azerbaijan authorities to explain the reason for the rendition of Özdemir despite concerns that he may be subjected to torture in Turkey. Başoğlu was questioned by the MİT before submitting him to the prosecution.

Arif Komis, an educator, was detained in Malaysia in August 2019. The police from the Malaysian Immigration Bureau detained Arif Komis, his wife and four children. Komis, the director and a teacher at Hibiscus International School, had applied for asylum and was under UN protection. Malaysia surrendered the teacher to Turkey, ignoring reactions against this decision in the international and domestic circles. He is currently jailed and pending trial in Turkey.

Very recently, Orhan Inandi went missing in Kyrgyzstan in June 2021. Educator İnandı, founder and director of the Sapat school network in Kyrgyzstan, went missing after leaving his house in Bishkek on Monday evening, the TR7/24 news website reported. He was last contacted by a friend at around 9 p.m. Attempts by his family to contact him all failed. He is feared to have been abducted by Turkey’s National Intelligence Organization (MİT) due to his alleged links to the Gülen movement, according to his family. Taalaygul Toktakunova, Inandi’s lawyer, shared with the press a footage recorded by a camera in Orhan Inandi’s car. Inandi’s lawyer claimed that Akbarov Ulan, a former employee of Kyrgyzstan Ministry of Internal Affairs, met Orhan Inandi at the night of his abduction. The family has been seeking more information to find Orhan Inandi regarding these claims.

The veil of secrecy over the enforced disappearances has still not been lifted, and it will probably take many years for a full-fledged illumination of them. Those who were found were mostly traumatized after long sessions of tortures. Their physical and psychological conditions were devastated beyond description.

I urge all relevant institutions of the International Human Rights community to urgently provide information to resolve questions and suspicions about the incidents. I also urge the Turkish authorities to carry out a thorough, prompt, independent and impartial investigation on enforced disappearances and abductions. I also call on Kyrgyzstan government to investigate the abduction case of Orhan Inandi, who is still believed to be in Bishkek, take urgent action to find his whereabouts and prevent him from any possible deportation.

Please find the whole report at
https://silencedturkey.org/global-purge-1-144-abductions-conducted-by-the-turkish-government-in-turkey-and-abroad

also another report on abductions at
https://silencedturkey.org/erdogans-long-arms-abductions-in-turkey-and-abroad

Freedom House’s report on Turkey’s Transnational Repression at
https://freedomhouse.org/report/transnational-repression/turkey

more information about the most recent abduction case (Orhan Inandi case) at
https://silencedturkey.org/for-immediate-release-calling-on-kyrgyzstan-government-to-investigate-the-abduction-case-of-orhan-inandi-and-take-urgent-action-to-find-his-whereabouts

more information about Orhan Inandi’s lawyer’s statements at
https://www.facebook.com/100002458866130/posts/4105583339533588/?d=n

You can find the whole copy of the letter from the LINK to send the addresses below.

Relevant Contacts

The Honorable Dunja Mijatovic

Office of the Commissioner for Human Rights Council of Europe
Avenue de I’Europe F-67075 Strasbourg Cedex, France
Tel: +33 (0)3 88 41 34 21
Fax: +33 (0)3 90 21 50 53
Email: commissioner@coe.int

Committee Against Torture – Petitions and Inquiries Section

Office of the High Commissioner for Human Rights United Nations Office at Geneva
1211 Geneva 10, Switzerland
E-mail: petitions@ohchr.org,  TB-petitions@ohchr.org,  cat@ohchr.org,  registry@ohchr.org

United Nations Working Group on Enforced or Involuntary Disappearances

OHCHR-UNOG CH
1211 Geneva 10 Switzerland
Téléphone: (41-22) 917 90 00
Fax: (+41-22) 917 90 06
E-mail: wgeid@ohchr.org

Petitions and Inquiries Section/Committee on En- forced Disappearances

Office of the High Commissioner for Human Rights United Nations Office at Geneva
Email: petitions@ohchr.org

Tom Lantos Human Rights Commission

House Committee on Foreign Affairs 5100
O’Neill House Office Building 200 C Street SW Washington, D.C. 20515 United States of America
Phone: +1 (202) 225-3599
Fax: +1 (202) 226-6584
Email: TLHRC@mail.house.gov

US Helsinki Commission

234 Ford House Office Building 3rd and D Streets SW Washington, DC 20515
Email: info@csce.gov

United National Human Rights Committee Petitions Team

Office of the High Commissioner for Human Rights United Nations Office at Geneva
1211 Geneva 10 (Switzerland)
Fax: + 41 22 917 9022 (particularly for urgent matters)
E-mail: petitions@ohchr.org

 

Recent Posts

 

Donate Now

 

Read more

“GLOBAL PURGE” : 144 ABDUCTIONS CONDUCTED BY THE TURKISH GOVERNMENT IN TURKEY AND ABROAD

“GLOBAL PURGE” [1]

Since July 2016, the Turkish government went on to imprison hundreds of thousands of homemakers, mothers, children, babies, teachers, NGO workers, academics, judges, prosecutors, journalists and countless other victims. Erdoğan declared a “witch-hunt” against Gülen’s followers, attempting to convince countries through carrot and stick policies or more diplomatic means to join his personal fight and do the same to the Hizmet members within their borders.

Unfortunately, in some countries, the local intelligence agencies cooperated to seize Gülen followers, while in some others, Turkey’s National Intelligence Agency (MİT) did not even need to ask for permission to stage an operation. Albania, Angola, Azerbaijan, Bahrain, Bulgaria, Bosnia, Cyprus, Gabon, Georgia, Indonesia, Iraq, Kazakhstan, Kenia, Kosovo, Lebanon, Malaysia, Mexico, Moldova, Mongolia, Montenegro, Morocco, Myanmar, Pakistan, Qatar, Saudi Arabia, Sudan, Turkmenistan, Ukraine are some of these countries. Freedom House states in their Transnational Repression report that “no other perpetrator state was found to have conducted such a large number of renditions, from so many host countries, during the coverage period—and the
documented total is almost certainly an undercount”. [2]

Although ascertaining the exact number is not easy, AST has put together a List of Abduction Report , which includes 144 abductees’ names, professions, date of disappearances, place of the incidents, the current status of the persons and the details regarding the incidents along with a thorough discussion over the abductions and enforced disappearances within the framework of international law. [3]

Victims were abducted inside and outside Turkey through nefarious methods, brushing away even the most basic rights to fair trial and defense.

Here are some examples of the cases from the report:
Isa Ozdemir, a businessman, was abducted from Azerbaijan in July 2018. He is currently jailed and pending trial in Turkey. İsa Özdemir was delivered to the Turkish National Intelligence Organization (MİT) by the Azeri authorities unlawfully. The European Court of Human Rights demanded Azerbaijan authorities to explain the reason for the rendition of Özdemir despite concerns that he may be subjected to torture in Turkey.

Arif Komis, an educator, was detained in Malaysia in August 2019. The police from the Malaysian Immigration Bureau detained Arif Komis, his wife and four children. Komis, the director and a teacher at Hibiscus International School, had applied for asylum and was under UN protection. Malaysia surrendered the teacher to Turkey, ignoring reactions against this decision in the international and domestic circles. He is currently jailed and pending trial in Turkey.

Very recently, Orhan Inandi went missing in Kyrgyzstan in June 2021. Educator İnandı, founder and director of the Sapat school network in Kyrgyzstan, went missing after leaving his house in Bishkek on Monday evening.He was last contacted by a friend at
around 9 p.m. Attempts by his family to contact him all failed. He is feared to have been abducted by Turkey’s National Intelligence Organization (MİT) due to his alleged links to the Gülen movement and is believed to be held captive and tortured at the Turkish Embassy, according to his family.

The veil of secrecy over the enforced disappearances has still not been lifted, and it will probably take many years for a full-fledged illumination of them. Those who were found were mostly traumatized after long sessions of tortures. Their physical and
psychological conditions were devastated beyond description. Advocates of Silenced Turkey urges all relevant institutions of the International Human Rights community to urgently provide information to resolve questions and suspicions about the incidents.
AST also urges the Turkish authorities to carry out a thorough, prompt, independent and impartial investigation on enforced disappearances and abductions.

PDF LINK

2016 SONRASI TURKIYE’DE VE YURT DISINDA KACIRILAN KISILER
Name Profession Date of Disapperance or Arrest Place of incident Incident Current Status Details
1 Sunay Elmas Educator 27-Jan-2016 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Sunay Elmas is the first person ever recorded to have been abducted for alleged ties with the Gülen movement. He was a victim of the enforced disappearance even before the failed coup on July 15, 2016, at the  Ankara CEPA shopping mall while he was returning from dropping his kids at home in Sincan district. Elmas had also been forced into a Volkswagon Transporter with tinted windows. His family has not heard from Elmas since then.
2 Abdullah Büyük Software Engineer 10-Aug-2016 Bulgaria Rendition Arrested, pending trial Abdullah Büyük escaped persecution in Turkey and sought asylum in Bulgaria. The Turkish state demanded his extradition. Despite a decision by a Bulgarian court providing him protection, Büyük was deported and handed over to the Turkish authorities in a move which the Bulgarian Prime Minister Boyko Borissov had described as an act on “the edge of the law.”
3 Alaettin Duman Educator 13-Oct-16 Malaysia Arbitrary arrest and detention Sentenced to 18 years Kidnapped on his way to a mosque by Malaysian police, Duman was deported to Turkey illegally. He was tortured severely both in Malaysia and Turkey.   Duman had been teaching in Malaysia for 10 years before he was abducted and was one of the founders of Time International School. Erdoğan’s media had accused him of being the point man of the Gülen movement in Malaysia. Duman was sentenced to 18 years on April 17, 2018.
4 Tamer Tıbık Businessman 13-Oct-2016 Malaysia Abduction Sentenced to 12.5 years Tamer Tıbık was seized in Kuala Lumpur on his way to a language course. His name was asserted by a pro-Erdoğan newspaper on August 7, 2016 as one of the key members of the movement in this country. Tıbık served as the general secretary of the Malaysian–Turkish Chamber of Commerce and Industry for about one and a half years. He was married with two daughters and was a legal resident of Malaysia since 2015 with a valid employment visa.
5 Ayhan Oran Intelligence Agent 1-Nov-2016 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Ayhan Oran was a MİT agent and reportedly had sensitive knowledge on the assassination of three Kurdish activist women, Sakine Cansız, Fidan Doğan and Leyla Şaylemez in Paris on 9 January, 2013. He was last seen leaving the MİT compound on Nov. 1, 2016.
6 Mustafa Özgür Gültekin Public Employee 21-Dec-2016 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Gültekin was abducted by unidentified people who followed him with four cars to a convenience store in Ankara’s Beştepe neighborhood. His case is also known to be the first “black Transporter” incident. Some rumors attach his abduction to the assassination of the Russian Ambassador Andery Karlov. His abduction was not examined by the police despite frequent applications by his family, and Parliamentary questions by some deputies into his disappearance were left unanswered.
7 Hüseyin Kötüce IT technician 28-Feb-2107 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Sentenced for 15 Years Hüseyin Kötüce, an employee for the government-run Information and Communication Technologies Authority (BTK), was abducted at a parking lot of the Batıkent subway station in Ankara after he got off work on Feb 28, 2017. Despite successive requests, the police conducted no concrete examination of the incident.
8 Mesut Geçer Intelligence Agent 26-Mar-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Sentenced Mesut Geçer worked at MİT until he was dismissed as part of the government’s post-coup crackdown. He was abducted in the Çakırlar quarter in Ankara’s Yenimahalle district, on March 26, 2017. His family’s fight to find a trace of him has proven useless so far.
9 Uğur Toksoy Educator 31-Mar-2017 Kosovo Abduction Asylee in Kosovo Toksoy, a Turkish teacher at the Gülen-affiliated Hasan Nahi school in Prizren and head of the Atmosfera Association in Kosovo, was among the people sought by the police for deportation. But he was fortunate to evade extradition since the police were unable to find him that day. Toksoy applied for asylum on November 3, 2017, which was approved on April 6, 2018.
10 Cihan Özkan Educator 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Sentenced to 7.5 years Cihan Ozkan was a teacher at the Orizont school iin Kosovo. He was among the 6 people who were illegally abducted by the Kosovar intelligence forces and deported to Turkey illegally. Özkan was arrested in Turkey and a court sentenced him to seven years and six months in November 2019.
11 Hasan Hüseyin Günakan Educator 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Sentenced to 8 years and one month Hasan Hüseyin Günakan was one of the six Turkish nationals who were deported from Kosovo to Turkey on March 29, 2018. He was a teacher. A Turkish court sentenced  him to eight years and one month.
12 Kahraman Demirez Educator 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Sentenced to 8 years and nine months. Kahraman Demirez, the principal of Mehmet Akif College in Gjakova, was abducted illegally in a joint operation by the Kosovar and Turkish intel agencies. He was one of the six educators deported to Turkey despite the concerns of unfair trial and inhumane treatment. He was sentenced to eight years, nine months imprisonment on December 26, 2019.
13 Mustafa Erdem Educator 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Jailed pending trial Mustafa Erdem was not among the first wave of detainments by the Kosovo intelligence, but he was also included in the list while he was trying to get information into what exactly was happening and to help his friends. He was sent to Turkey with the rest and has been waiting for a court decision behind bars since then.
14 Osman Karakaya Physician 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Sentenced to 7.5 years Osman Karakaya was a cardiology professor who had moved to Kosovo to escape the persecution of the Erdoğan regime in Turkey. But unfortunately he was detained by Kosovo police and was deported to Turkey unlawfully in a covert operation. He was sentenced to seven years and six months imprisonment in November 2019.
15 Yusuf Karabina Educator 31-Mar-2017 Kosovo Rendition Jailed pending trial Yusuf Karabina, the Vice Director of the Gülistan Educational Institutions, his wife Yasemin Karabina and their 15-year-old son were stopped by Kosovo police in plainclothes on the morning of March 31, 2017. The Kosovan officers used violence to force them into the cars and reportedly continued beating them during their detention in the station. Karabina was sent to Turkey unlawfully, and there he was put in jail. He is still pending trial.
16 Turgut Çapan University Director 31-Mar-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Turgut Çapan was abducted on March 31, 2017, in Ankara. His wife Ülkü Çapan released a video clip in which she said Önder Asan, a friend of her husband’s, dropped by her home to inform her of Turgut’s abduction. Asan was also abducted on the same day.
17 Önder Asan Educator 31-Mar-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Turned over to police after torture. Jailed pending trial. Önder Asan was found 42 days after his sudden disappearance in Ankara, with severe torture signs on his body. He was psychologically devastated. His wife Fatma filed petitions with police and the prosecutor to investigate possible kidnapping but had no progress. His lawyer Burak Çolak was detained after refusing to sign a false statement saying Asan hadn’t seen any violence and that he was absent on his own will.
18 Cengiz Usta Educator 4-Apr-2017 Turkey-İzmir Enforced Disappearance Returned home safe and sound. Cengiz Usta was a teacher at the Cumhuriyet Primary School in Torbalı district of Turkey’s İzmir province. He was dismissed from his job by the government on September 1, 2016. He was abducted by two men after leaving home to pay for the elevator maintenance fee. He reappeared in Afyon on July 10, 2017, saying he left home on his own accord because he was depressed.
19 Mustafa Ceyhan Businessman 20-Apr-2017 Azerbaijan Rendition Sentenced to 9 years While crossing the Azerbaijani border, Ceyhan was detained with the allegation of “forgery of documents” and was arrested. The same day he was released after a year in prison, he was kidnapped while he was standing between his own lawyer and a UN lawyer appointed for his case, ostensibly by Turkish intelligence agents. He was immediately sent to Turkey and was put in prison.
20 Turgay Karaman Educator 2-May-2017 Malaysia Abduction Jailed pending trial Turgay Karaman was the principal of the Gülen movement-affiliated Time International School. On 2 May 2017, he was kidnapped in Malaysia. CCTV footage revealed that he was forced into a car by five unidentified persons in an underground parking garage. His family quickly discovered that he could not be reached, and they alerted the local police and the UN office in Kuala Lumpur. Karaman was deported to Turkey, where he was arrested.
21 İhsan Arslan Businessman 1-May-2017 Malaysia Arbitrary arrest and detention Released on Judicial Control Arslan went missing on May 1, 2017, in Kuala Lumpur around 8 p.m. He was a member of the Malaysian Turkish Chamber Of Commerce and Industry, a business advocacy group that is affiliated with the Gülen movement. A court ordered his released on judicial control on May 25.
22 İsmet Özçelik Academician 4-May-2017 Malaysia Rendition Jailed pending trial Awaiting resettlement by UNHCR after having previously been the victim of an attempted abduction from his son’s home in Kuala Lumpur, İsmet Özçelik was kidnapped by Malaysian security officers. The local police intervened and stopped the rendition. He was detained for a period of 50 days before Malaysian authorities decided to release him pending trial. On 4 May 2017, he was once again deprived of his liberty. On 12 May 2017, he was sent to Turkey although he had a pending extradition hearing and no judicial decision to that effect had been taken. Upon return to Turkey, he was held in incommunicado detention at an unknown location and was later arrested.
23-39 Anonymous 17 people Various 6-May-2017 Saudi Arabia Rendition 4 arrested others released Saudi Arabia detained 17 people as per the official request by the Turkish authorities on June 5, 2017. The detainees were Hajj pilgrimage organizers in Saudi Arabia, and they were accused of spending the income from their business for Hizmet activities.  Turkey’s National Intelligence Organization played an active role in the arrests of the suspects. Later, the suspects were detained in Turkey by Ankara police department’s counterterrorism units and put in jail. A court ruled for the arrest of 4 while releasing the other 13 people. Their names were not disclosed.
40 Mustafa Özben Lawyer 9-May-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Mustafa Özben, a lawyer, was abducted on May 9, 2017, after leaving his daughter at school. His car was found parked on a street in Ankara, and the CCTV records showed the moment when he was forcefully snatched by a Transporter.
41 Fatih Kılıç Educator 14-May-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Dismissed from his teaching job under the post-coup emergency rule, Kilic was abducted on May 14, 2017. There has been no sign of him since the last CCTV footage he appeared in shows him getting into a vehicle found in the Ankara’s Kızılay district. Both the police and the prosecution ignored the family’s insistent requests for  a detailed investigation to find Kılıç. He is still missing.
42 Durmus Ali Çetin Police officer 17-May-2017 Turkey-Hatay Disappearance Found dead Durmuş Ali Çetin, a former police officer who had been dismissed from his job by government decree 10 months ago, was found dead at his home in İstanbul on May 17, 2017, apparently having committed suicide. It was reported that Çetin fell into a depression after he had difficulty repaying a loan he secured to buy the house in İstanbul.
43 Muhammet Furkan Sökmen Accountant 24-May-2017 Myanmar Rendition Jailed pending trial On May 24, 2017, Burmese officials detained Sökmen at Yangon International Airport at the request of Turkish authorities who had canceled his passport. After he and his family were held for approximately 24 hours, he was forcibly sent to Turkey  via Thailand. Despite international warnings that there were substantial grounds to believe that he would face an imminent risk of human rights abuse upon his return to Turkey, Sökmen’s abduction went ahead unimpeded.
44 Mustafa Emre Çabuk Educator 25-May-2017 Georgia Rendition Released on bail Mustafa Emre Çabuk had a valid Georgian residence permit and was working as a teacher when he was detained by the Georgian security forces and later arrested by a Georgian court upon a request from the Turkish government. The incident created a big outcry in the country as well as a reaction from internationl human rights organizations. He was released after 9 months.
45 Cemil Koçak Engineer 15-Jun-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Dismissed from his job, Cemil Koçak was abducted on June 15, 2017. His car was forced to stop by four cars at around 5:30 p.m. near his home in Ankara’s Altındağ district. He was kidnapped by brute force in front of his 8-year-old son. The abduction took place in a blind spot not covered by any of the four CCTV cameras in the area, according to the account.
46 Murat Okumuş Accountant 16-Jun-2017 Turkey-İzmir Enforced Disappearance Missing Murat Okumuş was an accountant director at the Şifa University Hospital in İzmir province until it was shut down by the government. He was abducted in June 2017.
47 Yusuf İnan Journalist 15-Jul-2017 Ukraine Rendition Arrested, pending trial Yusuf İnan was a lawful resident in Ukraine with a permit he legally obtained after his marriage in 2015. The couple were sheep breeding on their farm for their livelihood. He was also a journalist. Turkish and Ukrainian agents kidnapped him while he was working on his farm with his wife. He was sent to Turkey and was arrested on the charge of being a member of the Gülen movement, which Turkey considers a terrorist organization. İzmir Public Prosecutor demanded 15 years for İnan, citing as evidence his articles praising the Gülen movement and criticizing Erdoğan.
48 Zabit Kişi Educator 16-Sep-2017 Kazakhstan Abduction Jailed pending trial Zabit Kişi was abducted from a plane by a group of unknown people in the Kazakh city of Almaty. Kişi was accused of having links with the Gülen movement. He was tortured for 108 days by  MİT agents in a secluded place and was later turned over to the police. Kılıç was sent behind the bars by a court, which refused to do anything about the torturers.
49 Enver Kılıç Educator 16-Sep-2017 Kazakhstan-Almaty Abduction Jailed pending trial Enver Kılıç was the other person, alongside Zabit Kişi, who was abducted from a plane by a group of unknown people in the Kazakh city of Almaty. Enver Kılıç reappeared on 11 April 2018; however, UN’s Committee on Enforced Disappearances noted that Kılıç was also tortured during 73 days of detention in an unknown place. His health was in a bad condition.
Mesut Kaçmaz Educators 27-Sep-2017 Pakistan Abduction Released pending trial Mesut Kaçmaz, his wife Meral and daughters Huda Nur and Fatma Huma, were abducted forcefully in the middle of the night from their home and were later deported to Turkey. Mesut and Meral were arrested, while the teenage daughters were turned over to a relative. The two persons were released in the first hearing.
50 Meral Kaçmaz Educators 27-Sep-2017 Pakistan Abduction Released pending trial Mesut Kaçmaz, his wife Meral and daughters Huda Nur and Fatma Huma, were abducted forcefully in the middle of the night from their home and were later deported to Turkey. Mesut and Meral were arrested, while the teenage daughters were turned over to a relative. The two persons were released in the first hearing.
51 Hakan İslamoğlu Businessman 19-Oct-2017 Indonesia Rendition Released He was captured in Indonesia in an operation by the MİT and was deported to Turkey. He wanted to become an informant and provided the names of the some of the members of the Gülen movement in Indonesia and in several other countries and was released.
52 Hıdır Çelik Farmer 16-Nov-2017 Turkey-Diyarbakır Enforced Disappearance Missing Hıdır Çelik was in a village in Diyarbakır for animal trade when the security forces had an armed fight with members of the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK) militants. A statement from the governorate accused Hıdır of being a collaborative and said he was captured injured. Ever since then, his family’s attempts to learn his whereabouts have failed.
53 Memduh Çıkmaz Businessman 27-Nov-2017 Sudan-Khartoom Abduction Jailed pending trial Memduh Çıkmaz was a successful businessman who had been dealing with manufacturing and trade in Turkey and in Sudan for many years. He was brought to Turkey from Sudan in a joint operation between the two countries’ intelligence agencies. Sudanese security forces were also involved in his arrest and repatriation.
54 Ümit Horzum Public Employee 6-Dec-2017 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Released Horzum was abducted in Ankara on June, 12, 2017. His family’s applications to different security departments to find a trace of him have not borne any fruit. He was registered as “missing” rather than “abducted,” and no prosecutor has initiated any legal proceeding as to what has happened to him.
55 Aslan Çelik Superintendent 19-Jan-2018 Iraq Abduction Rescued Arslan Çelik was the superintendent of the Roonaki Salahaddin Ayyubi Colleges. He was abducted on January 19, 2018, on his way to the school by a group of armed men who forcefully seized him on Kurdsat Avenue in Sulaymaniyah, Iraqi-Kurdistan. The country’s late president Jalal Talabany’s wife, Hero, stepped in and saved Çelik, who was later sent to Dubai under the protection of Hero and from there to the United States.
56 Ayhan Seferoğlu Educator 19-Feb-2018 Azerbaijan Rendition Jailed pending trial Ayhan Seferoğlu was detained by Azeri police and was kept in jail for 40 days before a court released him. His relatives were waiting outside to meet him, but he was abducted by unidentified persons from the backdoor of the courthouse. Seferoğlu’s wife called on the Azeri authorities to help find her husband. He was brought to Ankara and was arrested for being a member of a terror organization.
57 Erdoğan Taylan Manager 19-Feb-2018 Azerbaijan Rendition Jailed pending trial Erdoğan Taylan, along with his friend Ayhan Seferoğlu, was detained by the Azeri police on charges of being a member of the Gülen movement. An Azeri court decided to release them. Their relatives were waiting for Seferoğlu and Taylan to be freed outside the courthouse, but they didn’t show up. It was later revealed that the two men were abducted while exiting from the back door. He was brought to Turkey illegally and was arrested.
58 Faik Semih Başoğlu Businessman 19-Feb-2018 Azerbaijan Rendition Jailed pending trial Faik Semih Başoğlu was delivered to the Turkish National Intelligence Organization (MİT) by the Azeri authorities unlawfully. The European Court of Human Rights demanded Azerbaijan authorities to explain the reason for the rendition of Başoğlu despite  concerns that he may be subjected to torture in Turkey. Başoğlu was questioned by the MİT before being submitted to the prosecution. He was arrested and is currently awaiting  trial.
59 Ayten Öztürk Student 8-Mar-2018 Lebanon Rendition Jailed pending trial Ayten Öztürk was abducted in the Lebanon airport on March 8, 2018, delivered to the Turkish intelligence units on March 13, 2018, and subjected to severe torture for six months. Öztürk had been living in Syria since she was wanted in Turkey for being a member of the outlawed Revolutionary People’s Liberation Party/Front (DHKP-C) and had moved to Lebanon to migrate from there to Europe after the conditions had aggravated in Syria.
60 Osman Özpınar Educator 15-Mar-2018 Gabon Rendition Jailed pending trial Gabon authorities rounded up the principal of the Ecole la Lumière School, Osman Özpınar, on March 15, 2018,  for forgery of official documents. This was proven wrong by the defendant, but instead of releasing him, the Gabon authorities detained him again, this time on the grounds that he was a threat to national security. He was deported to Turkey, where he was arrested on terror charges.
61 İbrahim Akbaş Educator 15-Mar-2018 Gabon Rendition Jailed pending trial Gabon authorities detained İbrahim Akbaş, the director of pedagogy of the Lumiere School, along with his spouse Fikriye, who was the accountant at the same school, on March 15, 2018. They were first charged with forgery of official documents. But when they were acquitted from this charge, the Gabon authorities detained them again, this time on the grounds that they constituted a threat to national security. They were deported to Turkey. İsa was arrested, while Fikriye was released.
62  Fikriye Akbaş Educator 15-Mar-2018 Gabon Rendition Jailed pending trial Gabon authorities detained İbrahim Akbaş, the director of pedagogy of the Lumiere School, along with his spouse Fikriye, who was the accountant at the same school, on March 15, 2018. They were first charged with forgery of official documents. But when they were acquitted from this charge, the Gabon authorities detained them again, this time on the grounds that they constituted a threat to national security. They were deported to Turkey. İsa was arrested, while Fikriye was released.
63 Adnan Demirönal Educator 22-Mar-2018 Gabon Rendition Jailed pending trial Adnan Demirönal was detained in Gabon for his alleged links with the Gülen movement and was deported to Turkey. He was charged with being the “imam,” or the point man for the African country. He refused the assertions, saying he wasn’t involved in any activity other than teaching.
64 Orçun Şenyücel Public Employee 21-Apr-2018 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Orçun Şenyücel, a former public employee who was dismissed from his job at the Competition Authority in 2016, was abducted after being forced into a black Transporter in Ankara’s Türkkonut neighborhood at midnight on April 21, 2018.
65 İsa Özdemir Businessman 12-Jul-2018 Azerbaijan Abduction Jailed pending trial İsa Özdemir was delivered to the Turkish National Intelligence Organization (MİT) by the Azeri authorities unlawfully. The European Court of Human Rights demanded Azerbaijan authorities to explain the reason for the rendition of Özdemir despite  concerns that he may be subjected to torture in Turkey. Başoğlu was questioned by the MİT before submitting him to the prosecution. He was arrested and jailed pending trial.
66 Salih Zeki Yiğit Businessman 12-Jul-2018 Ukraine Rendition Jailed pending trial Salih Zeki Yigit was an alleged imam of the Gülen movement in the southern Mersin province. He was accused of carrying out money transfers to financially support the activities of the movement. He fled to Ukraine after the defeated July 15, 2016 coup attempt  but was detained and sent to Turkey by this country.
67 Hasan Kala Academician 21-Jul-2018 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Associated Professor Kala was abducted after being forced into a black Transporter in Ankara’s Batıkent district at 11:30 p.m. on July 21, 2018.
68 Veysel Akçay Educator 27-Jul-2018 Mongolia Abduction Rescued Veysel Akçay was forcefully captured in his home by a group of five masked men, possibly Turkish spies, and he was bundled into a van to be illegally abducted to Turkey. A Turkish army aircraft was waiting to transport him. But after his family and friends mobilized a reaction online and informed Mongolian authorities about the incident, the aircraft was forced to land and Akçay was saved.
69-113 Anonymous 45 people Various 28-Jul-2018 KKTC Rendition Some were released, others are remanded. The Republic of Northern Cyprus (KKTC) captured 45 individuals, allegedly having links with the Gülen movement, off Kyrenia before they set sail on board a yacht to take refuge in Greece. Among the captured people, there were 9 women and 17 children. All of them were deported to Turkey.
114 Fahri Mert Businessman 12-Aug-2018 Turkey-İzmir Enforced Disappearance Missing Fahri Mert was abducted in İzmir province by a black Transporter van by a group of people who introduced themselves as police officers, saying they were taking him to the police station. He has been missing since then.
115 Ahmet Bilgi Educator 6-Sep-2018 Moldova Rendition Jailed pending trial Ahmet Bilgi was one of the six Turkish nationals seized by the Moldovan authorities in 2018. He was deported to Turkey like the rest and was arrested after the first hearing.
116 Feridun Tüfekçi Educator 6-Sep-2018 Moldova Rendition Jailed pending trial Feridun Tüfekci was the director of the branch of the Orizont school in the city of Ceadîr-Lunga. Having come to the country at the age of 17 to study, he later became a permanent resident after marrying his teacher, Galina. Tüfekçi also worked as a journalist for sometime, representing a Turkish TV channel in Moldova. He was deported to Turkey.
117 Hasan Karacaoğlu Educator 6-Sep-2018 Moldova Rendition Sentenced to 8 years and 3 months. Hasan Karacaoğlu was in Moldova for over 20 years by the time he was abducted in 2018. During all his time at the Orizont schools in Moldova, he was helping Moldovan youth prepare for their lives. He was the deputy director by the time he was expelled from the country for no reason.
118 Rıza Doğan Educator 6-Sep-2018 Moldova Rendition Jailed pending trial Rıza Doğan had established a life in Moldova for over 20 years. He married there and both of his daughters were born in the country. He also was running a company of his own, paying taxes and was an integrated part of Moldova. He was sentenced to 7.5 years in prison by a Turkish court on July 19, 2019.
119 Yasin Özdil Public Relations Director 6-Sep-2018 Moldova Rendition Sentenced to 12 years Yasin Özdil was in charge of public relations for the Orizont high school network. He tried to make his voice heard by informing of the abduction to his circles on social media with a message at 8:42 in the morning. He was deported to Turkey.
120 Hüseyin Bayraktar Educator 6-Sep-2018 Moldova Abduction Jailed pending trial He was snatched by the MİT from the front of the school he was working at. Hüseyin Bayraktar had only spent three years in Moldova, teaching Turkish language.
121 Mujdat Celebi Educator 6-Sep-2018 Moldova Abduction Jailed pending trial Müjdat Çelebi had been residing in Moldova for five years. He was the financial director of the company that manages the Orizont high schools in Moldova.
122 Ahmet Ertürk Educator 16-Nov-2018 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Found Ahmet Ertürk, a teacher at a school run by the Gülen movement, was abducted on Nov. 16, 2018. After his abduction, his parents’ home was raided by the police. He reappeared in Ankara Police Department on January 8, 2019.
123 Mehmet Gelen Educator 30-Dec-2018 Azerbaijan Arrested and deported Jailed pending trial Mehmet Gelen, a Turkish schoolteacher in Azerbaijan, was abducted by Turkish intelligence agents after he was interrogated by an Azerbaijani prosecutor over allegations of his links with the Hizmet movement. Gelen was taken to Turkey within hours.
124 İbrahim E Businessman 30-Jan-2019 Azerbaijan Rendition Jailed pending trial İbrahim E. was the owner of the printing house that was publishing the Zaman newspaper in Azerbaijan. MİT notified the Azeri intelligence that the person is a key figure of the Gülen movement in the country. He was captured in a joint operation and was deported to Turkey.
125 Gökhan Türkmen Civil Servant 7-Feb-2019 Turkey-Antalya Enforced Disappearance Jailed pending trial Gökhan Türkmen was abducted on Feb. 7, 2019. According to his family, Türkmen was hiding from persecution and torture after his house was raided by heavily armed counterterrorism police in his absence in August 2016. Türkmen reappeared in a police station and told the court in February 2020 that he was subjected to torture for 271 days.
126 Yasin Ugan Accountant 12-Feb-2019 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Jailed pending trial Yasin Ugan was abducted by armed men from his apartment building. The Ankara Police Department denied any knowledge of the incident or his whereabouts. He was delivered to the Ankara police on July 26 by the people who abducted him. He was arrested and sent to jail on August 10, 2019.
127 Özgür Kaya Educator 12-Feb-2019 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Jailed pending trial Özgür Kaya was abducted in the same incident as Yasin Ugan. Like Ugan, he was also returned to the Ankara police on July 26, 2019. He was charged with  terror organization membership and was put in jail on August 10, 2019.
128 Erkan Irmak Educator 16-Feb-2019 Turkey-İstanbul Enforced Disappearance Jailed pending trial Erkan Irmak was  kidnapped in front of his house in İstanbul on the night of Feb. 16, 2019, and his family has been unable to reach him since. On July 26, 2019, he appeared in police custody and was arrested as part of an investigation into the Gülen movement. He was later arrested and sent to the prison on August 10, 2019.
129 Mustafa Yılmaz Physiotherapist 19-Feb-2019 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Mustafa Yılmaz was kidnapped in Ankara when he left his home on February 19, 2019. Yılmaz was sentenced to 6.5 years in prison. He was released pending appeal in January 2019, after serving 100 days in prison.
130 Salim Zeybek Technician 21-Feb-2019 Turkey-Edirne Enforced Disappearance Jailed pending trial Zeybek was abducted by armed men in the Turkish province of Edirne on the evening of Feb. 21, 2019, while travelling with his wife and children. He appeared at the Ankara police after 5 months, worn out from severe torture. Zeybek was later arrested and sent to  prison on August 10, 2019. He is kept in solitary confinement.
131 Fatih Keskin Businessman 12-Mar-2019 Bosnia Arbitrary arrest and detention Released Fatih Keskin, director of Richmond Park Schools in Bihac in northwest Bosnia, was arrested on March 12, 2019, after his permanent residence permit was revoked for unknown reasons. Bosnian authorities were poised to deport him to Turkey, where he is  wanted over his connections with the Gülen movement. However, a Bosnian court ruled against his rendition. Keskin was released.
132 Yusuf Bilge Tunç Public Employee 6-Aug-2019 Turkey-Ankara Enforced Disappearance Missing Yusuf Bilge Tunç was a former civil servant at the Defense Ministry and was dismissed as part of the broad witch hunt following the coup attempt on July 15, 2016. He has been missing since August 6, 2019, and the car he used was found in the Çamlıca neighbourhood of Ankara.
133 Arif Komis Educator 8/30/2019 change to conform Malaysia Rendition Jailed pending trial The police from the Malaysian Immigration Bureau detained Arif Komis, his wife and four children. Komis, the director and a teacher at Hibiscus International School, had applied for asylum and was under UN protection. Malaysia surrendered the teacher to Turkey, ignoring reactions against this decision in the international and domestic circles.
134 Osman Karaca Educator 19-Oct-2019 Mexico Rendition Jailed pending trial Karaca was arrested by the Mexican police and was turned into the Turkish intelligence agents, according to the state-run news agency Anatolia. Karaca worked at the Zaman International School for nearly 9 years. His extradition drew ire from human rights associations in Mexico.
135 Harun Ayvaz Electrical Technician 16-Aug-2019 Montenegro Arrested Waiting court decision Ayvaz has been detained in a Montanegrin prison in Bijelo Polje since August 16, 2019, waiting the extradition decision. The court has already ruled in favor of his extradition, and the Higher Court ruled for a second time in October to extradite him to Turkey. The Podgorica Appeal Court also rejected his appeal against this decision. The last word for now belongs to the  Justice Minister of Montenegro.
136 Harun Çelik Businessman 2-Jan-2020 Albania Arbitrary arrest, detention and rendition Jailed pending trial Kept behind bars for five months, Çelik was deported to Turkey by Albania. A video taken while he was being taken to the airport shows MİT officers were actively involved in his capture. Turkish media claimed Çelik was an active user of the communication program ByLock.
137 Gülistan Doku Student 5-Jan-2020 Turkey Disappearance Missing Gülistan Doku, a student of Munzur University in Turkey’s eastern province of Dersim, went missing on January 5, 2020. While search efforts continued for some time in the Uzunçayır Dam, where she was seen for the last time, these efforts were also ended as of August 18. Considering that the teams came across no trace of Doku, it has been confirmed that she is not in the water. There is also still no detention warrant against Zeınal Abarakov, the chief suspect in the investigation file.
138 Hüseyin Galip Küçüközyiğit  former legal advisor 29-Dec-2020 Turkey Enforced Disappearance Missing Hüseyin Galip Küçüközyiğit, a former legal advisor at the Prime Ministry who was dismissed following the 2016 coup attempt, has been missing since 29 December 2020. His family suspect him to have been abducted and subjected to enforced disappearance and all their efforts to locate him since have been in vain. The authorities have denied that he is in official custody.
139 Gökhan Güneş electrician 20-Jan-2021 Turkey Missing Delivered Forced to get in a car in İstanbul on January 20, the fate and whereabouts of Gökhan Güneş were unknown for five days. Güneş has returned home.

As reported by Etkin News Agency (ETHA), Güneş was left in Başakşehir district in İstanbul at around 6 a.m. today (January 26). The people who abducted him released Gökhan Güneş blindfolded. Afterwards, he returned to his family’s house by his own means.

140  Ugurcan Bayna Students 18-Feb-2021 Turkey-Ankara Missing Delivered Three university students in the capital Ankara were kidnapped on Feb. 18 afternoon by people who described themselves as the police. The students were later in the day released, after their lawyer notified of their kidnapping to the Ankara Police headquarters. The students held a press conference regarding the incident, saying the kidnappers had carried out criminal record checks (GBT) on them.
141 S.B. Students 18-Feb-2021 Turkey-Ankara Missing Delivered Three university students in the capital Ankara were kidnapped on Feb. 18 afternoon by people who described themselves as the police. The students were later in the day released, after their lawyer notified of their kidnapping to the Ankara Police headquarters. The students held a press conference regarding the incident, saying the kidnappers had carried out criminal record checks (GBT) on them.
142 Ali Berke Aydugan Students 18-Feb-2021 Turkey-Ankara Missing Delivered Three university students in the capital Ankara were kidnapped on Feb. 18 afternoon by people who described themselves as the police. The students were later in the day released, after their lawyer notified of their kidnapping to the Ankara Police headquarters. The students held a press conference regarding the incident, saying the kidnappers had carried out criminal record checks (GBT) on them.
143 Selahaddin Gulen Teacher 3-May-2021 Kenia Missing Arrested Turkish spies kidnapped in Kenya the nephew of Fethullah Gülen, Erdogan’s arch enemy Turkish authorities accuse Selahaddin Gülen of belonging to the preacher’s movement whom the president accuses of having engineered a coup attempt in July 2016
144 Orhan Inandi former director of school 1-Jun-2021 Kyrgyzstan Missing Missing Educator Orhan İnandı, founder and director of the Sapat school network in Kyrgyzstan, went missing after leaving his house in Bishkek on Monday evening, the TR7/24 news website reported.He was last contacted by a friend at around 9 p.m. Attempts by his family to contact him all failed. He is feared to have been abducted by Turkey’s National Intelligence Organization (MİT) due to his alleged links to the Gülen movement, according to his family.

 

[1] https://www.foreignaffairs.com/articles/turkey/2018-01-29/remarkable-scale-turkeys-global-purge
[2] https://freedomhouse.org/report/transnational-repression/turkey
[3] https://silencedturkey.org/erdogans-long-arms-abductions-in-turkey-and-abroad

 


Widget not in any sidebars

 

Donate Now

 

Read more

Erdogan’s Torture Squads and Torture in Turkey as a Grave Human Rights Violation

THE CRIME OF TORTURE

As a member of the Council of Europe, Turkey has ratified the European Convention on Human Rights. Even according to the 15th article of the European Convention on Human Rights which permits under extreme circumstances the suspension of certain obligations by members, the ban on the use of torture cannot be suspended. According to the 3rd article of the European Convention on Human Rights titled

‘Prohibition of Torture’,

No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment.

European Court of Human Rights (ECHR) Mehmet Bilen vs. Turkey case,

The applicant has made a complaint regarding the alleged maltreatment and pressure he has been subjected to under arrest which has been an important decision that has led to the conviction of Turkey. The ECHR has drawn attention to the fact that neither the Director of Public Prosecution nor the judges investigated the circumstances under which the complainant signed his statements and failed to convey the complaint to appropriate prosecutorial officials.

When an individual under arrest and complete control of police officers has been injured during their arrest, the ECHR has held the government solely responsible. In this case, the ECHR has drawn attention to the fact the government had not made any statements regarding the injuries detected on the applicant’s body who had been under arrest for 18 days without being in contact with his attorney. Additionally, the ECHR also arrived at the conclusion that according to the evidence found in a forensic report conducted on April 19, 1996, the defendant government was responsible for the applicant’s injuries. In conclusion, the ECHR decided that in the present case, the treatment the applicant endured was inhumane, degrading, and in violation of ECHR’s 3rd article.

United Nations Convention Against Torture:

According to the convention, the term ‘torture’ is a verb which “means any act by which severe pain or suffering, whether physical or mental, is intentionally inflicted on a person for such purposes as obtaining from him or a third person information or a confession, punishing him for an act he or a third person has committed or is suspected of having committed, or intimidating or coercing him or a third person, or for any reason based on discrimination of any kind, when such pain or suffering is inflicted by or at the instigation of or with the consent or acquiescence of a public official or other person acting in an official capacity. It does not include pain or suffering arising only from, inherent in or incidental to lawful sanctions.”. The second article of the UN Convention states that:

(1) “Each State Party shall take effective legislative, administrative, judicial or other measures to prevent acts of torture in any territory under its jurisdiction.

(2) “No exceptional circumstances whatsoever, whether a state of war or a threat of war, internal political instability or any other public emergency, may be invoked as a justification of torture”.

(3) “An order from a superior officer or a public authority may not be invoked as a justification of torture”.

INTRODUCTION

Government employees who have been involved in the use of torture have been protected by government institutions and officials in Turkey for years and rewarded with impunity. Even when a lawsuit is filed against them, it is ensured that these employees continue their duties and even receive promotions as they are prevented from being sentenced and imprisoned. Lawsuits against many of them can last for years because they cannot be prosecuted.

Especially after the coup attempt on July 15, 2016, the crime of torture has increased significantly, become systematic again in Turkey, and affected a greater number of victims. Despite this increase in torture which was also reflected in the reports of human rights organizations in Turkey, torturers continue to be rewarded with impunity. AST reporters have therefore decided to prepare a series of reports on torturers based on hundreds of cases of torture and published reports. The report prepared is based on the statements of torture victims, witness accounts, and court proceedings. The identity of some of the victims whose testimonies are included in the report has been kept confidential for security reasons. This report is the first of a series of studies. Interviews with victims and studies on similar cases will increase as will the number of reports; the available data will then be listed. The aim of this and future reports are to prevent the crime of torture and torturers from going unpunished. Legal procedures regarding torturers whose names have been identified in the reports will be followed, and efforts to impose sanctions on the individuals through international channels will be made. The rights of victims in Turkey will be defended more vigorously once victims are afforded a safe environment in which they can face their torturers in court for the reckoning. It should not be forgotten that torture is the greatest crime against humanity and there is no statute of limitations for this crime. Therefore, AST will continue efforts on behalf of victims to ensure that torturers face prosecution and are sentenced with the punishment they deserve.

SUMMARY

In this report, reporters of the human rights organization, AST (Advocates of Silenced Turkey) have put under the spotlight individuals involved in the crime of torture in Turkey, those protecting torturers, individuals praising the crime of torture and those inciting individuals to commit the crime. Almost all of the victims mentioned in the report explained the tortures they had seen in detail; their statements have also been reported in official court documents. Despite this, torturers whose names were generally revealed in this report were not brought to court. Documents and official statements mentioned in this report reveal that generally, the government of Turkey has not taken any practical action to prevent the crime of torture. On the contrary, during the visits of international commissions, instructions are given by official authorities to eliminate traces of torture. This report includes the statements of Minister of Interior Süleyman Soylu encouraging the security officials to commit violence, torture, and the experiences of victims who were tortured and later found to innocent as a result of these statements.

AST reporters note in this report that torture is legitimized by the state.

It is argued that action should be taken to limit and ultimately end this dire situation. AST reporters, who have determined that government officials motivate torturers to commit violence with legal regulations and their statements, underline that the words of Mehmet Metiner, Chairman of the Parliamentary (TBMM) Sub-Commission on Prison “We will not investigate the allegations of torture” are an indication of this attitude. It is also a striking example of the impunity awarded to torturers and the actions of the AKP (Justice and Development Party, Turkish Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), also called AK Party) government to protect them.

Chief constable Oktay Kapsız, who tortured and killed a suspect named Murat Konus under custody was sentenced to life imprisonment by the Istanbul 2nd Criminal Court on July 9th, 2019 for ‘killing by torture’; he has not been arrested and is still continuing his duties at the Muğla Marmaris District Police Department. It is scandalous that, in addition to Kapsız, three more police officers, despite having received the same punishment for torture and murder, have not only continued their duties, but have also evaded disciplinary punishments, and were sent off by high-level officials of the state to their new positions accompanied by farewell dinners and plaques of appreciation. This report reveals how torturers, who were investigated or prosecuted for similar actions, were rewarded with impunity and even promotions, and how continued their duties.

The insensitive attitude of government officials in regards to human rights violations is naturally cited as the reason for the increase in torture in security agencies as well as the reason for torturers to commit violence in such an audacious manner. Hacı Murat Dinçer, former director of Anti-Terrorism Department (TEM) of Şırnak, is also cited as an example. Dinçer ordered police officers under his command to have Hacı Lokman Birlik, who was captured with serious injuries, be tied to the back of an armored police vehicle and dragged around in the district. Dincer, who ordered the horrific death of Birlik, received a plaque of success from AKP leader and Turkish President Recep Tayyip Erdogan. He later became a candidate to be a deputy for the AKP. Despite the complaints filed against Dincer by the Birlik family, no legal action was taken against Dinçer.

This report also includes the names of some torturers which were not revealed previously. Especially after the coup attempt on July 15, 2016, the identities of individuals who have tortured officers and non-commissioned officers are being exposed. It is reported here that the individual who brutally tortured General Akın Öztürk is now TEM (Anti-Terror Office) Branch Deputy Chief Elif Sümercan. It is also revealed that Sümercan was later promoted and finally became the Head of Department at the Ministry of Culture.

AST reporters are creating a roster of names to add to their large-scale investigation in documenting names of torturers. Names that have been identified are classified according to the torturers’ places of duty, victim profiles, and the length of their prosecution processes. The list will be supplemented by future reports’ findings. The list does not only contain names of security guards according to the findings of the reporters. Additionally, doctors, members of the judiciary, government officials, politicians, journalists and even civilians who participated in the torture are included in the list of names. In other words, the list also includes individuals who protect torturers, cover up their actions, praise and encourage them to commit torture, as well as those who have committed the crime of torture.

CASES

1. SÜLEYMAN SOYLU, Minister of Interior of AKP Government

Numerous criminal complaints were made against Suleyman Soylu and an investigation was opened for the crimes of “incitement to torture” and “violation of the Constitution” on the grounds that he was responsible for the crime of torture, as well as for providing instructions to police personnel under his command especially after July 15, 2016. Minister Suleyman Soylu is the number one suspect named in complaints regarding deaths and injuries resulting from torture in detention. It is also worth noting that Minister Soylu has encouraged police in his statements to use violence.

Soylu has ordered security forces participating in operations against the Kurdistan Workers’ Party (PKK) to use violence without even giving them the right to stand trial. Soylu has said about an operation that although “photos of the neutralized terrorists” are not generally shared, he would “share their pictures as a lesson”.[1] In August 31, 2016, following Soylu’s statements, footage of torture captured during military operations were released to serve as “a warning”.

Three villagers, as shown in these images were foraging for mushrooms in the Gevas district of Van when they were accused of being “terrorists”, detained and tortured in the Gevaş District Police Department. Cemal Aslan, a father of three, suffered from a broken nose and ribs and a perforated eardrum as a result of the torture he was subjected to. The images depicting the villagers were posted on social media by security forces. The villagers were later released when they were found innocent.[2]

The images of villagers who were denied the presumption of innocence and subjected to extrajudicial torture were exposed on social media, especially by AKP journalists who advocated for the use torture. AKP journalist Fatih Tezcan also shared the photographs; “the person who fired a rocket at the Van Gevaş Police Department was caught. You see him crying and hitting his head against the walls to die” he tweeted. After the villagers were released, Tezcan apologized saying that “it was understood that these people were not terrorists, they were innocent civilians and they were released. Servet Haznedar, the attorney of Cemal Aslan, Abdulselam Aslan, and Halil Aslan who were tortured, filed a criminal complaint against the Gevaş Chief Public Prosecutor’s Office for the crimes of “torture, insult, abuse of power and damage to property” committed against his clients.[3] When the case had been closed in Erzurum’s Regional Court of Justice, the 7th High Criminal Division in June 2020, only one police officer was tried for torture and fined only three thousand Turkish Liras. This penalty was ultimately not applied and postponed.[4]

Aykut, who was tortured, was acquitted

Abdi Aykut is one of many individuals who have been denied the presumption of innocence without even being brought before a court by AKP’s Ministry of Interior Suleyman Soylu and has been accused of committing terrorism. Abdi Aykut was among 39 individuals including two children, who were detained during a curfew declared between February 11 and March 2, 2017 in Kuruköy, Nusaybin district of Mardin. Photographs which depicted Aykut as having been badly injured and tortured circulated in the press soon after Aykut disappeared. In regards to the aforementioned event and photographs which were brought to the attention of the TBMM Parliament, Interior Minister Süleyman Soylu defended the torture Aykut was subjected to, claimed that “nothing outside the rule of law was being done” and that Aykut was hosting terrorism. Aykut, who was tried at the Mardin 3rd High Criminal Court for terrorism, was acquitted of the crime pursuant to Article 223/2 of the code of criminal procedure, as it was understood that definitive and convincing evidence that he committed the crime he was accused of could not be obtained.[5]

Following this decision, 7 other people applied to the Mardin Administrative Court on grounds of “unjust detention” and filed a lawsuit for compensation against the Ministry of Interior.

At the General Security and Fight Against Narcotics Meeting held at the Ministry of Education, Interior Minister Soylu stated that he had been instructing police officers for over a year to “do what is necessary” upon capturing drug dealers; a criminal complaint was subsequently filed against him by the Istanbul Bar Association on the grounds that he clearly incited the crime of torture with this statement.[6]

Istanbul Bar Lawyer Atilla Özen stated in the criminal complaint made to the Ankara Chief Public Prosecutor that Soylu clearly committed the crime of “provoking others to commit a crime” in Article 214/1 of the Turkish Penal Code No. 5237. According to the criminal complaint, “if police are caught up in Soylu’s provocation and commit a crime, the ‘torture crime’ in Article 94 of the Turkish Penal Code will be committed and the Minister of Internal Affairs will not only be held accountable for the crime of public incitement but also be liable for the crime of ‘instigation of torture’; he can therefore be penalized in accordance with Article 214/3 of the Criminal Code.

Gaziantep Bar Association President Bektaş Şarklı, who was beaten and injured by the Antalya Bar Association President Polat Balkan and police, also filed a complaint with the Ankara Chief Public Prosecutor’s Office regarding the Interior Minister Süleyman Soylu, Ankara Governor Vasip Şahin, Ankara Police Director Servet Yılmaz and law enforcement officers on grounds of “intentionally wounding”, “depriving a person of his liberty, torture and ill-treatment”. Upon Soylu’s instructions, the presidents of the bar association were prevented from entering Ankara and Şarklı was injured.[7] Furthermore, the “Saturday Mothers” platform created to locate missing relatives who disappeared in custody as well as the IHD (Human Rights Association) have filed a complaint against Süleyman Soylu on the grounds that he committed the crime of torture.[8] Groups searching for their missing relatives were holding demonstrations and press releases within the scope of their constitutional rights when they were met with excessive force by the police and battered.

2. HAKAN FIDAN, MIT (the National Intelligence Organization) Undersecretary

In previous reports, AST reporters have included testimonies of victims who were abducted by MIT and tortured for months in illegal interrogations. In addition to providing descriptions of their torturers, the victims have also prepared complaints against Undersecretary Hakan Fidan who was responsible for the officers committing the torture, to be filed with international courts on torture charges.[9]

3. MEHMET METİNER, Chairman of the Parliamentary (TBMM) Sub-Commission on Prison of the period

AKP’s Mehmet Metiner has made a dire statement about the increasing allegations of torture and ill-treatment, especially after July 15, 2016, and has reflected the government’s grave attitude towards human rights. President of the TBMM Prison Sub-Committee, Metiner stated that government officials would not visit members of the Hizmet Movement in prison nor investigate the allegations of torture and ill-treatment in prison made by these individuals.[10]

Metiner has also stated that “no one should attempt to use FETO terrorists as political propaganda. They are not victims, but victimizers”. However, the purpose of the commission is to examine conditions of prisoners regardless of their religion, language, race, political opinion, social status, and crimes. Metiner’s statement has been condemned by opposition parties.

4. ALİ BAŞTÜRK, Deputy General Director of Police

In the letter of instructions classified and distributed as “Confidential” to all units in 81 provinces bearing the signature of Ali Baştürk, the Chief Civil Inspector of the General Directorate of Security and the Deputy General Director of the Police, it is stated that Council of Europe’s Committee for the Prevention of Torture and Maltreatment (CPT) can make spontaneous visits and that in order to conceal the ill-treatment of prisoners, it is asked that detention facilities be prepared in advance and made suitable for such visits.[11]

In the instruction letter, the statements made by international institutions and organizations regarding operations following the coup attempt as well as news published by international media were also referenced. The instructions provided by Basturk labeled “Confidential” are as follows:

At the “Coordination Meeting” held at the Ministry of Foreign Affairs on 8/25/2016, the European Committee for the Prevention of Torture will pay a visit to our country between 8/28 and 6/9/2016 and during their visit, the Committee can make spontaneous visits to any detention center throughout our country.

In this context, I kindly request that detention facilities be used as infrequently as possible, current legal and international standards in detention procedures be followed, and arrangements to make all detention units suitable for the mentioned visits be made”.

5. EŞREF AKTAŞ, Trabzon Public Prosecutor

As a result of decree number 667 issued by the government after July 15, 2016, all kinds of crimes committed under the pretext of protecting the state were left unpunished. The decree has been interpreted by some members of the judiciary as an obstacle to the prosecution of torturers; torture cases in various provinces of Turkey were denied and complaints of torture victims disregarded as a result of the decree laws.

Abdullah B., who was arrested within the scope of the investigation against the Hizmet Movement in Trabzon, complained to the Trabzon Chief Prosecutor’s Office, citing that he was beaten, mistreated and threatened after being detained along with his pregnant wife.

Prosecutor Eşref Aktaş ruled that “there is no room for prosecution” in this case by referring to “Article 9 of the Decree Law No. 667” issued by the government. [12]

Prosecutor Aktaş also ruled that police officers do not have criminal responsibilities due to the nature of their duties and cannot be prosecuted as per the Decree Law. The decision, which meant that the crime of torture would not be punished, was found “grave” by independent lawyers. Aktaş’ decision which covered up the crime of torture also emboldened the police officers who tortured Abdullah B.

6. OKTAY KAPSIZ, Chief Superintendent

An example of a case in which impunity and the protection of the state is granted to torturers in Turkey is the Chief Superintendent Oktay Kapsiz case.[13] Oktay Kapsız, who was found to have killed a suspect named Murat Konus in custody by torture in the Istanbul Public Security Branch detention center was sentenced to life imprisonment by a court decision; he was, however, not arrested and resumed his duties.

The accused police officer Oktay Kapsız, who served as a commissioner in Beşiktaş, Istanbul around the time of Murat Konus’ death, rose to higher ranks in the following years. Kapsız, who was serving as the Hakkari Çukurca Chief Superintendenton July 9, 2019, when the case was concluded, was sentenced to life imprisonment by the Istanbul 2nd High Criminal Court, but was appointed to the Muğla Police Department in November after 4 months after the court decision. Kapsiz who had killed a man by torture and received a life-sentence was sent off to his new place of duty with a state ceremony.[14] He was even presented a plaque of appreciation by Çukurca District Governor Murat Öztürk and hosted at dinner by the mayor and some commanders.

Sentenced to life imprisonment for torture but still on duty

Murat Konus was among 29 individuals taken into custody in 2010 for the theft of $1.2 in Laleli, Istanbul. Approximately 3 hours after being detained, Konus was taken from the police station to a hospital in a blanket. He died in the hospital an hour later. In an autopsy report, it was determined that Konus was killed as a result of the torture he suffered in custody. The report stated that his death was caused by heavy blows he had received on his head. Following the report, lawsuits were filed against 7 police officers. The police, who were detained for a short time, were later released. On the 9th year of the trial, 4 police officers were found guilty by the Istanbul 2nd High Criminal Court on July 9, 2019. Police officers Oktay Kapsız, Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk and Abdülcelil Karadağ were sentenced to life imprisonment for “causing death by torture”. The sentence was ultimately reduced and converted to life imprisonment. The court, which sentenced the defendants to life imprisonment, did not issue a warrant for the officers’ arrest. Local courts in Turkey, under normal circumstances and in accordance with the Supreme Court’s decision may decide against arresting defendants during trial if the defendants are charged with petty crimes and sentenced to 2-3 years in prison. However, it is unacceptable for a defendant who is charged with torture-the greatest crime against humanity-and sentenced to life imprisonment to be tried without arrest.

In order for these police officers to go back to prison, the case of death by torture, which was concluded 10 years ago, must be approved by the Supreme Court.

The lawyer of the Konus family, Nuri Köse, has reacted to the decision as follows: “Although it was confirmed by camera recordings, witness statements and forensic reports that Murat Konus died as a result of the torture he was subjected to at the hands of police officers, the trial was unfortunately not finalized for years and the decision was only reached on July 9, 2019. Despite the fact that the crime was established, doubts regarding the fairness of the duration of the trial process and decision are raised when one takes into account that a decision could not be reached for years, discretionary reductions were applied to the four defendants’ life sentences, the defendants who did not attend the hearing and were sure to escape due to the life imprisonment sentence they received did not face arrest until the case was concluded and the failure of authorities to take action against those who have attempted to conceal the crime of torture in custody”.

Not even disciplinary action was taken against the 4 torturers. Following the court decision, the Istanbul Police Department announced that the police officers could not be administered disciplinary punishments due to the statute of limitations.[15] The three other police officers who were sentenced to life imprisonment also resumed their duties.

7. MUHSİN TÜRKEŞ, Police Officer/Constable – AHMET GÜRBÜZ, Public Prosecutor

Eyüp Birinci, a teacher, was arrested on July 24, 2016 by the Antalya Anti-Smuggling and Organized Crime (KOM) Branch Directorate police. On July 29, he was operated on and his family was not informed. His family found out on the 2nd of August that Birinci was staying at the Atatürk Hospital in room 401. During a hospital visit, Eyüp Birinci told his family that he had been soaked, and beaten naked for a week.[16] The family filed a complaint with the prosecutor’s office against the police officers in Antalya Police Station who tortured Birinci. However, Prosecutor Ahmet Gürbüz did not process this petition for twenty-four days. As a result, Birinci’s family claim that the torture sessions continued after Birinci’s release from the hospital. Eyüp Birinci, who was tortured for about a month in custody, suffered from tears in his intestines as a result of objects being inserted into his anus and received treatment at the hospital, was finally brought to the office of prosecutor Ahmet Gürbüz on August 24. In his statement, Eyüp Birinci told the prosecutor that he was blindfolded by the police, stripped naked, drenched with water, hit in his face, under his feet, on his stomach, had his privates crushed, and was beaten with a truncheon. Birinci stated that the doctor who performed a health check on him when he was detained ignored the injuries he found on Birinci’s body and claimed they were “simple, not serious”; Birinci also stated that after fainting during an interrogation in the following days, he was taken to the hospital and operated on upon being diagnosed with internal bleeding.[17]

Prosecutor Gürbüz, not only neglected to investigate the allegations of torture and attempted to cover them up, but also arrested Birinci. Birinci, who released a statement from prison through his family, emphasized that a police officer named Muhsin Türkeş and other officers whose name he did not know tortured him.

In an interview she gave to a news website, Eyüp Birinci’s wife explained the details of the torture as follows:[iii] “They struck him in the face with a thick newspaper roll. They put their batons inside his mouth and turned it around in his mouth until he was out of breath. They slapped his face until he turned fire red and he bled. Despite being out of breath, police officer Muhsin Türkeş and others said to him that they would make him regret being alive and constantly threatened him with either talking or dying. They had him kneel and asked him what he was doing in Antalya. They hit his thighs and stepped on his kneecaps until he shouted in agony. They hit the bottom of his feet with their batons and his feet swelled up with water. They threatened to pull out his nails. They crushed his privates. They threatened to bring his wife and 9 year old daughter there, strip and assault them in front of Birinci and take his wife and daughter to a brothel afterwards.

8. HALİL İBRAHİM DİLEK, Provincial Police Chief Assistant Responsible for TEM – BERAT GÜNÇİÇEK, TEM Section Chief Assistant

Superintendent Süleyman Akçin was detained by Mersin Anti-Terrorism (TEM) units within the scope of the Hizmet Movement investigation and was arrested on July 20, 2016. Akçin, who is held in Tarsus Prison, announced that he was tortured during the two-day detention period. He spoke of his experiences during his defense at the first hearing held at Mersin 7th High Criminal Court on June 20, 2017. [19]

Akçin, who was tortured with the strappado, reports that he was subjected to hours of physical and psychological pressure, torture, and that his calves were battered with a baton. Akçin also spoke about other tortured individuals during his defense: “Hasan Basri Dağdelen, a director was also brought into the same room I was held in with blood on his hand, mouth, face and his clothes. They tortured Hasan Basri the same way they tortured me. While the torture was taking place, Halil Ibrahim Dilek, Provincial Police Chief responsible for TEM and Berat Guncicek, TEM Section Chief Assistant were also there. They forced me to sign some documents. They prevented me from meeting with a lawyer. I was constantly deprived of sleep. A bloody shirt, which I later learned belonged to Hasan Basri, was kept on the ground for days in jail. There were ladies and even a female judge in the ward adjacent to ours in the detention center”.

9. YASİN DEMİR, Former Kırıkkale TEM Section Chief

Some of 48 suspects who were tried at the hearing held at Kırıkkale High Criminal Court on February 16, 2017, spoke about the heavy pressure and torture they suffered from at the hands of police officers and especially the Director of TEM division chief, Yasin Demir.[20]  Apart from Yasin Demir, the torture victims could only provide the descriptions of some police officers who tortured them. The statements made by lecturer, MD Erdem Ayyıldız as he wept were recorded in the official reports as follows: “I was tortured in custody for 13 days. I was alone for a week of the torture. I was unable to go outside as a result. They gave me an unforgettable scar. I did not plead guilty. Suddenly, someone from the interrogation room slipped behind me and put my shirt over my face and dragged me to the bathroom. In the bathroom they stripped me naked, washed me with a garden hose, I was blindfolded with my undershirt; they washed me with ice cold water as they laughed at me. They found liquid soap and a baton and shoved the baton into my anus. At that moment, I told them ‘okay whatever you ask, I accept’ and when I said that, they stopped torturing me.”

Harun Özdemir, one of the individuals also on trial, spoke about the torture he had suffered. The following statements were included in the court records: “I was blindfolded and they said to me ‘you are going to talk’. They blindfolded me and took me to the bathroom. I’m ashamed to speak of this. They treated me inhumanely, insulted me, forcibly took off my clothes, and continued to insult me when I refused to take off my clothes. They soaked my body with cold water, while I was naked and blindfolded. They assaulted me with their truncheons. Then someone started to crush my testicles. The pain was so unbearable that my vision darkened, I thought I was going to die. ”

“I wish they had killed me”

Director of school Hasan Kobalay explained the details of the torture he was subjected to during a trial. The hearing records include the following statements: “I was detained in Aydın Nazilli on October 31, 2016. I asked the police why I was detained, they said nothing and asked me my profession. They instructed me to take down my pants, I did and they told me that they would take very special care of me. My eyes were blindfolded and my hands were cuffed. I was taken out of that room and taken to a room across a bathroom. It was around 5:30 pm, when I got there; they had just taken off my pants first, but when I got there they took off everything, including my underwear. I said ‘please don’t do this’. I shouted as my eyes were blindfolded, and my hands handcuffed; I couldn’t make a sound, my mouth was tied with a cloth, and I was taken to the bathroom, naked. Cold water was sprayed all over my body. My genitals were targeted. It still hurts. I would like to receive treatment because my testicles still hurt. They played with all parts of my body and also did something to my anus, but I don’t know what. I wish they had killed me instead of doing these things. I stayed there for an hour, and then they told me that they would bring my wife here and do the same things to her. I collapsed, (the defendant began to weep as he continued his testimony) because my wife and three children are my world. They then took me to a room and explained to me what I had to do. When I got to the hospital, I was trembling and tried to explain what had happened to the doctor but the police with me did not let me speak. The second time I went to the doctor, I told him that I was tortured. He told me that he couldn’t see indications of torture on my face and just gave me an injection. Words like torture, threat, anguish fail to describe my experiences. I am ashamed to be human (the defendant continued to cry as he gave these statements). ”

Yasin Demir, who was accused by many defendants to have committed tortured in the Kırıkkale Police Department and filed complaints against him, was assigned to the UN Police Mission in Sudan on April 21, 2017.

10. GÖKHAN KARAGÖZ and OKAN ÇAKIROĞLU– Zonguldak General Directorate of Police

The suspects on trial at the hearing of the Zonguldak 2nd High Criminal Court on October 5, 2017 spoke about the tortures they suffered. According to the statements in the hearing records, Kubilay G. who stated that he was subjected to inhumane treatment claimed that he slept on the concrete with nothing but blankets for 14 days. His defense statement is as follows: “I have rheumatism, but my medication was not given to me. My request for injections to relieve my pain was denied. We were not taken to our daily health checks like we were supposed to. We were overwhelmed by the heat and stuffiness. We endured psychological torture. I wrote petitions to request camera recordings of the detention center and made an individual application to the Constitutional Court”.

The following statements within teacher T.A.’s defense were also included in court records; “Even though my hands were cuffed, they blindfolded and tortured me. They punched me in the face. They said they would kill me and bury me in a traitor’s grave. They said that my wife would be tortured the same way. I lost my consciousness and when I opened my eyes, I was tied to a handcuffed stretcher in a room at Bülent Ecevit Training and Research Hospital. I wasn’t able to turn to my right or left. After staying in the hospital until the morning, they took me back into custody. I was tortured in custody for 28 days. I did not receive any records of my treatment in the hospital”. One of the defendants Ö.K. explained that they were beaten and forced to sign statements. The suspects on trial named Zonguldak Provincial Police Commissioner Assistant Gökhan Karagöz and Okan Çakıroğlu among the police officers who tortured them. They explained that these individuals often told them that the severity of the torture they were subjected to would increase if the information they requested was not given to them. The victims were only able to provide descriptions of other police officers who tortured them.

11. TAHİR DARBAZOĞLU, Ankara Provincial Superintendent

Suspects tried at the Ankara 17th High Criminal Court on 11/20/ 2017 explained the torture inflicted on them in detail; their statements which were recorded in court documents identified Tahir Darbazoğlu, the police chief of Ankara Provincial Security Directorate TEM Branch as one of the police officers who took part in the torture. Court records also mention that Darbazoğlu, who was identified separately by 11 suspects held in a gymnasium in Beştepe and a tent in the Sincan Prison campus, introduced himself to victims as the angel of death, participated in the torture himself, gave torture orders and threatened other police officers to torture them. [21] According to the victims’ statements, Darbazoğlu not only ordered officers to torture victims for days, but also took part in the torture himself. He was accused of beatings that resulted in severe injuries, stripping victims and assaulting them, starving victims for days, leaving them in stressful positions for long hours, not allowing victims to relieve themselves, and electrocuting them. Along with Major Emrah Ilgaz and Captain Sadık Kazancı, who were tortured in custody, 16 other victims complained about Darbazoğlu.

12. ELİF SÜMERCAN, Ankara TEM Superintendent´s Assistant

Former Air Force Commander and member of the Supreme Military Council, General Akin Öztürk was among the most severely tortured in custody after July 15. Eyewitnesses who were in custody at the time provided descriptions of the torture Öztürk endured in detail to the media; photographs of Ozturk depicting his injuries and cut-off ear were broadcast on the state’s official news ag ency Anadolu Agency and the official television channel TRT.[22] It was reported that senior officers, including Akın Öztürk, were beaten naked for hours and severely tortured. It was announced that one of the officers who had tortured Ozturk for hours was a female police officer named “Elif” whose name was only revealed to victims when a colleague of the female officer told her “Enough, Elif”. According to AST reporters’ findings, the identity of the police officer Elif, who signed two separate dispatch reports on the dates when Akın Öztürk was tortured, has been revealed.[23] Two reports sent to the Crime Scene Investigation Branch Directorate regarding suspects referred on the day of the events were inclu ded in the case file. It was determined that the person identified as Elif was the torturer TEM branch police officer, Elif Sümercan.

It is reported that Sümercan was later promoted and finally appointed as the Head of Department at the Ministry of Cult ure. Surprising information about Elif Sümercan, who was reported to hav e committed torture has been revealed. Her husband, Mustafa Murat Sümercan, was among the police officers who battered civilians during President Recep Tayyip Erdogan’s eventful US visit; he was added to a wanted list by the US authorities who issued a warrant for his arrest. [24]

Another individual discovered to have tortured Akın Öztürk is a police officer who introduced himself as Hakan Öztunç. Captain Ha kan Güler has expressed in his court statement when he was tried on 1/2/2018 that he wished to relay an event he had witnessed in TEM: “A police officer named Hakan Öztunç who was yelling out his name tortured General Öztürk and cut off Öztürk’s ear”. [25]

13. HACI MURAT DİNÇER, Former Police Commissioner of  Counter-terrorism(TEM) Branch of Şırnak Police Department

It was determined that  former TEM director of Şırnak, Hacı Murat Dinçer ordered the police officers under his command to tie badly injured Hacı Lokman Birlik to the back of a police armored vehicle and drag him into the district. [26] The Peoples’ Democratic Party (HDP) Şırnak Deputy Leyla Birlik, made a statement regarding the conversations held on police scanners and evidence which emerged after complaints were made regarding Dincer; she stated that the individual who ordered police officers to kill Hacı Lokman Birlik by tying his body to the back of an armored vehicle and dragging it was identified as Hacı Murat Dinçer, the TEM Branch Manager in Şırnak. The Peoples’ Democratic Party (HDP) also filed a complaint against the 6 police officers involved in the torture as well as the former Minister of Internal Affairs Selami Altınok, the former Governor of Şırnak Ali İhsan Su and former Şırnak Police Chief Celal Sel. Lawyers representing Birlik’s family, filed a complaint against the police officers who killed him by torture and dragged his body on the back of a vehicle on the grounds that they committed the crimes of “killing deliberately”, “insulting the memory of a person” and “abuse of power”. Complaints were also filed against officers who witnessed the incident on grounds that they did not report the crimes being committed against Birlik. In a report prepared by Turkey’s Human Rights Association, it was stated that Birlik who was wounded before being tied to the police vehicle later died as a result of the injuries he sustained. Murat Dincer, who was responsible for the death of Birlik, was one of the 10 police officers who received a plaque for their success on April 7, 2016 from President and AKP leader Recep Tayyip Erdogan. After retiring in 2018, Dinçer became a candidate for an AKP deputy.

14. EKREM GÖNÜL,  Deputy Director of Security Branch of Ankara Provincial Police Department

A 77-year old retired judge formerly employed by the Court of Accounts was beaten and tortured by Ekrem Gönül, Deputy Director of the Security Branch of Ankara’s Police Department, during demonstrations held on Labor Day on May 1, 2018. [27] In the report prepared by Human Rights Foundation of Turkey (TIHV), it was emphasized that the actions of police constituted an undignified mistreatment of the victim. Gönül, whose arrest warrant was issued by the Ankara 14th Criminal Court of First Instance, was fined three thousand Turkish Liras and resumed his duties.

15. MAHMUT ÇAÇA, Deputy Director of Tarsus T Type Closed Women’s Prison

Incidents of torture in Mersin Tarsus District Women’s Prison were brought to the attention of the Turkish Grand National Assembly by HDP Ağrı Deputy Dilan Dirayet Taşdemir. In his statement, Taşdemir claimed that, “Information obtained from lawyers reveals that 56 female inmates were being dragged by their hair and beaten, threatened with rape and subjected to sexual violence”. It was determined that Mahmut Çaça, the director of Tarsus Prison, who took part in the torture of inmates was also a director of Diyarbakır Prison in 1996 where 11 political inmates had died and 24 more had been injured.[28] It was also discovered that Enis Yavuz Yıldırım, General Manager of Prisons and Detention Houses covered up the torture allegations and failed to take any action

In a report by the Human Rights Association (IHD) on human rights violation in Tarsus Closed Prison for Women, the torture experienced by prisoners Evin Şahin, Fadime Demir, Selvi Yılan, Yıldız Gemicioğlu and Helin Kaya were explained in detail. IHD filed a complaint against the torturers and demanded that the officials be punished.[29]

16. VOLKAN AKKUŞ and ÖZGÜR KUTLU, Manisa Prison Guards

Ercivan Özcan, 57, who was arrested and placed in Manisa Prison, was battered by guards while also battling with pneumonia; his left arm was torn from shoulder to elbow. Özcan was refused treatment and was not sent to the hospital after his arm was broken.[30] He lost consciousness in the ward. A few hours later, his arm began to swell and turn black. Özcan was then transferred to Manisa State Hospital after the doctors in the ward insisted that he receive proper treatment. Despite facing pressure from the prison administration, Özcan filed a lawsuit after he was discharged and returned to prison. In the light of evidence and reports, the court found the two guards guilty on May 13, 2019. Guards Volkan Akkuş and Özgür Kutlu, who tortured Ozcan, were sentenced to 5 years in prison each.

According to the forensic report of Manisa Public Hospital, Özcan had multiple fractures in his arm between his shoulder and elbow; due to the assault, Ozcan was also left with severe and lifelong damage to his arm which would affect his vital functions. Özcan, whose lungs were in bad condition due to pneumonia, could not be operated on so as not to risk any further complications to his health. He had to have blood drawn from his arm everyday before was operated on 8 days later.

17. ZEKAİ AKSAKALLI, General Staff Special Forces Commander (ÖKK)

Witnesses, who were heard at the Ankara 14th High Criminal Court claimed that they had witnessed Zekai Aksakallı torture soldiers. Witness Petty Officer Senior Sergeant Ömer Özdemir told what he saw at the headquarters as follows: “There were people tied up with bags over their heads. I heard Zekai Aksakallı cursing at Ümit Bak. I saw that Zekai Pasha kicked another individual and as he was taken away, I saw that he punched Volkan Vural Bal. I saw that one of our lieutenant colonels was electrocuted”. When Sezgin Güney, one of the defendants, asked questions regarding the allegations of torture, an argument erupted at court. Court President Bayram Kantık who claimed that the questions were irrelevant to the subject of the case prevented the detained defendants from speaking.

Chief of General Staff Protocol, Lieutenant Kübra Yavuz, who testified as a witness in the case tried at Ankara 24th High Criminal Court on April 18, 2018 claimed that she was tortured by Special Forces Commander Major General Zekai Aksakallı and Major General İrfan Özsert from Land Forces Command. “I didn’t think I could survive as a woman. 10 days later, a statement was extracted from me under the threat of death by Zekai Aksakallı and İrfan Özsert at the General Staff Headquarters. I was subjected to death threats and violence for 2 days at the General Staff range. Inside the General Staff range, we were starved for 2 days, electrocuted, beaten, as our hands were tied and eyes blindfolded. While going to the toilet, male staff kept the door open and supervised us. We were moved every 2 hours to give statements and were told “This is insufficient, say more”. I saw those being tortured as I went back and forth. The people who took my statement had blood on their clothes. I gave my statement under these conditions. ”

Pilot Major Mehmet Sağlam who was being tried at the Ankara 13th High Criminal Court filed a complaint against Special Forces Commander Major General Zekai Aksakallı and Special Air Regiment Commander Colonel Ümit Tatan who had ordered him to be tortured for two days. Major Hüseyin Çakıroğlu, who claimed that he had been tortured, also complained about Aksakallı and Tatan during the same trial.

18. CEM KARACA, President of the Court – FATİH KARAKUŞ, Deputy Attorney General

In a case where 24 detained defendants were tried at Istanbul 14th High Criminal Court on the Silivri Prison campus, the chief justice presiding over the case did not record the statements of defendants who claimed they were tortured.[31] The prosecutor also prevented these detainees from speaking.[32] When Staff Colonel Sadık Cebeci of the 47th Motorized Infantry Regiment Commander alleged that he was tortured during his detention, Chief Justice Cem Karaca interrupted him. Judge Karaca warned Colonel Cebeci not to speak about the torture so as to prevent Cebeci’s torture allegations from being recorded in court documents. When Cebeci continued his defense, Judge Karaca interrupted again and said “We are not prosecuting the police who tortured you here. These issues are irrelevant to your defense. Skip those parts in your statement, and only respond to the allegations against you”. Deputy prosecuting attorney Fatih Karakuş also stepped in to prevent Colonel Cebeci from speaking of the torture he had been subjected to. “If you think that this case will be appealed by the ECHR by claiming that you gave a statement under torture, you are mistaken,” he said.

19. CEM KÜÇÜK, FUAT UĞUR – Journalists

Journalists Cem Küçük and Fuat Uğur, known for their close affiliation with the government, argued on the program ‘Media Critic’ they co-hosted on the TGRT television channel that execution and torture methods should be implemented to compel those on trial in regards to the July 15 coup attempt investigation to ‘talk’.[33] Cem Küçük said: “Let’s say 17/25 and they do the same thing to Israel. It could happen. Every day, we would hear about 15-20 deaths attributed to traffic accidents, suicide, mass suicide, drug abuse, and excessive alcohol consumption. They would find many justifications. Here, too, we shouldn’t pity them and must consider all methods. We have captured a few essential FETO members. Ali Fuat Yılmazer, Mehmet Partigöç, Alaaddin Kaya. You need to get them to talk. They know a lot of things. There are other methods to make them talk. Shake them upside down the window. ” [34]

Following these statements, Diyarbakır Bar Association filed a complaint with the Chief Public Prosecutor’s Office against Cem Küçük and Fuat Uğur on grounds that they openly called for torture. It was argued that the journalists committed the crime of “incitement to commit and praise a crime” and should be sentenced to prison for up to 5 years. Aydın Özdemir, a member of the Human Rights Commission of the Bar, said in reference to Küçük and Uğur, that “the crime of torture was publicly legitimized, and by specifying methods of torture, torturous acts targeting detained suspects were suggested. Torture is a crime that can never be justified. In international law as well as our domestic laws, it is a crime that cannot be committed even under a national state of emergency.

20. EMRE SOYLU, Consultant from MHP

Emre Soylu, advisor of MHP Mersin Deputy Olcay Kilavuz, published photos depicting M.E.C. being tortured by police; M.E.C. was detained after being accused of murdering a police officer in Diyarbakır’s Bağlar district. Soylu praised the torture on his social media account and wrote, “M.E.C., the traitor who martyred our hero, police officer, AtakanArslan is in the compassionate hands of the Diyarbakır Police”.[35]

The Diyarbakır Branch of the Lawyers Association for Freedom (ÖHD) filed a criminal complaint against Soylu at the Diyarbakır Chief Public Prosecutor’s Office. ÖHD requested that counselor Emre Soylu be prosecuted on charges of “incitement to commit a crime”, “failure to report a crime” and “attempts to influence a fair trial”. The investigation continues to this day.

21. ALİ TÜRKŞEN, ERME ONAT, Retired Underwater Offence Commander (Turkish Armed Forces)

Major Tahsin İşlekel and Petty Officer Metin Bircan, who were tried at the Istanbul 23rd High Criminal Court, made complaints against retired colonel Ali Türkşen, retired Major Erme Onat and Petty Officer Bülent Kuru at the Beykoz Underwater Offence Commander (SAT) explaining that they had been subjected to torture.[36] Navy Major Tahsin İşlekel’s statement which has been recorded in court minutes includes the following: “Around 07:00 in the morning, Colonel Turhan entered. Addressing me, he said, “Admit everything, friends, or a professional crew waiting here will detect your weaknesses and make you talk by either hurting you or harming your family.” I was stunned by what I heard and couldn’t say anything. The crew came in from behind. The crew which included retired colonel Ali Türkşen, retired Major Erme Onat and a non-commissioned officer whose nam e I later found out was Bülent Kuru entered the room. They took the NCO to another room. Without asking me anything, they started hitting me. When they first entered, Ali Türkşen hit me first and then asked others’ permission to remove the rank insignia from my uniform. “It is more appropriate for us to talk this way,” he said. Then they gave me a blank sheet of paper. They said, “We will come back in 5 minutes, you will write down who was there, if not, we will harass your family.

Colonel Ali Türkşen came in with a knife this time. Erme Onat also had a knife in his hand. He pressed it against my neck. Ali cut my hand with a knife. I tried to free myself of the knife pressed against my neck. They went in and out a few more times and repeated these steps. Ali Türkşen came back in with a curly-haired petty officer who I thought was retired. He called me from where I was sitting at the table. He said to “kneel in the center of the room.” The NCO tied my hands and feet. They laid me face down with my hands and feet tied behind my back. They tied my arms and legs together so that when I moved my arms and legs, both hurt. My face was on the ground. “‘He cannot go to the bathroom like this either’ they said, ‘let him soil himself’” The morning of July 17, at 07:00, they tied our mouths and blindfolded us. They hit our heads against the walls as they took us to the guardhouse. They said they were waiting for the prosecutor to arrive there. We waited there for about 2 hours. Police came to the guardhouse. They untied my blindfold. They took me to the Beykoz district police headquarters. Here, too, we were beaten by the special operations police. After 2-3 days, I was transferred to the Çağlayan Courthouse and arrested “.

22. LEVENT BAHADIR, Lieutenant – ALPER KORKMAZ, Superintendent

In the 55-page statement he gave at a hearing held on January 7, 2020, Underwater Offence Commander (SAT) Murat Fırat who had been arrested, described the inhumane treatment he received after he was detained.[37] Fırat, who was detained on July 15, stated that defendants of cases such as Sledgehammer and Ergenekon, who had returned to their duties at the time as well as retired soldiers personally participated in the tortures. Fırat explained in detail that he had been tortured at the Underwater Offence Command on July 17, 2016, at the Beykoz District Police Department on July 17-18, at the Istanbul Police Department on July 18-20, and at the Silivri Prison on July 21. Fırat stated that he was unaware of the coup attempt; he stated that upon orders received on July 15 which indicated the possibility of a terrorist attack, they were taken to Akıncılar Base at night and kept watch at the base. He said that after being detained in Istanbul, a police officer nicknamed Rambo was brought in from the Beykoz Police Department to torture them and that the officer tortured him accompanied by cheers and applause. Murat Fırat’s statement included in court records is as follows; “We were taken to the Beykoz District Police Headquarters after we received a medical report from the hospital. Even though our hands were handcuffed from behind, they laid us on the ground and tortured us. Everyone who came in was cursing and kicking, spitting on me, and yelling. While this was happening, some of them were recording the torture with mobile phones. These images were shown to Mustafa Avşar, who had to come to the Underwater Offence union after having to spend the night there, by captain Levent Bahadır in charge of our unit. He was threatened that he would end up the same way if he did not testify as they wanted him to.

“They broke my nose and ribs”

Rambo was cheered on as he took out his equipment and gun, and began his work like a professional torturer. He asked for gloves because his hands were hurting a lot from hitting his victims. After putting on the gloves, he continued where he left off. He broke my nose and ribs as a result of the torture. Both of my eardrums ruptured. He made a three-inch slit in my chin. They were torturing and insulting me more than others. This was Underwater Offence commander, Admiral Turhan Ecevit’s special request. The police fulfilled Turhan Ecevit’s request.

Captain Erdal Çerçi, and non-commissioned officer Uğur Günaslan battered and insulted me at the SAT command; lieutenant Burak Çelik also battered me and Ercan Kireçtepe who is serving as the Mediterranean Region Commander insulted me. Murat Firat has claimed that “It is SAT commander Admiral Turan Ecevit, who, at the union of his command, allowed me to be tortured and insulted, threatened me with death by holding a gun to my head, and advised the police to torture me more than others.”

23. BARIŞ DEDEBAĞI, Retired Major

The torture of Muhammet Tanju Poshor, who served as the Commander of the Presidential Guard Regiment during the Abdullah Gül period, was recorded in Ankara 19th High Criminal Court.[38] Poshor described his detainment and the treatment he received as follows: “On the morning of July 16, 2016, I was arrested while preparing for surgery in the operating room. My right to treatment, which cannot be suspended even during war, was violated; I was taken into custody stark naked, beaten and cuffed and escorted out of the operating room by people I do not know despite having an open wound on my back. Barış Dedebağ, who battered many people there, including generals and myself participated in the torture. I am giving his name here and making a criminal complaint about him. I was electrocuted many times. During the times I was conscious, I started getting used to the pain I remembered, but I still haven’t gotten used to the burning smell of my own flesh for a year and a half. This smell also disturbed my torturers some of which would occasionally vomit. The official news agency of the state, Anadolu Agency, TV channel TRT and TV channels known for its close affiliation with the government have broadcasted some images of Barış Dededağ committing violent acts against officers and non-commissioned officers.[39]

CONCLUSION

Crimes of torture and mistreatment in Turkey, especially after the military coup, dated July 15, 2016 have become systematic. The AKP government has suspended laws it enacted to protect human rights within the scope of EU harmonization laws, the provisions of the Constitution and the Turkish Penal Code, the international conventions it has signed, as well as ECHR case laws. Instead of preventing the crime of torture, which is prohibited under all circumstances, including war, government officials made statements which have encouraged security units to commit violence.

Reports and studies by human rights organizations have revealed that thousands of victims of torture in Turkey have not been able to seek justice while torturers who have committed violent acts against victims have been rewarded with impunity and even promotions. Investigations are closed without adequate inspection. Lawsuits continue for years, almost encouraging torturers to continue to commit violence. An increase in the number of deaths as a result of torture in prisons and custody clearly depict the severity of the human rights violations committed in Turkey.

The AKP government should endeavor to prevent human rights violations by honoring the conditions of the Turkish Constitution, Turkish Penal Code and international conventions which it has signed. Security agencies, prisons and detention centers where systematic torture is used as a form of punishment should be inspected. Legal measures should be taken to prevent the crime of torture instead of regulations and statements which serve to encourage the crime. Lawyers should be able to meet with their clients more frequently and privately. Measures should be taken to ensure that allegations of torture are examined more carefully by doctors and that the Istanbul protocol is emplemented. Doctors must examine suspects in custody in the absence of law enforcement and prepare reports. Human rights organizations in Turkey should be afforded the means to conduct necessary inspections. Torturers and those who praise, cover up or encourage the crime of torture should be punished.

 

PEOPLE WHO ARE ACCUSED OF BEING TORTURER

TORTURER (PERPETRATOR) DUTY (ROLE) CITY INSTITUTION VICTIM JOB EXPLANATION (TORTURE) PAGE
1 Süleyman Soylu The Minister of Interior Ankara He publicly ordered the security units under his command to use violence and torture. Page 6
2 Hakan Fidan  The Underseretariat of MİT Ankara The narratives of the victims that were tortured for months at the MIT under secretariat showed that Hakan Fidan ordered the interrogation with torture. Page 8
3 Halil İbrahim Dilek Deputy Police Officer Mersin Mersin TEM Branch He tortured the detained superintendent Suleyman Akcin and other members of the police. Page 14
4 Berat Günçiçek TEM Branch Deputy Mersin Mersin TEM Branch He tortured the detained superintendent Suleyman Akcin and other members of the police. Page 14
5 Zekai Aksakallı General Staff Ankara Command Kübra Yavuz First Lieutenant Victims got starved for two days as blindfolded and tortured with electricity. Page 22
6 İrfan Özsert General Staff Ankara Command Kübra Yavuz First Lieutenant Victims got starved for two days as blindfolded and tortured with electricity. Page 23
7 Alper Korkmaz Superintendent İstanbul Beykoz District Police Department Murat Fırat Petty Officer SAT Commando Circuit superintendent Alper Korkmaz’s (ID no: 39604233842) torture of the SAT commandos was recorded in the court proceedings. Alper Korkmaz tortured SAT commandos heavily in the forest for days. Uncoverable damages occurred in the bodies of many commandos. Page 26
8 Turhan Ecevit SAT Commander Admiral İstanbul Murat Fırat Petty Officer SAT Commando He threatened Murat Firat with death by putting a gun on his head and advised the police to torture Firat extra. He explained that Turhan Ecevit instigated the torture, and the statements entered the court file. Page 27
9 Levent Bahadır SAT Lieutenant Senior Grade İstanbul Beykoz Murat Fırat Petty Officer SAT Commando He assaulted victims by showing the recordings of other victims being tortured. Page 26
10 Erdal Çerçi SAT Lieutenant Senior Grade İstanbul Beykoz Murat Fırat Petty Officer SAT Commando He tortured victims by assault. Page 27
11 Uğur Günaslan SAT First Lieutenant İstanbul Beykoz Murat Fırat He tortured victims by assault. Page 27
12 Burak Çelik SAT Petty Officer İstanbul Beykoz Murat Fırat He tortured victims by assault. Page 27
13 Barış Dedebağı Major Ankara Gym Muhammet Tanju Poshor He tortured lots of soldiers in detention. The recordings of victims being tortured were broadcasted on TV. Page 27
14 Ahmet Gürbüz Public Prosecutor Antalya Antalya Chief Public Prosecutor’s Office Eyup Birinci Teacher Eyup Birinci was heavily tortured for days. His intestines were ruptured by inserting a baton into his anus. As his bleeding increased during his detention, he was operated on in the hospital. His family was not informed. Ahmet Gürbüz covered up the petition of the family, citing that the police tortured him in custody. He did not take any action against the police and helped the torture to continue. Page 13
15 Muhsin Türkeş Police Officer Antalya KOM Branch Antalya Police Department Eyüp Birinci Teacher Police officer Muhsin Turkes inflicted severe torture on Eyup Birinci in custody. He was among the cops who tear his intestines by inserting a hard object into the anus of Birinci. Page 13
16 Volkan Vural Bal Lieutenant Senior Grade, Presidency of General Staff Ankara Presidency of General Staff Staff Sergeant Ömer Özdemir Commissioned Officer Physical assault Page 22
17 Eşref Aktaş Prosecutor Trabzon Courthouse Abdullah B. In an investigation opened upon the complaint of a tortured victim, Prosecutor Aktas decided that the police officers do not have criminal responsibilities due to decree in law and their duties, and therefore, they cannot be prosecuted. Page 11
18 Fatih Tezcan Journalist İstanbul Cemal, Abdulselam and Halil Aslan Gevaş, Villager By publishing photographs of the villagers who were tortured in the Van Gevas Police Department, he encouraged the security units, who praised the torture, to torture more. It was later understood that the tortured persons were innocent. Page 6
19 Mehmet Metiner The Politician of AKP Ankara Metiner stated that while he was the Chairman of the TBMM Prison Sub-Committee, they would not conduct investigations on the allegations of torture and ill-treatment in prisons, especially against the members of the Hizmet Movement. Page 9
20 Yasin Demir TEM Branch Manager Kırıkkale Police Headquarters Dentist Erdem Ayyıldız, Teacher Harun Özdemir, The School Minister Hasan Kobalay According to the information given by the victims, when Yasin Demir was the Director of Kirikkale TEM Branch, he tortured the suspects in custody by heavily beating, washing with pressurized cold water, and sticking truncheons in the anus. Page 15
21 Gökhan Karagöz Deputy Police Manager Zonguldak City Police Department Kubilay G. T.A. Ö.K. Police The suspects on trial at the hearing of the Zonguldak 2nd High Criminal Court on October 5, 2017, announced the names of Karagoz and Cakiroglu, who tortured them. Page 16
22 Okan Çakıroğlu Deputy Police Manager Zonguldak City Police Department Kubilay G. T.A. Ö.K. Police The suspects on trial at the hearing of the Zonguldak 2nd High Criminal Court on October 5, 2017, announced the names of Karagoz and Cakiroglu, who tortured them. Page 16
23 Tahir Darbazoğlu TEM Branch Supervisor Ankara City Police Department Major Emrah Ilgaz, along with Captain Sadik Kazanci, Pilot Lieutenant Adem Kirci, and other 16 victims made a complaint about Darbazoglu.  Page 17
24 Elif Sümercan TEM Branch Deputy Manager Ankara City Police Department Akın Öztürk and Other Commissioned Officers She inflicted severe torture on many officers in her custody, especially General Akin Ozturk. Page 17
25 Hacı Murat Dinçer TEM Manager Şırnak City Police Department Hacı Lokman Birlik and his Family Politicians Haci Murat Dinçer ordered that Haci Lokman be killed by dragging behind the armored vehicle. Page 19
26 Selami Altınok Former Interior Minister Ankara Hacı Lokman Birlik and his Family The family of Haci Lokman Birlik, who was killed by being dragged behind the armored vehicle, filed a criminal complaint about Altinok to be sued for the crime of torture. Page 19
27 Ali İhsan Su Former Sirnak Governor Şırnak Hacı Lokman Birlik and his Family The family of Haci Lokman Birlik, who was killed by being dragged behind the armored vehicle, filed a criminal complaint about Ali Ihsan Su to be sued for torture. Page 19
28 Celal Sel Former Sirnak Police Chief Şırnak City Police Department Hacı Lokman Birlik and his Family The family of Haci Lokman Birlik, who was killed by being dragged behind the armored vehicle, filed a criminal complaint about the trial of Celal Sel for the crime of torture. Page 19
29 Ekrem Gönül Security Branch Assistant Ankara City Police Department Perihan Pulat Police Officer Ekrem Gonul who battered and injured Perihan Pulat, continues his duty. In the court where Gonul sued him, only 3 thousand Turkish Lira was fined. Page 20
30 Mahmut Çaça Director of the T Type Closed Women’s Prison in Tarsus District Mersin Ministry of Justice, Prisons and Detention Houses 56 women prisoners were dragged from their hair, beaten, threatened with rape, and subjected to sexual violence. Page 20
31 Enis Yavuz Yıldırım General Manager of Prisons and Detention Houses Ankara Ministry of Justice, Prisons and Detention Houses

 

56 Convicts He has been found responsible for not taking precautions against and prison guards who tortured 56 inmates in torture and other torture in prisons in many cities of Turkey. Page 20
32 Volkan Akkuş Jailer Manisa T Type Prison Prisons and Detention Houses Ercivan Özcan Guards Volkan Akkus and Ozgur Kutlu, who tortured detained Ercivan Ozcan and smashed his left arm from shoulder to elbow, were tried and sentenced to 5 years of imprisonment for torture. They were expelled from the civil service. Page 21
33 Özgür Kutlu Jailer Manisa T Type Prison Prisons and Detention Houses Ercivan Özcan Guards Volkan Akkus and Ozgur Kutlu, who tortured detained Ercivan Ozcan and smashed his left arm from shoulder to elbow, were tried and sentenced to 5 years of imprisonment for torture. They were expelled from the civil service. Page 21
34 Ümit Tatan Special Air Regiment Commander Colonel Ankara General Staff Mehmet Sağlam and Hüseyin Çakıroğlu Commissioned Officer Saglam and Cakiroglu filed a complaint in court against Umit Tatan, whom they held responsible for the torture inflicted on them. Page 23
35 Bayram Kantık 14th President of the High Criminal Court Ankara The Minister of Justice Sezgin Güney Commissioned Officer He did not allow the allegations of torture to be recorded in the minutes and did not let the detainees make any statements. Page 22
36 Cem Karaca 14th President of the High Criminal Court İstanbul The Minister of Justice Sadık Cebeci Commissioned Officer He did not let the torture of the detained defendant be recorded in the court minutes. Page 23
37 Fatih Karakuş İstanbul Attorney General İstanbul The Minister of Justice Sadık Cebeci Commissioned Officer He did not allow the detained defendant to explain that he was tortured. Page 23
38 Oktay Kapsız Marmaris District Police Department Assistant Muğla City Police Department Murat Konuş Oktay Kapsiz was sentenced to life imprisonment by the Istanbul 2nd High Criminal Court for the murder of the suspect named Murat Konus by torture while he was in custody in Istanbul. Despite the punishment, he is still on duty. Page 11
39 Ramazan Adıgüzel Istanbul Public Security Branch İstanbul City Police Department Murat Konuş The Istanbul 2nd High Criminal Court sentenced police officers Oktay Kapsiz, Ramazan Adiguzel, Murat Erturk, and Abdulcelil Karadg to life imprisonment who were sued about 10 years after the incident, on the grounds that they killed detained Murat Konus by torture. Despite this, the court board did not give an arrest warrant. The police officers continued their duties. Page 12
40 Murat Ertürk Istanbul Public Security Branch İstanbul City Police Department Murat Konuş The Istanbul 2nd High Criminal Court sentenced police officers Oktay Kapsiz, Ramazan Adiguzel, Murat Erturk, and Abdulcelil Karadg to life imprisonment who were sued about 10 years after the incident, on the grounds that they killed detained Murat Konus by torture. Despite this, the court board did not give an arrest warrant. The police officers continued their duties. Page 12
41 Abdülcelil Karadağ İstanbul Public Security Branch İstanbul City Police Department Murat Konuş The Istanbul 2nd High Criminal Court sentenced police officers Oktay Kapsiz, Ramazan Adiguzel, Murat Erturk, and Abdulcelil Karadg to life imprisonment who were sued about 10 years after the incident, on the grounds that they killed detained Murat Konus by torture. Despite this, the court board did not give an arrest warrant. The police officers continued their duties. Page 12
42 Cem Küçük Journalist İstanbul Diyarbakir Bar Association An investigation was opened against him with the charge of “praising and provoking torture.” Page 24
43 Fuat Uğur Journalist İstanbul Diyarbakir Bar Association An investigation was opened against him with the charge of “praising and provoking torture.” Page 24
44 Emre Soylu Deputy Advisor Mersin An investigation was opened against him with the charge of praising torture by sharing the photos of a suspect being tortured. Page 25
45 Ali Türkşen Retired Colonel İstanbul He tortured commissioned officers in the Beykoz Underwater Offence building. Page 25
46 Erme Onat Retired Major İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan He tortured commissioned officers in the Beykoz Underwater Offence building. Page 25
47 Bülent Kuru Retired Petty Officer İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan He tortured commissioned officers in the Beykoz Underwater Offence building. Page 25
48 Ercan Kireçtepe Rear Admiral, SAT Commander İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan He helped the acts of torture against commissioned officers in the Beykoz Underwater Offence building. Page 27

 

REFERENCES

[1] “Talimatı böyle verdi: Lime lime edin! İbret olsun diye bunların resimlerini paylaşacağız”, Milliyet, 09 Nisan 2020, https://www.milliyet.com.tr/gundem/talimati-boyle-verdi-lime-lime-edin-ibret-olsun-diye-bunlarin-resimlerini-paylasacagiz-6184695

[2] ‘Terörist’ diye işkence edilen köylüler serbest bırakıldı, Evrensel, 15 Hasiran 2017, https://www.evrensel.net/haber/323661/terorist-diye-iskence-edilen-koyluler-serbest-birakildi

[3] “Van’da işkence gören vatandaşların avukatından suç duyurusu”, Atkifhaber, 21 Haziran 2017,  http://aktifhaber.com/gundem/vanda-iskence-goren-vatandaslarin-avukatindan-suc-duyurusu-h99267.html

[4] “İşkenceye ödül gibi ‘ceza’!”, Yeniyaşam, 23 Haziran 2020, http://yeniyasamgazetesi2.com/iskenceye-odul-gibi-ceza/

[5] “Soylu’nun ‘terör destekçisi’ dediği Abdi Amca beraat etti,  Bakanlık tazminat ödeyecek”, TR724, 16 Şubat 2019, https://www.tr724.com/soylunun-teror-destekcisi-dedigi-abdi-amca-beraat-etti-bakanlik-tazminat-odeyecek/

[6] “İstanbul Barosu’dan Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu”, Sözcü, 5 Ocak 2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/istanbul-barosudan-suleyman-soylu-hakkinda-suc-duyurusu-2160988/

[7] “Baro başkanlarından Süleyman Soylu için ‘işkence’ suçlamasıyla suç duyurusu”, GazeteDuvar, 25 Haziran 2020, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/06/25/baro-baskanlarindan-suleyman-soylu-icin-iskence-suclamasiyla-suc-duyurusu

[8] “Cumartesi Anneleri ve İHD’den Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu”, Dokuz8haber, 10 Eylül 2018, https://dokuz8haber.net/gundem/cumartesi-annelerinden-suleyman-soylu-hakkinda-suc-duyurusu/

[9] AST Raportörlerinin MİT tarafından Kaçırılan A.G. Z.B. ve İ.S ile yaptığı Temmuz 2018 tarihli mülakatlar. “Türkiyede Sistematik İşkence ve Kötü Muamele”, AST, 6 November 2019, https://silencedturkey.org/turkiyede-sistematik-iskence-ve-kotu-muamele

[10] “AKP’li Metiner’den vahim sözler: İşkence’ye inceleme yok”, Cumhuriyet, 3.10.2016  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/608880/AKP_li_Metiner_den_vahim_sozler__iskenceye_inceleme_yok.html

[11] “Emniyet’ten ‘gizli’ talimat iddiası: Gözaltı birimlerini uygun hale getirin”, Agos, 09.09.2016,  http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16504/emniyet-ten-gizli-talimat-iddiasi-gozalti-birimlerini-uygun-hale-getirin

[12] “Savcı işkence suç duyurusunu KHK’ye dayanarak reddetti”, Evrensel, 16.01.2017, https://www.evrensel.net/haber/304217/savci-iskence-suc-duyurusunu-khkye-dayanarak-reddetti

[13] “İşkenceci polisler: Müebbet var tutuklama yok”, T24,11 Temmuz 2019, https://t24.com.tr/haber/iskenceci-polisler-muebbet-var-tutuklama-yok,830080

[14] “İşkenceci polise devlet töreniyle veda”, gazeteduvar, 26 Aralık 2019, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/12/26/iskenceci-polise-devlet-toreniyle-veda

[15] “İşkence yapıp öldürmüşlerdi, 4 polise disiplin cezası bile yok”, Aktif Haber, 28 Aralık 2019 http://aktifhaber.com/gundem/iskence-yapip-oldurmuslerdi-4-polise-disiplin-cezasi-bile-yok-h141111.html

[16] “Antalya Emniyeti’nde korkunç işkence”, Zaman Australia, 7 Ağustos 2016, https://zamanaustralia.com/2016/08/antalya-emniyetinde-korkunc-iskence/

[17] “KHK’lar gözaltında işkenceyi kolaylaştırdı”, Agos, 25.10.2016,  http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16827/khk-lar-gozaltinda-iskenceyi-kolaylastirdi

[18] İşkence tutanağı , Magduriyetler, 22 Ock 2017, http://magduriyetler.com/2017/01/22/iskence-tutanagi/

[19] Filistin askısından tecavüze mahkeme tutanaklarında Mersin Emniyeti işkenceleri, Bold Medya, 09.02.2019, https://boldmedya.com/2019/02/09/filistin-askisindan-tecavuze-mahkeme-tutanaklarindan-mersin-emniyeti-iskenceleri/

[20] 35 pages trial record of 3rd hearing on 16th February, 2017 of Kırıkkale Aggravated Felony Court

[21] “Police chief nicknamed ‘Angel of Death’ who ran torture sites in Turkey unmasked in court testimony”, Nordic Monitor, 20 September 2020,  https://www.nordicmonitor.com/2020/09/police-chief-nicknamed-as-angel-of-death-who-run-torture-sites-in-turkey-unmasked/

[22] “Akın Öztürk’ü çırılçıplak soyup işkence yaptılar; polisler bile dayanamadı…” TR724, 20 Temmuz 2017, https://www.tr724.com/akin-ozturku-cirilciplak-soyup-iskence-yaptilar-polisler-bile-dayanamadi-video/

[23] “Police chief nicknamed ‘Angel of Death’ who ran torture sites in Turkey unmasked in court testimony”, NordicMonitor, 20 September 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/09/police-chief-nicknamed-as-angel-of-death-who-run-torture-sites-in-turkey-unmasked/

[24] “Erdoğan’ın 12 koruması hakkında ABD’de tutuklama kararı”, T24, 15 Haziran 2017, https://t24.com.tr/haber/erdoganin-12-korumasi-hakkinda-abdde-tutuklama-karari,409219

[25] “Police in Turkey adopt ISIS tactics in torture, see women and girls as sex slaves”, Nordic Monitor, 4 August 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/08/police-in-turkey-adopted-isis-tactics-in-torture-saw-women-and-girls-as-sex-slaves/

[26] “Hacı Lokman Birlik’i katleden polislere emri veren Şırnak TEM şube müdürü”, Sendika.org, 24 Nisan 2016, https://sendika63.org/2016/04/haci-lokman-birliki-katleden-polislere-emri-veren-sirnak-tem-sube-muduru-345622/

[27] “Perihan Pulat’ı darp eden polis pişkinlikte sınır tanımadı: ‘Ayağı kayıp yere düşmüş’”, Gazete Yolculuk, 10-02-2019, https://www.gazeteyolculuk.net/perihan-pulati-darp-eden-polis-piskinlikte-sinir-tanimadi-ayagi-kayip-yere-dusmus

[28] “Tarsus Cezaevi’ndeki işkence Adalet Bakanına soruldu: ‘Kadınlar tecavüzle tehdit edildi’”, İlerihaber, 11-08-2017, https://ilerihaber.org/icerik/tarsus-cezaevindeki-iskence-adalet-bakanina-soruldu-kadinlar-tecavuzle-tehdit-edildi-74966.html

[29] “Kadın Mahpuslar Dövüldü; Koğuşta Yemek Yetmiyor, Su Çamurlu Akıyor”, Bianet, 04 Temmiz 2017, http://bianet.org/bianet/insan-haklari/188002-kadin-mahpuslar-dovuldu-kogusta-yemek-yetmiyor-su-camurlu-akiyor

[30] “OHAL’de işkenceyi belgedi, işkencecileri memuriyetten attırıp hapse mahkum ettirdi”, Bold Medya,28-11-2019,  https://www.boldmedya.com/2019/11/28/ohalde-iskenceyi-belgedi-iskencecileri-memuruyetten-attirip-hapse-mahkum-ettirdi/

[31] “FETÖ’cü albaya mahkemede tokat gibi yanıt: Bu taktik sökmez!”, Sabah,1.6.2017, https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/06/01/fetocu-albaya-mahkemede-tokat-gibi-yanit-bu-taktik-sokmez

[32] “İşkence dosyaları işkencecileri ömür boyu takip edecek”, TR724, 23 Ekim 2016, https://www.tr724.com/iskence-dosyalari-iskencecileri-omur-boyu-takip-edecek/

[33] “İşkence çağrısı yapan Cem Küçük hakkında suç duyurusu”, Gazete Karınca, 13 Aralık 2017, https://gazetekarinca.com/2017/12/iskence-cagrisi-yapan-cem-kucuk-hakkinda-suc-duyurusu/

[34] “İşkenceyi teşvik eden Cem Küçük dünya gündeminde”, TR724, 23 aralık 2019, https://www.tr724.com/iskenceyi-tesvik-eden-cem-kucuk-dunya-gundeminde/

[35] “İşkenceyi öven MHP’li danışman Emre Soylu hakkında suç duyurusu”,Evrensel, 8 Haziran 2020, https://www.evrensel.net/haber/406575/iskenceyi-oven-mhpli-danisman-emre-soylu-hakkinda-suc-duyurusu

[36] “Ahmet Nesin, işkence dosyasını açtı: ‘Daha çok özür dileyeceksin Ali Türkşen’”, Ahval, 4 Eylül 2019,  https://ahvalnews.com/tr/iskence-iddialari/ahmet-nesin-iskence-dosyasini-acti-daha-cok-ozur-dileyeceksin-ali-turksen

[37] “Navy special ops officer who helped evacuate Turks from Lebanon was brutally tortured in Turkey”, Nordic Monitor, 29. Ağustos 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/08/the-navy-seal-member-who-helped-evacuate-turks-from-lebanon-were-brutally-tortured-in-turkey/

[38] “Head of operations at NATO-led KFOR tortured in Nazi-like camp in Turkey”, Nordic Monitor, 8 September 2020,  https://www.nordicmonitor.com/2020/09/head-of-operations-at-nato-led-kfor-tortured-in-nazi-like-camp-in-turkey/

[39] “İşte Kahraman Binbaşı Barış Dedebağı’nın darbe günü çekilen yeni görüntüleri”, Dailymotion,  https://www.dailymotion.com/video/x4rp5ya

 


Widget not in any sidebars

 

Donate Now

 

Read more

TÜRKİYE’DEKİ İŞKENCECİLER

İŞKENCECİLER

İşkence suçu;

Türkiye Avrupa Konseyi’nin üyesi bir hukuk devleti olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya almayı düzenleyen 15. maddesine göre işkence yasağı OHAL’de bile askıya alınamayacak insan haklarındandır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘İşkence Yasağı’ başlığını taşıyan 3. maddesine göre ‘Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz…”

AİHM Mehmet Bilen-Türkiye davasında;

Başvuran kişinin gözaltında gördüğünü iddia ettiği kötü muamele ve baskılarla ilgili yaptığı şikayet üzerine önemli bir karar vererek Türkiye’yi mahkum etmiştir. AİHM, ne hakimlerin ne de Cumhuriyet Başsavcısının şikayetçinin hangi koşullarda ifadelerini imzaladığını dahi araştırmamasına ve şikayeti yetkili Savcılığa iletmemesine özellikle dikkat çekmiştir.

AİHM, bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında gözaltındayken bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın sorumlusu olarak hükümeti işaret etmiştir. AİHM bu davada, avukatla görüşmeksizin on sekiz gün boyunca, gözaltında tutulan başvuranın vücudunda tespit edilen yaralarla (iki bilekte yara, sol kolda ve sırtta ağrı) ilgili olarak Hükümet’in hiçbir açıklama yapmadığına da dikkat çekerek 19 Nisan 1996 tarihinde yapılan adli tıp inceleme raporunda saptanan izlerden savunmacı Hükümet’in sorumlu olduğu kanaatine varmıştır. Sonuç olarak AİHM mevcut davada başvurana yapılan muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı nitelikte olduğuna ve AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme;

Sözleşmeye göre “İşkence” terimi; bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.

Türkiye’nin de taraf olarak imzaladığı BM Sözleşmesi’nin 2. maddesinin 2. fıkrası, devletlerin işkence olaylarını önlemek icin etkili kanuni, idari, adli veya başka tedbirleri alması gerektiğine ve işkencenin hiçbir şekilde hukuka uygun hale gelemeyeceğine dair hükümdür: “Hiçbir istisnai durum, ne harp hali, ne de bir harp tehdidi, dahili siyasi istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hal, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez. Bir üst görevlinin veya bir kamu merciinin emri, işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez.”

GİRİŞ

Türkiye’de yıllardır işkence suçuna karışan kamu görevlileri devletin diğer kurumları ve hükümet yetkilileri tarafından himaye edilmekte, korunmakta ve cezasızlıkla ödüllendirilmektedir. Haklarında dava açılsa bile, görevlerine devam etmeleri hatta terfi almaları sağlanarak, farklı gerekçeler öne sürülerek hapis cezasına çarptırılmaları veya cezaevine girmeleri engellenmektedir. Birçoğu hakkındaki davalar, yargılamaları yapılamadığından yıllarca sürebilmektedir. 

Özellikle 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında belirgin bir şekilde artan işkence suçu yeniden sistematik hale dönüşmüş ve mağdurların sayısı artmıştır. Türkiye’deki insan hakları kuruluşlarının raporlarına da yansıyan işkence suçlarındaki artışa rağmen işkenceciler cezasızlıkla ödüllendirilmeye devam etmektedir. AST raportörleri, ortaya çıkan yüzlerce işkence vakasına ve yayınlanan raporlara dayanarak işkenceciler konusunda bir dizi rapor hazırlamaya karar vermiştir. Rapor, işkence mağdurlarının beyanlarından, tanık anlatımlarından ve mahkeme tutanaklarından yola çıkılarak hazırlanmıştır. Dinlenen bazı mağdurların kimlik bilgileri güvenlik gerekçesiyle gizli tutulmuştur. Bu rapor, bir dizi şeklinde tasarlanan çalışmaların ilkidir. Mağdurlarla yapılacak görüşmeler ve vakalar üzerinde yapılacak çalışmalar ile raporların sayısı çoğaltılacak eldeki veriler listelenecektir. Amaç, işkence suçunun ve işkencecilerin cezasız kalmasını önlemektir. İsmi tespit edilen işkencecilerle ilgili hukuki prosedürler takip edilerek, uluslararası mecralarda yaptırımlar için mücadele edilecektir. Türkiye, işkence suçu ve işkencecilerle yargı önünde hesaplaşma ortamını sağlayacak noktaya geldiğinde elbette mağdurların hakları daha güçlü bir şekilde savunulacaktır. Unutulmamalıdır ki işkence, insanlığa karşı işlenen en büyük suçtur ve zamanaşımı yoktur. Dolayısıyla işkencecilerin er veya geç sanık saldalyesine oturması ve hak ettikleri cezayı alması için AST mağdurlar adına mücadelesini sürdürecektir. 

ÖZET

İnsan Hakları Kuruluşu AST (Advocates of Silenced Turkey) raportörleri, hazırladıkları raporda Türkiye’de işkence suçuna karışan ve işkencecileri korumaya yönelik işlem yapan, bu suçu öven ve suça tahrik eden kişileri mercek altına alıyor. Raproda adı geçen mağdurların tamamına yakını gördükleri işkenceleri detaylı bir şekilde anlattı ve mahkeme tutanaklarına geçmesini sağladı. Buna rağmen genel olarak isimleri deşifre olan işkenceciler yargı önüne çıkarılmadı. Üzerinde durulan belgeler ve resmi açıklamalar Türkiye hükümetinin genel olarak işkence suçunu önlemeye yönelik pratikte herhangi bir işlem yapmadığını ortaya koyuyor. Aksine uluslararası komisyonların ziyaretleri sırasında işkence izlerinin ortadan kaldırılması için resmi makamlardan talimatlar yazılıyor. Raporda, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun güvenlik birimlerini şiddete, işkenceye ve lince teşvik eden açıklamaları ve bu açıklamalar neticesinde işkence görmüş ve ardından masum olduğu anlaşılmış mağdurların yaşadıklarına yer veriliyor. 

AST raportörleri işkencenin devlet eliyle meşrulaştırıldığına dikkat çekiyor. Bu vahim durumun önlenmesi için harekete geçilmesi gerektiği savunuluyor. Hükümet yetkililerinin yasal düzenlemelerle ve yaptıkları açıklamalarla işkencecileri motive ettiğine yönelik tespitlerde bulunan raportörler, dönemin TBMM Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı AKP’li Mehmet Metiner’in, “İşkence iddialarını araştırmayacağız” sözlerinin bu tavrın bir göstergesi olduğunun altını çiziyor. İşkence suçunun cezasız kalması ve AKP Hükümetinin işkencecileri korumasına yönelik eylemlerine ise çarpıcı bir örnek veriliyor. İşkence ile Oktay Kapsız isimli bir zanlıyı gözaltında öldüren ve 9 Temmuz 2019’da İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ‘işkence ile adam öldürmek’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan Emniyet Müdürü Oktay Kapsız, tutuklanmadığı gibi halen görevine Muğla Marmaris İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde devam ediyor. Kapsız ile birlikte 3 polisin daha işkence ile adam öldürmek suçundan aynı cezayı almış olmalarına rağmen görevlerine devam etmeleri, disiplin cezası bile almamaları üstelik tayin edildikleri yeni görev yerlerine devletin üst düzey görevlileri tarafından veda yemekleri düzenlenip teşekkür plaketleri verilerek uğurlanmaları skandaldır. Rapor, benzeri eylemler sonrası haklarında soruşturma ya da dava açılan işkencecilerin cezasızlıkla, hatta terfilerle nasıl ödüllendirildiklerini ve görevlerine nasıl devam ettiklerini ortaya koyuyor.

Hükümet yetkililerinin insan hakları ihlallerine karşı vurdumduymaz tavrı, doğal olarak güvenlik birimlerinde işkencenin artamasının işkencecilerin daha cesur hareket etmesinin nedeni olarak gösteriliyor. Şırnak Eski TEM müdürü Hacı Murat Dinçer de buna örnek olarak işaret ediliyor. Dinçer emrindeki polislere ağır yaralı olarak yakalanan Hacı Lokman Birlik’in polis zırhlı aracı arkasına bağlatılarak ilçe içinde sürükletilmesi talimatı verdi. Birlik’in feci şekilde öldürülmesine neden olan Dinçer, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden başarı plaketi aldı. Daha sonra da AKP’den milletvekili olmak için aday adayı oldu. Birlik ailesinin suç duyurularına ve başvurularına ragmen Dinçer hakkında herhangi bir hukuki işlem yapılmadı.

Raporda bu güne kadar adı deşifre olmamış bazı işkenceci isimlere de yer veriliyor. Özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası subay ve astsubaylara işkence yapan kişilerin kimliği deşifre ediliyor. General Akın Öztürk’e yoğun işkence yapan, artık meslektaşlarının da dayanamayıp ‘yeter artık Elif’ dedikleri kişinin TEM Şube Amir Yardımcısı Elif Sümercan olduğu bilgisi veriliyor. Sümercan’ın daha sonra terfi ettiği son olarak da Kültür Bakanlığı’nda Daire Başkanı yapıldığı açıklanıyor.   

AST raportörleri, işkenceci isimlerin belgelenmesi için başlattığı geniş çaplı araştırmasına bir isim listesi dosyası ekliyor. Tespit edilen isimler görev yerlerine, kimi ya da kimleri mağdur ettiklerine ve yargı sürecine göre sınıflandırılıyor. Liste daha sonra hazırlanacak olan raporlarla da desteklenerek büyüyecek. Raportörlerin tespitlerine göre hazırlanan listede sadece güvenlik görevlileri bulunmuyor. Bunun yanısıra doktorlar, yargı mensupları, hükümet yetkilileri, siyasetçiler, gazeteciler ve hatta işkenceye katılan sivil şahıslar da listeleniyor. Bir başka deyişle listede işkence suçunu işleyenlerin yanısıra işkencecileri koruyan, eylemlerini örtbas eden, işkence suçunu öven ve teşvik eden kişilere de yer veriliyor. 

VAKALAR

Süleyman Soylu, AKP Hükümeti İçişleri Bakanı

Süleyman Soylu, özellikle 15 Temmuz 2016 sonrası emri altındaki emniyet personeline verdiği talimatlar ve sistematik hale gelen işkence suçunun sorumlusu olduğu gerekçesiyle hakkında çok sayıda ‘işkenceye azmettirmek’ ve ‘Anayasayı ihlal’ suçlarından suç duyuruları yapılmış ve soruşturma açılmıştır. Özellikle gözaltında işkence sonucu ölümler ve yaralanmalarla ilgili yapılan suç duyurularının başında 1 numaralı şüpheli olarak Bakan Süleyman Soylu’nun adı geçmektedir. Bakan Soylu’nun verdiği demeçlerde polislere şiddet kullanmaları yönünde telkinlerde bulunması dikkat çekicidir. 

Soylu, PKK’ya yönelik operasyonlara katılan güvenlik güçlerine yargılanma hakkı bile tanımadan şiddet uygulanması emri veriyor. Soylu, bir operasyonla ilgili, “Bölge komutanını aradım. ‘Bulunca lime lime edin’ diye talimat verdim. Etkisiz hale getirilen teröristlerin fotoğraflarını pek paylaşmayız ama ibret olsun diye bunların resimlerini paylaşacağız” demiştir. 31 Ağustos 2016’da İçişleri Bakanlığı görevine getirilen Soylu’nun tavrı ve benzeri açıklamaları nedeniyle Türkiye genelinde yapılan bazı operasyonlarda işkence görüntüleri, “ibret olsun” diye yayınlanmıştır.

Görüntüde yer alan 3 köylü bir operasyon kapsamında Van’ın Gevaş ilçesinde mantar toplarken ‘terörist’ olmakla suçlanıp gözaltına alınmış ve Gevaş İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde işkenceye maruz kalmıştır. Gözaltındaki kişilerden 3 çocuk babası Cemal Aslan’ın maruz kaldığı işkence sonucu burnu ve kaburgaları kırılmış ve bir kulağının zarının patlamıştır. Görüntüler güvenlik güçleri tarafından sosyal medyada yayınlanmıştır. 3 köylü daha sonra suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakılmıştır.

Masumiyet karinesi hiçe sayılarak yargısız infaza ve işkenceye maruz kalan köylülerin görüntüleri sosyal medyada özellikle işkenceyi savunan AKP’li gazeteciler tarafından da teşhir edilmiştir. AKP’li gazeteci Fatih Tezcan da fotoğrafları paylaşarak, “Van Gevaş Emniyet Müdürlüğü’ne roket atan şahıs yakalandı. Bırakın kendimi öldüreyim diye ağlayıp kafasını duvarlara vururken görüyorsunuz” şeklinde tweet atmıştı. Tezcan, köylüler serbest kaldıktan sonra “Bu insanların terörist değil, masum siviller olduğu anlaşıldı ve serbest bırakıldılar.” diyerek özür dilemiştir. İşkence gören Cemal Aslan, Abdulselam Aslan ve Halil Aslan’ın avukatı Servet Haznedar, müvekkillerine karşı işlenen “işkence, hakaret, görevi kötüye kullanma ile mala zarar verme” suçlarından dolayı Gevaş Cumhuriyet Başsavcılığı’na 17 sayfadan oluşan bir dilekçe ile suç duyurusunda bulunmuştur. Haziran 2020’de Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ağır Ceza Dairesi’nde sonuçlanan davada sadece bir polis (O.Ş.) köylülere işkence yapmak suçundan yargılanmış ve sadece 3 bin TL para cezasına çarptırılmıştır. Bu ceza da uygulanmayıp ertelenmiştir.

İşkence gören Aykut beraat etti

AKP’li İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun henüz yargı önüne çıkmamış, savunması dahi alınmamış kişeler ile ilgili masumiyet karinesi çiğnenerek terör suçu işlemekle suçlanan kişilerden biri de Abdi Aykut’tur. Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Kuruköy’de 11 Şubat – 2 Mart 2017 tarihleri arasında ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında gözaltına alınan ikisi çocuk toplam 39 kişiden biri de Abdi Aykut’tu. Kendisinden uzun süre haber alınamayan Aykut’un işkence görmüş şekildeki fotoğrafları basına yansımıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Genel Kurulu’na taşınan olay ve fotoğraf için, “Hukuk devletinin dışında bir şey yapılmıyor. O yaşlı adam teröre ev sahipliği yapıyor” diyerek işkenceyi savunmuş Aykut’u yargısız infaz etmiştir. Terör suçundan Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Aykut’un, “Üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmakla CMK’nin 223/2-e bendi uyarınca müsnet suçtan beraatına” karar verilmiştir. Söz konusu kararın ardından, 7 kişi “haksız tutukluluk” gerekçesiyle Mardin İdare Mahkemesi’ne başvurarak, İçişleri Bakanlığı hakkında tazminat davası açmıştır.

İçişleri Bakanı Soylu, Milli Eğitim Bakanlığı’nda düzenlenen ’Genel Güvenlik ve Uyuşturucu ile Mücadele Toplantısı’nda söylediği; “…O uyuşturucu satıcısının ayağını kırmaya polis görevlidir. Benim ülkemin gencinin canına mal olacak bir kişiye gereğini yerine getirmek görevidir. Suçunu bana atsın… Ben bir buçuk yıldır bu talimatı veriyorum arkadaşlara. Bulduğunuz zaman gereğini yerine getirin” sözleriyle de açıkça işkence suçuna teşvik ettiği gerekçesiyle İstanbul Barosu tarafından hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.

İstanbul Barosu Avukatı Atilla Özen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda Soylu’nun açıkça 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 214/ 1 maddesindeki suç işlemek için alenen tahrikte bulunmak” suçunu işlediğini belirtmiştir. Suç duyurusunda, “Soylu’nun bu tahrikine kapılıp ayak kıran polis olursa Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesindeki ‘işkence suçunu’ işlemiş olur ve İçişleri Bakanı da bu taktirde yalnızca suç işlemekle alenen tahrik suçundan değil, ayrıca ‘işkence suçuna azmettirmekten’ de Türk Ceza Kanunun 214/3 maddesi gereğince cezalandırılır.” Denilmektedir. 

Antalya Baro Başkanı Polat Balkan ve polisler tarafından darp edilerek yaralanan Gaziantep Baro Başkanı Bektaş Şarklı da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara Valisi Vasip Şahin, Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz ve kolluk görevlileri hakkında, “kasten yaralama”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bıraktıkları, işkence ve kötü muamelede bulundukları” gerekçeleriyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur. Baro başkanları Ankara’ya girişleri sırasında Soylu’nun talimatı üzerine engellenerek darp edilmeleri üzerine Şarklı yaralanmıştır.

Diğer taraftan gözaltında kaybedilen veya güvenlik birimlerince kaçırıldıktan haber alınamayan yakınlarını bulmak için oluşturulan ‘Cumartesi Anneleri’ platformu ve İHD (İnsan Hakları Derneği) de Süleyman Soylu hakkında işkence suçunu işlediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuştur. Yakınlarını arayanlar anayasal hakları kapsamında gösteri ve basın açıklaması yaparken polis tarafından orantısız güç kullanılarak darp edilmişlerdir. 

Hakan Fidan, MİT Müsteşarı

AST raportörleri daha önce hazırladıkları raporlarda, MİT tarafından kaçırılan ve yasadışı sorgularda aylarca işkence gören mağdurların ifadelerine yer vermiştir. Mağdurlar işkencecilerinin eşkâllerini vermekle birlikte bu memurların asıl sorumlusu Müsteşar Hakan Fidan hakkında işkence suçlamasıyla uluslararası mahkemelere verilmek üzere suç duyuruları hazırlamıştır.

Mehmet Metiner, dönemin TBMM Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı 

AKP’li Mehmet Metiner, özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında artan işkence ve kötü muamele iddiaları ile ilgili vahim bir açıklama yaparak hükümetin insan hakları konusundaki vahim tavrına tercüman olmuştur. Dönemin TBMM Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı Metiner özellikle de Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik soruşturmalarda tutuklananları ziyaret etmeyeceklerini, onlarla ilgili cezaevlerinden gelen işkence ve kötü muamele iddiaları konusunda inceleme ve araştırma yapmayacaklarını açıklamıştır.

Metiner, “Hiç kimse FETÖ’cü teröristler üzerinden siyasi propaganda yapmaya kalkmasın. Onlar mağdur edilen değil, mağdur edenlerdir” demiştir. Oysa komisyonun görevi tutukluların ve mahkûmların dinine, diline, ırkına, siyasi görüşüne, toplumsal statüsüne, işlediği suça bakılmaksızın cezaevindeki koşullarını ve şartları incelemektedir. Metiner’in açıklaması muhalefet partileri tarafından kınanmıştır.

Ali Baştürk, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Vekili 

Emniyet Genel Müdürlüğü Mülkiye Başmüfettişi ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Vekili Ali Baştürk imzasıyla “Gizli” olarak 81 ildeki tüm birimlere gönderilen talimat yazısında, Avrupa Konseyi İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) spontane ziyaret gerçekleştirebileceği, bu yüzden de gözaltı yerlerinin uygun hale getirilmesi, kötü muamele görüntülerinin heyete yansımaması istendi.

Talimat yazısında, darbe girişimi sonrasındaki operasyonlara ilişkin uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan açıklamalar ile uluslararası medya da çıkan haberler de hatırlatıldı. Emniyet’in “Gizli” ibareli talimatı şöyle:

25/08/2016 tarihinde Dışişleri Bakanlığında gerçekleştirilen “Koordinasyon Toplantısı”nda Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin 28/08-06/09/2016 tarihleri arasında ülkemize bir ziyarette bulunacağı ve ziyaret esnasında ise ülkemiz genelinde herhangi bir gözaltı merkezine spontane olarak ziyaretler gerçekleştirebileceği hususu belirtilmiştir.

Bu kapsamda gözaltı birimi olarak spor tesisleri vb. yerlerin mümkün olduğunca kullanılmamasına özen gösterilmesi, gözaltı iş ve işlemlerinde mevcut yasal ve uluslararası standartlara göre hareket edilmesi ve bütün gözaltı birimlerini anılan ziyarete uygun hale getirecek düzenlemelerin ivedilikle yapılması hususunda gereğini rica ederim.” 

Eşref Aktaş, Trabzon Cumhuriyet Savcısı

15 Temmuz 2016 sonrası hükümet tarafından çıkarılan 667’nolu KHK ile devleti korumak bahanesiyle işlenen her türlü suç cezasız bırakıldı. Madde bir kısım yargı mensupları tarafından işkenceciler hakkında dava açılmasına engel olarak yorumlandı ve Türkiye’nin çeşitli illerinde açılan işkence davaları reddedildi. KHK’lar gerekçe gösterilerek işkence mağdurlarının şikayetleriyle ilgili olarak kovuşturma yapılmamasına karar verildi.

Trabzon’da Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan Abdullah B., 2 aylık hamile eşi ile birlikte gözaltına alınmasının ardından darp edildiğini, kötü muamele ve tehdide maruz kaldığını gerekçe göstererek Trabzon Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Savcı Eşref Aktaş, hükümetin çıkardığı “667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’nin 9 Maddesi”ne atıfta bulunarak “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi.

Savcı Aktaş, KHK gereği polislerin görevlerinden dolayı cezai sorumluluklarının olmadığını ve yargılanamayacağına hükmetti. İşkence suçunun cezalandırılmayacağı anlamına gelen karar, bağımsız hukukçular tarafından ‘vahim’ bulundu ve tepki gösterildi. Aktaş, işkence suçunu örten kararıyla aynı zamanda işkence suçunu işleyen polislere cesaret verdi.

Oktay Kapsız, Emniyet Müdürü

Türkiye’de işkence suçunun cezasız kalması ve devletin işkencecileri korumasına yönelik örnek olaylardan birisi de Emniyet Müdürü Oktay Kapsız davasıdır. İstanbul Asayiş Şube nezarethanesinde işkence yaparak Murat Konuş isimli zanlıyı gözaltında öldürdüğü tespit edilen ve mahkeme kararıyla da müebbet hapis cezasına çarptırılan Emniyet Müdürü Oktay Kapsız, tutuklanmadığı gibi görevlerine devam etmiştir. 

İşkenceyle ölüm olayının yaşandığı dönemde İstanbul Beşiktaş’ta komiser olarak görev yapan sanık polis Oktay Kapsız işkenceden yargılanmasına rağmen ilerleyen yıllarda 4. sınıf emniyet müdürlüğüne kadar yükselmiştir. Davanın karara bağlandığı 9 temmuz 2019’da Hakkari Çukurca Emniyet Müdürü olarak görev yapan Kapsız, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış olmasına rağmen karardan 4 ay sornra kasım ayında Muğla Emniyet Müdürlüğü’ne tayini çıkmıştır. İşkenceyle adam öldüren Kapsız görev yerine devlet töreniyle uğurlanmıştır.

Çukurca Kaymakamı Murat Öztürk, işkenceden müebbet hapis cezasına çarptırılan Oktay Kapsız’a teşekkür plaketi verdi, belediye başkanı ve komutanlar yemekte ağırladı.

İşkenceyle adam öldürmekten ömür boyu hapis cezası aldı fakat görevde

Murat Konuş, İstanbul Laleli’de 1 milyon 200 bin dolar paranın gasp edilmesiyle ilgili 2010 yılında 29 kişi ile birlikte gözaltına alınmıştı. Konuş, gözaltına alındıktan yaklaşık 3 saat sonra bir battaniye içerisinde polis merkezinden çıkarılarak hastaneye götürüldü. Bir saat sonra hastanede hayatını kaybetti. Otopsi raporunda Konuş’un gözaltında uğradığı işkence sonucu öldüğü belirlendi. Ölümüne kafasına aldığı ağır darbelerin neden olduğu ifade edildi. Raporun ardından 7 polis hakkında dava açıldı. Kısa bir süre tutuklu kalan polisler sonrasında serbest bırakıldı. Yargılamanın 9. yılında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Temmuz 2019 tarihinde 4 polisi suçlu buldu. Tutuksuz yargılanan polisler Oktay Kapsız, Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk ve Abdülcelil Karadağ “işkence sonucu ölüme neden olma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, indirim yapılarak müebbet hapse çevrildi. Sanıklara müebbet hapis cezası veren mahkeme heyeti, buna rağmen tutuklama kararı vermedi. Türkiye’de yerel mahkemeler, normal şartlarda basit suçlarda ve 2-3 yıl gibi verilen kısa süreli hapis cezalarında yüksek mahkeme olan Yargıtay’ın hükmü onamasını bekleyerek tutuklama kararı vermeyebilmektedir. Ancak insanlığa karşı işlenen en büyük suç olan işkence ile ölüm sonucu alınmış müebbet hapis cezası sonrasında bir sanığın tutuksuz yargılanması kabul edilebilir bir durum değildir. Polislerin yeniden cezaevine girmesi için üzerinden 10 yıl geçen işkence ile ölüm davasının Yargıtay tarafından onanması gerekiyor.

Konuş ailesinin avukatı Nuri Köse de karara şöyle tepki göstermiştir: “Murat Konuş’un emniyet görevlilerinin işkencesi sonucu öldüğü, kamera kayıtları, tanık beyanları, adli tıp raporları ile sabit olduğu halde, ne yazık ki yargılama yıllarca sonuçlandırılmamış, karar 9 Temmuz 2019 tarihinde verilebilmiştir. Suç böylesine sabit olmuşken dosyanın yıllarca karara bağlanmaması, ağırlaştırılmış müebbet cezası ile cezalandırılan dört sanık için takdiri indirim uygulanması, duruşmaya da katılmayan ve aldıkları müebbet hapis cezası nedeniyle kaçmaları muhakkak olan sanıkların hükümle birlikte tutuklanmalarına karar verilmemesi, ayrıca gözaltında işkence suçunun gizlenmesine yönelik eylemleri bulunanlar hakkında bir işlem yapılmaması yargılama sürecine ve kararın adil olmadığına ilişkin şüpheleri artırmaktadır.”

İşkenceci 4 polise disiplin cezası bile verilmemiştir. Mahkeme kararının ardından da İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu kez de 4 polise zamanaşımı nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğini açıklamıştır. Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan diğer 3 polis memuru da görevlerine devam etmiştir.

Muhsin Türkeş, polis memuru – Ahmet Gürbüz, Cumhuriyet Savcısı

Öğretmenlik yapan Eyüp Birinci, 24 Temmuz 2016’da Antalya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü polisleri tarafından gözaltına alındı. 29 Temmuz’da ise ameliyata alındı ve Birinci’nin ailesine haber verilmedi. Aile 2 Ağustos’ta Eyüp Birinci’nin Atatürk Hastanesinde 401 numaralı odada yattığını öğrendi. Hastane ziyareti sırasında Eyüp Birinci, ailesine bir hafta boyunca çırıl çıplak ıslatılıp dövüldüğünü anlattı. Aile savcılığa Antalya Emniyetindeki işkence yapan polis memurları ile ilgili şikayette bulundu. Ancak Savcı Ahmet Gürbüz bu dilekçeyi yirmi dört gün işleme almadı. Böylece ailenin Eyüp Birinci’den aldığı bilgiye göre işkence seansları hastane sonrasında da devam etti. Gözaltında yaklaşık bir ay işkence gören, makatına sokulan cisim nedeniyle bağırsakları yırtılan ve hastanede tedavi gören Eyüp Birinci, 24 Ağustos’ta savcı Ahmet Gürbüz’ün makamına getirildi. Eyüp Birinci savcıya verdiği ifadede polisin gözlerini bağladığını çırılçıplak soyduğunu yüzüne, ayaklarının altına, karnına vurarak, hayalarını sıktıklarını, ıslatılıp copla dövüldüğünü anlattı. Birinci, gözaltına alındığı gün sağlık kontrolünü yapan doktorun vücudundaki bulguları “basit, ciddi değil” diyerek görmezden geldiğini, ancak sonraki günlerde sorguda bayıldığının doktorun iç kanama teşhisi koyması üzerine hastaneye götürüldüğünü ve ameliyat edildiğini ifade etti.

Savcı Gürbüz, işkence iddialarını soruşturmadığı gibi örtbas ederek Birinci’yi tutuklamaya sevk etti. Cezaevinden ailesi aracılığıyla açıklama yapan Birinci, polis memuru Muhsin Türkeş ve ismini bilmediği diğer polislerin kendisine işkence yaptığını tekrarladı.

Eyüp Birinci’nin eşi bir haber sitesine verdiği mülakatta işkencenin detaylarını şöyle anlattı:Kalın gazete rulosu ile kinle, nefretle yüzüne gözüne kafasına vurmuşlar. Coplarını, ağzının içine sokmuşlar nefessiz kalıp çırpınıncaya kadar ağzında çevirmişler. Yüzünü gözünü ateş kırmızısına dönünceye kadar tokatlamışlar. Ağzından burnundan oluk oluk kan akıtmışlar. Nefesi kesilmesine rağmen Polis memuru Muhsin Türkeş ve ismini öğrenemediğimiz diğerleri sizi yaşadığınıza pişman edeceğiz” demişler, “Ya! Konuşacak. Ya! Öleceksiniz” diye devamlı tehdit etmişler. Dizlerinin üzerine yere çöktürmüş, “Antalya’da ne işin var” demişler. Arkadan liflerini koparırcasına baldırlarına vurmuşlar. Önden dizlerinin üzerine basıp basıp bağırtmışlar. Ayaklarının altını su toplayıncaya kadar coplamışlar. “Tırnaklarını sökeceğiz” demişler. Hayalarını sıkmışlar. Karını ve 9 yaşındaki kızını buraya getireceğiz. Onları çırıl çıplak yapacağız. Gözlerinin önünde!!!….Sonra geneleve götüreceğiz” diye tehdit etmişler. 

Halil İbrahim Dilek, TEM’den Sorumlu İl Emniyet Mdr. Yrd.
Berat Günçiçek
, TEM Şube Müdür Yardımcısı

Başkomiser Süleyman Akçin, Mersin Terörle Mücadele (TEM) ekipleri tarafından Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve 20 Temmuz 2016’da tutuklandı. Tarsus Cezaevi’nde bulunan Akçin iki günlük gözaltı sürecinde işkence gördüğünü açıkladı. Yaşadıklarını 20 Haziran 2017 tarihinde Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmadaki savunmasında anlattı.

Filistin askısına asılan Akçin, saatlerce fiziki ve psikolojik baskıya, işkenceye maruz kaldığını, darp edildiğini cop ile baldırlarına vurulduğunu aktarıyor. Akçin savunmasında işkenceye uğrayan diğer isimleri de anlatıyor: “Aynı odaya eli, ağzı, yüzü, üstü kanlar içerisinde Hasan Basri Dağdelen müdürü de getirdiler. Aynı işkenceye Hasan Basri’yi de dahil ettiler. İşkence olayları yaşanırken odada TEM’den Sorumlu İl Emniyet Mdr. Yrd. Halil İbrahim Dilek ve Tem Şb. Müd. Yrd. Berat Günçiçek de vardı. Zorla bazı evrakları imzalamamı istediler. Avukatla görüşmemi engellediler. Sürekli uykusuz bırakıldım. Nezarethanede daha sonra Hasan Basri’ye ait olduğunu öğrendiğim kanlı gömlek günlerce yerde bekletildi. Nezarethanede yan koğuşumuzda bayanlar, hatta bayan hâkim bile vardı.”

Yasin Demir, Eski Kırıkkale TEM Şube Müdürü 

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen 16 Şubat 2017 tarihli duruşmada yargılanan 48 şüpheliden bazıları TEM Şube Müdürü Yasin Demir’in başta olmak üzere bazı polislerden gördükleri ağır baskı ve işkenceyi anlattı. İşkence gören isimler Yasin Demir’in dışında kendilerine işkence yapan diğer polislerin sadece eşkâllerini verebildi. Öğretim üyesi Tıp Doktoru Erdem Ayyıldız’ın ağlayarak verdiği ifadeler tutanaklara şu şekilde geçti: “13 gün gözaltında işkence gördüm. Bunun bir haftası tek başıma kaldım. Beni dışarıya çıkamayacak sokağa çıkamayacak hale getirdiler. Bende unutulmayacak bir yara oluşturdular. Ben suçu kabul etmedim. Sorgu odasından aniden birisi benim arkama geçip tişörtümü başıma geçirdi, beni sürükleye sürükleye banyoya götürdüler. Banyoda beni çırılçıplak soydular bahçe hortumuyla beni yıkadılar, atletimle gözüm kapatılmıştı, kahkahalarla beni buz gibi suyla yıkadılar. Sıvı sabun ve cop istediler ve makatıma cop soktular. Artık orada tamam ne derseniz kabul dedim, bunu dedim zaman işkence etmeyi bıraktılar.” Şeklinde ifade verdi. Yargılanan isimlerden Harun Özdemir de gördüğü işkenceleri anlattı. Mahkeme tutanaklarında şu ifadeleri yer aldı: “Gözüm bağlıydı ve konuşacaksın lan dediler. Gözüm bağlı tuvaletlerin oraya götürdüler, ben bunu söylerken utanıyorum. Bana insanlık dışı muamele yaptılar zorla hakaret ederek üzerimdeki elbiseleri çıkardılar ben çıkarmak istemedikçe bana hakaretlerine devam ettiler. Soğuk suyla vücudumu ıslattılar, bu arada ben çırılçıplaktım gözlerim bağlıydı. Cop ile taciz ettiler. Daha sonra birisi testislerimi sıkmaya başladı. Öyle ki gözüm karardı, öleceğimi sandım.”

‘Keşke beni öldürselerdi’

Okul müdürü Harun Kobalay yargılama sırasında maruz kaldığı işkencenin detaylarını anlattı. Duruşma tutanaklarında şu ifadeler yer alıyor: “Ben 31 Ekim 2016 tarihinde Aydın Nazilli’de gözaltına alındım. Polislere niçin aldığımı sordum hiçbir şey söylemediler ne iş yapıyorsun dediler. Donunu indir dediler, indirdim ve seninle çok özel ilgileneceğiz dediler. Gözlerim kapatıldı ellerim

kelepçelendi. O odadan çıkartılarak, tuvaletin karşısındaki odaya götürüldüm. Saat 17:30 civarıydı, oraya vardığımda, önce sadece pantolonumu çıkarmışlardı, oraya vardığımda bütün elbiselerim iç çamaşırlarım dahil herşeyi çıkardılar. Ben yapmayım lütfen dedim. Gözlerim kapalı, ellerim kelepçeli, bağırdım, sesim çıkmadı, ağzım bezle bağlandı, çırılçıplak vaziyette karşıdaki banyoya götürüldüm. Soğuk su vücudumun her yerine sıkıldı. Özellikle cinsel organlarıma sıkıldı. Halen daha ağrıyor acı çekiyorum. Tedavi olmak istiyorum, çünkü testislerim halen ağrıyor. Vücudumun her yeriyle oynadılar, makatımdan da bir şey yaptılar ancak ne yaptıklarını bilmiyorum. Keşke beni öldürselerdi de böyle bir şey yapmasalardı. Bir saate kadar kaldım, sonra dediler ki bana eşini de getireceğiz ona da aynı şeyi yapacağız dediler. Yıkıldım, (bu sırada sanık bunları ağlayarak anlatmaya başladı) çünkü benim dünyadaki tek varlığım eşim ve üç çocuğumdur. Bunun üzerine odaya aldılar, benim yapmam gerekeni projelendirdiler, orda anlattılar. 

Hastaneye vardığımda ben tir tir titriyordum, doktora olan bitenleri anlatmaya çalıştım yanımdaki polisler anlattırmadılar. İkinci kez doktora gittiğimde işkenceye maruz kaldığımı söyledim. Kendisi bana yüzünde işkence yok vs. gibi şeyler söyledi ve bir tane iğne vurdular. İşkence, tehdit, ızdırap vs gibi kelimeler benim derdimi anlatmaya yetmez. Ben şu anda insan olduğumdan utanıyorum (sanık bu anlatımları sırasında ağlamaya devam etti).”

Birçok sanık tarafından Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü’nde işkence yaptığı anlatılan ve hakkında suç duyurusunda bulunulan Yasin Demir, 21 Nisan 2017 tarihinde Sudan BM Polis Misyonunda görevlendirilmiştir.

Gökhan Karagöz ve Okan Çakıroğlu- Zonguldak Emniyet Müdürlüğü 

Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5 Ekim 2017 tarihli duruşmasında yargılanan şüpheliler gördükleri işkenceleri anlattı. Duruşma tutanaklarına giren ifadelere göre; insanlık dışı muamele gördüğünü belirten Kubilay G., “14 gün boyunca yerde beton ve battaniye üzerinde yatırıldım. Romatizma hastasıyım, ilaçlarım verilmedi. Ağrılarım için iğne vurulma talebim reddedildi. Her gün gitmemiz gereken sağlık kontrolüne götürülmedik. Sıcaktan ve havasızlıktan bunalmamız sağlandı. Psikolojik işkence yaptılar. Nezarethanedeki kamera kayıtlarının istenmesi için dilekçeler yazdım ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptım” şeklinde savunma yaptı. 

Öğretmen T.A.’nın ise mahkeme tutanaklarına giren savunmasında şu ifadeler yer alıyor; “Ellerim kelepçeli olduğu halde gözlerimi kapatıp işkence yaptılar. Yüzümü yumrukladılar. Beni öldüreceklerini ve hainler mezarlığına gömeceklerini söylediler. Aynı işkencelerin eşime de yapılacağını söylediler. Daha sonra şuurumu kaybettim ve gözlerimi açtığımda Bülent Ecevit Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bir odasında ellerim kelepçeli bir sedyeye bağlı haldeydim. Sağıma soluma dönemiyordum. Sabaha kadar hastadene kaldıktan sonra yeniden nezarethaneye götürdüler. 28 gün gözaltında işkence gördüm. Hastane’deki tedavime ilişkin kayıtlar bana verilmedi.” Sanıklardan Ö.K. ise darp edildiklerini ve ifadelerin altına zorla imza attırıldığını açıkladı. Yargılanan şüpheliler, kendilerine işkence yapan polisler arasında özellikle Zonguldak İl Emniyet Müdür yardımcısı Gökhan Karagöz ve Okan Çakıroğlu’nun isimlerini verdi. Bu kişilerin, istenilen bilgilerin verilmemesi halinde sık sık işkencenin dozunun artacağını söylediklerini anlattılar. Diğer işkenceci polislerin ise sadece eşkallerini verebildiler.

Tahir Darbazoğlu, Ankara Emniyet Amiri

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli duruşma tutanağına giren ifadelerde yargılanan şüpheliler kendilerine yapılan işkenceleri detaylı bir şekilde anlatırken işkenceci polis Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube polis amiri Tahir Darbazoğlu’nu da teşhis ettiler. Beştepe’deki spor salonu ve Sincan Cezaevi yerleşkesindeki çadırda tutulan 11 şüphelinin ayrı ayrı teşhis ettiği Darbazoğlu’nun kendisini Azrail olarak tanıttığı, işkencelere bizzat katıldığı, işkence emirleri verdiği ve diğer polisleri de işkence yapmaları için tehdit ettiği mahkeme kayıtlarına geçti. Mağdurların anlatımlarına göre; Darbazoğlu, sadece günlerce süren işkence seanslarının emrini vermekle kalmadı, aynı zamanda kendisi de bizzat işkence yaptı. Ağır yaralanmalara varan dayak, kurbanların iç çamaşırları çıkarılarak taciz, bir kaç gün aç ve susuz bırakma, uzun saatler stresli pozisyonlarda bırakılma, tuvalet ihtiyaçlarının engellenmesi, elektrik verme gibi eylemlerden sorumlu tutuldu. Gözaltında işkence gören Binbaşı Emrah Ilgaz ve Yüzbaşı Sadık Kazancı ile birlikte 16 mağdur Darbazoğlundan şikayetçi oldu.

Elif Sümercan, Ankara TEM Şube Amir Yardımcısı

15 Temmuz sonrası gözaltında en ağır işkence gören isimlerden biri de eski Eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve Yüksek Askeri Şura üyesi Orgeneral Akın Öztürk’tü. Kulağı kesik ve darp edilmiş şekilde devletin resmi haber ajansı Anadolu Ajansı ve resmi televizyon kanalı TRT’de görüntüleri yayınlanan Öztürk’ün gördüğü işkenceleri özellikle o sırada gözaltında bulunan görgü tanıkları detaylı bir şekilde basın yayın kuruluşlarına anlattı.

Akın Öztürk’ün de aralarında bulunduğu üst düzey subayların, çırılçıplak vaziyette saatlerce dövüldüğünü ağır işkence gördüğü anlatıldı. İşkencecilerden birinin “Elif” isminde kadın polis olduğunu bunun da Akın Öztürk’e saatler boyu ağır işkence yapıldığı sırada bir polisin dayanmayıp “Yeter Elif” demesi üzerine ortaya çıktığı açıklandı.

AST raportörlerinin tespitlerine göre Akın Öztürk’ün işkence gördüğü tarihlerde iki ayrı sevk tutanağına imza atan polis memuru Elif’in kimliği deşifre oldu. Olayların yaşadığı gün sevk edilen şüphelilerle ilgili Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’ne yazılan iki tutanak dava dosyasına girdi. Elif olarak belirtilen kişinin işkenceci TEM şube polisinin Elif Sümercan olduğu anlaşıldı. Sümercan’ın daha sonra terfi ettiği ve son olarak da Kültür Bakanlığı’nda Daire Başkanlığı görevine getirildiği belirtiliyor. İşkence yaptığı belirtilen Elif Sümercan ile ilgili bir başka bilgi de dikkat çekicidir. Kocası Mustafa Murat Sümercan ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olaylı ABD ziyareti sırasında sivilleri darp eden polisler arasında olduğu tespit edilmiş ve ABD tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılarak arananlar listesine girmiştir.

Akın Öztürk’e işkence yaptığı belirlenen bir diğer isim de kendisini Hakan Öztunç olarak tanıtan polis memurudur. Yüzbaşı Hakan Güler, 02.01.2018 tarihinde yargılandığı mahkemede verdiği ifadesinde şöyle demiştir: “TEM’de şahit olduğum bir vakayı arz ediyorum. Hakan Öztunç adında bir polis memuru kendisi bağırıyordu ben Hakan Öztunç diye. Orgeneral Akın Öztürk’e işkence yapıyordu Akın Öztürk’ün kulağını kesti.”

Hacı Murat Dinçer, Şırnak Eski TEM Müdürü

Şırnak Eski TEM müdürü Hacı Murat Dinçer, emrindeki polislere Şırnak’ın Dicle İlçesinde ağır yaralı halde yakalanan Hacı Lokman Birlik’in polis zırhlı aracı arkasına bağlatılarak ilçe içinde sürükletilmesi talimatı verdiği belirlendi. Yapılan suç duyuruları üzerine ortaya çıkan telsiz konuşmaları ve deliller üzerine açıklama yapan HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, Hacı Lokman Birlik’i katleden ve bedenini zırhlı aracın arkasına bağlayarak sürükleyen polislere emri veren kişinin Şırnak’ta TEM Şube Müdürü olarak görevini yürüten Hacı Murat Dinçer olduğunu açıkladı. Halkların Demokratik Partisi (HDP), ayrıca işkence eyleminin içinde bulunan 6 polis memuru ile sorumlulukları bulunan İçişleri eski Bakanı Selami Altınok, dönemin Şırnak Valisi Ali İhsan Su ve dönemin Şırnak Emniyet Müdürü Celal Sel hakkında suç duyurusunda bulundu. Birlik ailesi avukatları ise, Birlik’i işkenceyle öldüren polisler hakkında “Kasten öldürmek”, zırhlı araçla sürükleyenler hakkında “Kişinin hatırasına hakaret etmek” ve “Görevi kötüye kullanmak”, olayı gören diğer polisler hakkında ise “İşlenen suçu bildirmemek”, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlarını işledikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan raporlarda Birlik’in akrep adı verilen polis aracının arkasında sürüklenirken yaralı halde olduğu ve daha sonra yaşamını yitirdiği belirtildi. Yaralı Birlik’in sürüklenmek suretiyle öldürülmesinden sorumlu tutulan ve hakkında suç duyuruları yapılan, Murat Dinçer, 7 Nisan 2016’da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden başarı plaketi alan 10 polisten biriydi. Dinçer 2018’de emekliliğini istedikten sonra AKP üyesi ve milletvekili aday adayı oldu. 

Ekrem Gönül, Ankara İl Emn. Müd. Güvenlik Şube Müdür Yard. 

Sayıştaydan emekli yargıç (Hakim) 77 yaşındaki Perihan Pulat’ın 1 Mayıs 2018’de “İşçi Bayramı” nedeniyle düzenlenen gösteri sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı Ekrem Gönül tarafından darp edilerek işkenceye maruz kalmıştır. TİHV tarafından hazırlanan raporda sanık polis tarafından gerçekleştirilen eylemin insan onuruna yakışmayan işkence düzeyinde kötü bir muamele olduğunu vurgulanmıştır. Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan Gönül 3 bin TL adli para cezasına çarptırılmış ve mesleğine devam etmiştir.

Mahmut Çaça, Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi 2. Müdürü

Mersin Tarsus İlçesi T Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde işkence eylemleri, HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir tarafından TBMM gündemine taşındı. Taşdemir yaptığı açıklamada , “Avukatlardan alınan bilgiler, 56 kadın mahkûm saçlarından sürüklenip darp edilerek, tecavüzle tehdit edilerek, cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymaktadır” dedi. Cezaevi’nde kalan kadın mahkumlara işkence ve kötü muamelede bulunulduğu iddialarına ilişkin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde, özellikle işkence yaptığı belirlenen Tarsus T Tipi Cezaevi Müdürü Mahmut Çaça’nın, 1996 yılında 11 siyasi tutuklunun yaşamını yitirdiği, 24’ünün yaralandığı katliamda Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde ikinci müdür olarak görev yaptığı bilgisi paylaşıldı. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım’ın ise işkence iddialarını örtbas ederek işlem yapmadığı açıklandı. 

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki hak ihlalleriyle ilgili hazırladığı raporda tutuklu ve mahkumlardan Evin Şahin, Fadime Demir, Selvi Yılan, Yıldız Gemicioğlu, Helin Kaya’nın yaşadığı işkenceler detaylı şekilde anlatıldı. İHD suç duyurusunda bulunarak görevlilerin cezalandırılmasını istedi.

Volkan Akkuş ve Özgür Kutlu, Manisa Cezaevi gardiyanları

Manisa T Tipi Cezaevi’nde tutuklu 57 yaşındaki Ercivan Özcan zatürre hastalığıyla mücadele ederken, gardiyanlar tarafından darp edildi ve sol kolu omuzdan dirseğe kadar parçalandı.  Kolu kırıldıktan sonra ayrı bir cezalandırma yöntemi olarak hastaneye gönderilmeyen Özcan, koğuşta bilincini kaybetti. 2,5 saat sonra kolunun bütünüyle simsiyah olması ve şişmesi sonrası koğuşta bulunan iki doktor ve eczacıların ısrarlı talebi üzerine Özcan Manisa Devlet Hastanesi’ne sevkedildi. Özcan, taburcu olup cezaevine döndükten sonra, cezaevi yönetiminin baskısına rağmen dava açtı. Deliller ve raporlar ışığında mahkeme, 13 Mayıs 2019’da iki gardiyanı suçlu buldu. İşkence yapan gardiyanlar Volkan Akkuş ve Özgür Kutlu 5’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. 

Manisa Devlet Hastanesi’nin Adli Raporu’na göre Özcan’ın darp nedeniyle kolu omuz ve diskek arasında çoklu biçimde kırıldı, hayati fonksiyonlarını etkileyecek ağır ve ömür boyu kalıcı hasarlar oluştu. Zatürre nedeniyle ciğerleri kötü durumda olan Özcan, hayati tehlike gerekçesiyle ameliyata alınamadı. Kolundan sürekli kan alınan Özcan ancak sekizinci günün sonunda ameliyat edildi.

Zekai Aksakallı, Genelkurmay ÖKK Komutanı 

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 33’ü tutuklu 67 sanıklı davada dinlenen tanıklar, Zekai Aksakallı’nın askerlere yaptığı işkenceyi gördüklerini açıkladı. Tanık Astsubay üstçavuş Ömer Özdemir karargâhta gördüklerine şöyle anlattı: “Domuz bağı ile bağlanan, başına poşet geçirilenler vardı. Zekai Aksakallı’nın Ümit Bak’a küfrettiğini duydum, ‘içeri girdiğinde karınızı birileri şaapacak’ diye. Zekai Paşa’nın diğer personeli tekmelediğini, bunlar götürülürken Volkan Vural Bal’ın da yumrukladığını gördüm. …Bir yarbayımıza elektrik verildiğini gördüm Sanıklardan Sezgin Güney de işkence iddialarına ilişkin sorular yöneltince tartışma yaşandı. Mahkeme Başkanı Bayram Kantık bunun davanın konusu olmadığını ileri sürerek tutuklu sanıkların konuşmalarını engelledi.

Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan subay eşinin davasında 18 Nisan 2018 tarihinde tanık olarak ifade veren Genelkurmay Protokol subayı Üsteğmen Kübra Yavuz da Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Tümgeneral İrfan Özsert’ten işkence gördüğünü anlattı. “Bir kadın olarak sağ çıkabileceğimi düşünmedim. 10 gün sonra Genelkurmay Karargâhı içinde Zekai Aksakallı ve İrfan Özsert tarafından ölüm tehdidi altında ifadem alındı. Genelkurmay poligonunda 2 gün ölüm tehdidi ve şiddete maruz kaldım. Genelkurmay poligonu içinde ellerimiz, gözlerimiz bağlı elektrik verilerek, dövülerek, 2 gün aç bırakıldık. Tuvalete giderken erkek personel kapıyı açık tutup, nezaret ediyordu. 2 saatte bir alınıp, ‘Bu yetersiz biraz daha bir şeyler söyle’ dediler. Gidip gelirken, işkence görenleri görüyordum. İfademi alanların üstünde kan vardı. Bu şartlarda ifade verdim.”

Pilot Binbaşı Mehmet Sağlam da Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada kendisine 2 gün işkence yaptıran Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı ve Özel Hava Alay Komutanı Albay Ümit Tatan’dan şikayetçi oldu. Aynı davada işkence gördüğünü anlatan Binbaşı Hüseyin Çakıroğlu da Aksakallı ve Tatan’dan şikayetçi oldu.

Cem Karaca, Mahkeme Başkanı- Fatih Karakuş, Başsavcı Vekili 

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri Cezaevi yerleşkesinde bulunan duruşma salonunda tutuklu 24 sanığın yargılandığı davada, mahkeme başkanı sanıkların işkence gördüklerine yönelik ifadelerini tutanağa geçirmedi. Duruşma savcısı da işkence gördüğünü ileri süren tutukluları konuşturmadı. Yargılanan 47’nci Motorize Piyade Alay Komutanı olan Kurmay Albay Sadık Cebeci’nin gözaltı sürecinde işkence gördüğünü iddia etmesi üzerine Mahkeme Başkanı Cem Karaca sözünü kesti. Hakim Karaca, işkence iddialarını tutanağa geçirmek yerine işkencenin anlatılmaması için Albay Cebeci’yi uyardı. Cebeci’nin savunma hakkına devam etmek istemesi üzeine Hakim Karaca tekrar sözünü kesip “Burada sana işkence yapan polisleri yargılamıyoruz. Bunlar senin savunmana tesir edecek konular değildir. O kısımları atlayın sadece size yöneltilen iddialara cevap verin” dedi. Başsavcıvekili Fatih Karakuş da Albay Cebeci’nin işkence iddialarını anlatmaması için devreye girdi. “İşkence altında ifade verdiğini söyleyerek bu davanın AİHM’den döneceğini düşünüyorsan yanılıyorsun” dedi. 

Cem Küçük, Fuat Uğur – Gazeteciler

İktidara yakınlığıyla bilinen, gazeteciler Cem Küçük ve Fuat Uğur TGRT isimli TV kanalında birlikte yaptıkları Medya Kritik programında, 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında yargılananların ‘konuşturulması’ için infaz ve işkence yöntemleri uygulanması gerektiğini savunmuşlardır.

Cem Küçük şöyle demiştir: “17/25 oldu diyelim İsrail’e yaptılar, olabilir. Dünyanın her yerinde her gün 15-20 toplu ölüm duyardık, trafik kazası, intihar etti, toplu intihar etti, uyuşturucuyu fazla basmış, aşırı alkolden gitti, dayanamadı köprüden atladı. Bir sürü gerekçe bulurlar. Burada da şimdi bunlara acıma, bütün yöntemleri düşünmelisin. Ya elimizde çok kritik üç-dört tane FETÖ’cü var. Ali Fuat Yılmazer, Mehmet Partigöç, Alaaddin Kaya. Ya şu adamları bir konuştursanıza. Bunlar bir sürü şey biliyor. Bizim savcı şöyle; oturuyor, ‘Fuatçığım hoş geldin. Adın, soyadın…’ mesela diyor. Nerede görev yaptın, bu işi sen mi yaptın? Hayır diyor. Böyle diyor mesela. Kardeşim başka türlü de konuşturma teknikleri var. Sallandır camdan aşağıya.”

Yapılan açıklamaların ardından Diyarbakır Barosu, açıkça işkence çağrısında bulundukları gerekçesiyle Cem Küçük ve Fuat Uğur hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Gazetecilerin “Suç işlemeye tahrik ve suçu övme” suçunu işledikleri ve 5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği savunuldu. Baronun İnsan Hakları Komisyonu üyesi Aydın Özdemir, Küçük ve Uğur’un açıklamalarına, “Alenen işkence suçu meşru gösterilmiş, işkencenin yöntemleri dahi belirtilerek, gözaltında kalan bir kısım şüphelinin işkenceden geçirilmesi yolu gösterilmiştir. İşkence, hiçbir zaman sınırlanamayacak, meşru gösterilemeyecek bir suçtur. Uluslararası ve iç hukukumuzda, OHAL’de bile işlenemeyecek bir suç türüdür” dedi.

Emre Soylu, MHP’li Danışman

MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un danışmanı Emre Soylu, Diyarbakır Bağlar ilçesinde bir polisin öldürülmesinden sorumlu tutularak gözaltına alınan M.E.C.’nin emniyette işkence gördüğüne dair fotoğrafları yayınladı. Soylu, sosyal medya hesabı üzerinden işkenceyi överek, “Kahraman #Polis memurumuz #AtakanArslan’ ı şehit eden it M.E.C. isimli hain #Diyarbakır Emniyet’in şefkatli kollarında.” Şeklinde paylaşımda bulundu.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şubesi, Soylu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. ÖHD, danışman Emre Soylu hakkında “suç işlemeye tahrik”, “suçu bildirmeme”, ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlarından kamu davası açılmasını talep etti. Soruşturma devam ediyor. 

Ali Türkşen, Erme Onat, emekli SAT Komandosu

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan Deniz Binbaşı Tahsin İşlekel ve Astsubay Metin Bircan, Beykoz SAT Komutanlığı’nda eski emekli albay Ali Türkşen, emekli Binbaşı Erme Onat ve Astsubay Bülent Kuru’dan işkence gördüklerini anlatarak şikayetçi oldular. Deniz binbaşı Tahsin İşlekel mahkeme tutanaklarına giren ifadesinde şunları anlattı: ‘Sabah 07:00 civarında Turhan albay içeriye girdi. Bana hitaben ‘arkadaşlar her şeyi itiraf edin, yoksa arkada bekleyen profesyonel bir ekip zayıf noktanızı tespit edip ya ağzınızı burnunu kırarak, veya ailenize zarar vererek sizi konuşturur’ dedi. Duyduklarım karşısında donup kaldım ve herhangi bir şey diyemedim. Arkadan o ekip içeri geldi. Bu ekipte emekli albay Ali Türkşen, emekli Binbaşı Erme Onat ve ismini Bülent Kuru olarak öğrendiğim astsubay içeri girdiler. Nizamiye astsubayını diğer odaya aldılar. Hiçbir şey sormadan ekip bana vurmaya başladı. İlk girdiklerinde Ali Türkşen, önce bana vurdu sonra da diğerlerinden müsade isteyerek resmi kıyafetlerimin rütbelerini eliyle söktü. ‘Bu şekilde konuşmamız daha uygun’ dedi. Sonra bir boş kağıt verdiler. ‘5 dakika sonra geleceğiz, kimler vardı yazacaksın, dolmamış olursa aileni rahatsız ederiz’ dediler. 

…Ali Türkşen albay bu kez elinde bıçakla geldi. Erme Onat’ın da elinde bıçak vardı. Erme bıçağı boynuma dayadı. Ali ise elimi bıçakla kanattı. Ben boynumdaki bıçağa müdahale etmeye çalıştım. Birkaç tur daha bu şekilde girip çıktılar. Emekli olduğunu düşündüğüm kıvırcık saçlı bir astsubay ile Ali Türkşen içeri girdi. Masada oturduğum yerden beni çağırdı. ‘Odanın ortasında çök’ dedi. Astsubay beni ellerimden ve ayaklarımdan bağladı. Ellerim ayaklarım arkadan bağlı domuz bağı beni yüz üstü yere yatırdılar. Bacağınızı oynattığınızda kolunuz, kolunuzu oynattığınızda bacağınız acıyacak şekilde bağladılar. Suratım yerdeydi. ‘Tuvalete de gidemez. Altına yapsın’ dediler. 17 Temmuz sabahı saat 07_00’de gözlerimizi ve ağzımızı bağladılar. Kafamızı duvarlara vurarak nizamiyeye götürdüler. Orada savcının gelmesini beklediklerini söylediler. 2 saat kadar orada bekledik. Nizamiyeye polis geldi. Gözlerimi açtılar. Beykoz ilçe emniyet müdürlüğüne götürdüler. Burada da özel harekat polisinin dayağına maruz kaldık. 2-3 gün sonra Çağlayan Adliyesine sevk edildim. Tutuklandım…”

Levent Bahadır, Deniz Yüzbaşı -Alper Korkmaz, Başkomiser

Tutuklanan SAT Komandosu Astsubay Murat Fırat, 7 Ocak 2020 tarihindeki duruşmada verdiği 55 sayfalık ifadesinde gözaltına alındıktan sonra gördüğü insanlık dışı muameleyi anlattı. 15 Temmuz’da gözaltına alınan Fırat’ın ifadeleriyle o dönem görevine dönen Balyoz ve Ergenekon gibi davaların sanıkları ile emekli askerlerin bizzat işkencelere katıldıkları mahkeme kayıtlarına geçti. Fırat, 17 Temmuz 2016’da SAT Komutanlığında, 17-18 Temmuz’da Beykoz İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde, 18-20 Temmuz İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 21 Temmuz’da da Silivri Cezevi’nde işkence gördüğünü ayrıntılarıyla anlattı. Fırat darbe girişiminden haberinin olmadığını 15 Temmuz’da gelen emirle terör saldırısı ihtimali üzerine gece vakti Akıncılar Üssü’ne götürüldüklerini ve nöbet tuttuğunu açıkladı.

İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kendilerine özel işkence yapılması için Beykoz Emniyet Müdürlüğü’nden Rambo lakaplı polisinin getirildiğini, ve bu kişinin tezahürat ve alkışlar eşliğinde işkence yaptığını söyledi. Murat Fırat’ın tutanaklara giren ifadesi şöyle; “Hastaneden darp raporu aldıktan sonra Beykoz İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldük. Ellerimiz arkadan kelepçeli olduğu halde yere yatırıp işkence yaptılar. İçeri giren herkes küfür ediyor tekmeliyor, üzerimde tepiniyor tükürük, salya atıyor ve bağırıyordu. Bunlar yaşanırken bazıları da yaptığı işkenceleri cep telefonu ile kayıt altına alıyordu. Bu görüntüler benden sonra SAT birliğe gelip geceyi birlikte geçirmek zorunda kalan Mustafa Avşar’a birliğimizde görevli yüzbaşı Levent Bahadır tarafından gösterilmiş. Eğer istediği şekilde ifade vermezse onun da sonunun bu şekilde olacağı yönünde tehdit edilmiştir.

“Burnumu ve kaburgamı kırdı”

Rambo tezahürat eşliğinde teçhizat ve silahını çıkardı, usta bir işkenceci gibi vazifesine başladı. Çok vurduğundan olacak elleri ağrıdığı için eline eldiven istedi. Eldiveni taktıktan sonra kaldığı yerden devam etti. Sonuç olarak yaptığı işkenceler sonucunda burnumu ve kaburgamı kırdı. Her iki kulak zarımı patlattı. Çenemde üç santim yarık oluşturdu. Bana ekstra işkence ve hakarette bulunuyorlardı. Çünkü bu SAT komutanı Amiral Turhan Ecevit’in özel isteği idi. Polislerde Turhan Ecevit’in bu isteğini hiç kırmadı.

Beni SAT komutanlığında darp eden ağır hakaret eden yüzbaşı Erdal Çerçi ve üsteğmen Uğur Günaslan’dan yine beni darp eden astsubay Burak Çelik’ten bana şerefsiz diye hakaret eden Ercan Kireçtepe’den ki tuğamiral rütbesinde Akdeniz Bölge Komutanı olarak görev yapıyor. Komuta ettiği birlikte bana işkence yapılmasına hakaret edilmesine müsaade eden, beni başıma silah dayayarak ölümle tehdit eden ve polislere bana ekstra işkence yapılması yönünde telkinde bulunan SAT komutanı amiral Turan Ecevit’tir” demiştir. 

Barış Dedebağ, Emekli Binbaşı

Abdullah Gül döneminde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı olarak görev yapan Muhammet Tanju Poshor’a yapılan işkenceler Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına girdi. Poshor gözaltına alınışını ve gördüğü muameleyi şöyle anlattı: “16 Temmuz 2016 sabahı ameliyathaneden ameliyata hazırlanırken gözaltına alındım. Savaşta bile askıya alınmayacak tedavi hakkım ihlal edilerek Merkez Komutanlığı’ndan hiç kimse olmadan ameliyathaneden çıplak vaziyette kim olduğunu bilmediğim kişiler tarafından darp edilerek, sırtımda açık yara olmasına rağmen ters kelepçelenerek gözaltına alındım. Nazi Kamplarındaki gibi çıplak vaziyette dizlerinin üstünde başlar öne eğik olarak tutuluyor, aralarında bulunan sivil kıyafetli polisler ve bir kısım üniformaları askerlerce ki bu askerlerin başında da o zaman binbaşı rütbesinde olan Barış Dedebağ vardı. Barış Dedebağ’da ordaki pek çok kişiye özellikle generallere ve bana da darp ederek işkenceye katılmıştır, ismini de burda veriyorum ve suç duyurusunda bulunuyorum kendisi hakkında. Defalarca elektrik verildi. Ayık kaldığım zamanlarda hatırladığım acıya alışmaya başladım ama etimin yanık kokusuna bir buçuk yıldır hala alışamadım. Bu koku işkencecilerimi de rahatsız ediyordu ki ara sıra kusanlar oluyordu aralarından.”

Devletin resmi haber ajansı Anadolu Ajansı TV kanalı TRT ve hükümete yakınlığı ile bilenen TV kanallarında Barış Dededağı’nın subay ve astsubaylara yönelik şiddet uyguladığına dair bir kısım görüntüleri yayınlamıştır.

SONUÇ

Türkiye’de işkence ve kötü muamele suçu özellikle 15 Temmuz 2016 tarihli askeri darbe girişimi sonrası sistematik hale dönüşmüştür. AKP hükümeti, AB uyum yasaları kapsamında insan haklarını korumaya yönelik yürürlüğe koyduğu yasaları, Anayasa ve Türk Ceza Kanunu hükümlerini, altına imza attığı uluslararası sözleşmeleri, AİHM içtihatlarını askıya almıştır. Hükümet yetkilileri, savaş dahil her şartta yasak olan işkence suçunu engellemek yerine bizzat güvenlik birimlerini bu yönde cesaretlendirecek teşvik edecek açıklamalar yapmıştır. 

Insan Hakları Kuruluşlarının hazırladıkları raporlar ve çalışmalar, binlerce işkence mağdurunun Türkiye’de hakkını arayamadığını ve işkence suçunu işleyenlerin cezasızlıkla ve hatta kimi zaman da terfilerle ödülledirildiklerini ortaya koymaktadır. Açılan soruşturmalar yeterli inceleme yapılmadan kapatılmaktadır. Açılan davalar yıllarca sürmekte adeta işkencecinin eylemlerine devam etmesinin önü açılmaktadır. Gözaltında ve cezaevlerinde işkence sonucu artan ölüm vakaları Türkiye’de insan hakları ihlallerinin geldiği durumu açıkça göstermektedir. 

AKP hükümeti Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere sahip çıkmalı insan hakları ihlallerini durdurmaya yönelik çaba göstermelidir. Sistematik işkence uygulanan güvenlik birimleri ve ceza ve tevkif evleri denetime açılmalıdır. İşkence suçunu cesaretlendirecek düzenlemeler ve açıklamalar yerine engellemeye yönelik yasal tedbirler alınmalıdır. Avukatların müvekkilleriyle daha sık ve özel görüşebilme imkanı sağlanmalıdır. İşkence iddialarının doktorlar tarafından daha dikkatli incelenmesini sağlayacak tedbirler alınmalı ve İstanbul protokolü uygulanmalıdır. Doktorlar gözaltındaki zanlıları mutlaka kolluk güçlerinin olmadığı ortamda muayene ederek rapor tanzim etmelidir. İnsan Hakları Örgütlerinin, Türkiye’de gerekli denetimleri yapabilmesinin önü açılmalıdır. İşkenceciler, işkence suçunu öven, örtbas eden veya teşvik edenler cezalandırılmalıdır.

TURKIYE’DE ISKENCE ARSIV CALISMASI

Iskenceci (Fail) Vazifesi (Rolu) Sehir Kurum Magdur Meslek Contact Aciklama (Iskence) Sayfa
1 Süleyman Soylu İçişleri Bakanı Ankara Emrindeki güvenlik birimlerine aleni şekilde şiddet kullanma ve işkence talimatı vermiştir Sayfa 5
2 Hakan Fidan  MİT Müsteşarı Ankara MİT müsteşarlığında aylarca işkence gören mağdurların anlatımları Hakan Fidan’ın işkenceli sorgu talimatını verdiğini göstermiştir. Sayfa 8
3 Halil İbrahim Dilek Em.Mdr.Yrd. Mersin Mersin TEM Şb. Gözaltındaki başkomiser Süleyman Akçin ve diğer emniyet mensuplarına işkence yapmıştır. Sayfa 14
4 Berat Günçiçek TEM Şb.Md.Yrd Mersin Mersin TEM Şb. Gözaltındaki başkomiser Süleyman Akçin ve diğer emniyet mensuplarına işkence yapmıştır. Sayfa 15
5 Zekai Aksakallı Genelkurmay Ankara Genelkurmay Kübra Yavuz Üsteğmen Gözleri bağlı halde 2 gün aç bırakıldı ve elektirik ile işkence yapıldı. Sayfa 24
6 İrfan Özsert Genelkurmay Ankara Genelkurmay Kübra Yavuz Üsteğmen Gözleri bağlı halde 2 gün aç bırakıldı ve elektirik ile işkence yapıldı. Sayfa 24
7 Alper Korkmaz Başkomiser İstanbul Beykoz İlçe Em.Mdlüğü Murat Fırat Astsubay SAT komandosu  TC no 39604233842 2006 devre başkomiser Alper Korkmaz’ın SAT komandolarına yaptığı işkence duruşma tutanaklarına geçti. Alper Korkmaz, SAT komandolarına ormanda günlerce ağır işkence yaptı.
Pek çok komandonun vücudunda iyileşmesi mümkün olmayan hasarlar meydana geldi.
Sayfa 28
8 Turhan Ecevit SAT Komutanı Amiral İstanbul Murat Fırat Astsubay SAT komandosu Murat Fırat’ın başına silah dayayarak ölümle tehdit etti ve polislere Fırat’a ekstra işkence yapılması yönünde telkinde bulundu. Turhan Ecevit’in işkenceye azmettirdiğini anlattı ifadeler mahkeme dosyasına girdi. Sayfa 29
9 Levent Bahadır SAT Yüzbaşı İstanbul Beykoz Murat Fırat Astsubay SAT komandosu İşkence yapılırken çekilen görüntüleri diğer şüphelilere göstererek şiddet uyguladı. Sayfa 28
10 Erdal Çerçi SAT Yüzbaşı İstanbul Beykoz Murat Fırat Astsubay SAT komandosu Darp etmek suretiyle işkence yaptı Sayfa 29
11 Uğur Günaslan SAT Üsteğmen İstanbul Beykoz Murat Fırat Astsubay SAT komandosu Darp etmek suretiyle işkence yaptı Sayfa 29
12 Burak Çelik SAT Astsubay İstanbul Beykoz Murat Fırat Astsubay SAT komandosu darp etmek suretiyle işkence yaptı Sayfa 29
13 Barış Dedebağı Binbaşı Ankara Spor Salonu Muhammet Tanju Poshor Çok sayıda askere gözaltı sırasında ağır işkenceler yaptı. Şiddet görüntüleri tv’lerde yayınlandı. Sayfa 30
14 Ahmet Gürbüz  Cumhuriyet Savcısı Antalya Antalya Başsavcılığı Eyüp Birinci öğretmen Günlerce ağır işkence gördü. Makatına cop sokulması suretiyle bağırsakları yırtıldı. Gözaltında kanamaları artınça hastanede ameliyat edildi Ailesine haber verilmedi. Eyüp Birinci, gözaltında olduğu sırada polislerin işkence yaptığını gerekçe göstererek şikayetçi olan ailenin dilekçesini örtbas etti polisler hakkında işlem yapmadı. İşkencenin devam etmesine yardım etti. Sayfa 13
15 Muhsin Türkeş Polis memuru Antalya KOM Şb. Antalya Emniyeti Eyüp Birinci öğretmen Polis memuru MuhsinTürkeş, Eyüp Birinci’ye gözaltında ağır işkence uyguladı. Birinci’nin makatına sert cisim sokarak bağırsaklarını yırtan polisler arasındaydı. Sayfa 13
16 Volkan Vural Bal Yüzbaşı, Genelkurmay Bsk. Ankara Genelkurmay Başkanlığı Üstçavuş Ömer Özdemir subay Fiziki darp Sayfa 24
17 Eşref Aktaş Savcı Trabzon Adliyesi Abdullah B. Savcı Aktaş, işkence gören bir mağdurun şikayeti üzerine açılan soruşturmada KHK gereği polislerin görevlerinden dolayı cezai sorumluluklarının olmadığına ve yargılanamayacağına hükmetti. Sayfa 11
18 Fatih Tezcan Gazeteci İstanbul Cemal Aslan, Abdulselam Aslan, Halil Aslan Gevaş, Köylü Van Gevaş Emniyet Müdürlüğü’nde işkence gören köylülerin fotoğraflarını yayınlayarak işkenceyi övmüş güvenlik birimlerini işkence suçuna teşvik etmiştir. İşkence gören şahısların daha sonra masum olduğu anlaşılmıştır. Sayfa 6
19 Mehmet Metiner AKP’li siyasetçi Ankara Metiner, TBMM Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı olduğu dönemde özellikle de Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik cezaevlerinden gelen işkence ve kötü muamele iddiaları konusunda inceleme ve araştırma yapmayacaklarını açıklamıştır. Sayfa 9
20 Yasin Demir TEM Şb.Md. Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü Diş Hekimi Erdem Ayyıldız, Öğretmen Harun Özdemir, Okul Müdürü Hasan Kobalay Diş Hekimi, Öğretmen, Okul Müdürü Mağdurların verdiği bilgilere göre; Yasin Demir, Kırıkkale TEM Şube Müdürü olduğu dönemde gözamtındaki şüphelilere ağır darp, tazyikli soğuk suyla yıkama, makata cop sokma gibi işkenceler yapmıştır. Sayfa 15
21 Gökhan Karagöz Emniyet Müdür Yrd. Zonguldak İl Emniyet Müdürlüğü Kubilay G. T.A. Ö.K. Polis Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5 ekim 2017 tarihli duruşmasında yargılanan şüpheliler kendilerine işkence yapan Karagöz ve Çakıroğlu’nun isimlerini açıkladı. Sayfa 17
22 Okan Çakıroğlu Emniyet Müdür Yrd. Zonguldak İl Emniyet Müdürlüğü Kubilay G. T.A. Ö.K. polis Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5 ekim 2017 tarihli duruşmasında yargılanan şüpheliler kendilerine işkence yapan Karagöz ve Çakıroğlu’nun isimlerini açıkladı. Sayfa 17
23 Tahir Darbazoğlu TEM Şb Amiri Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Binbaşı Emrah Ilgaz, Yüzbaşı Sadık Kazancı ve Pilot Üsteğmen Adem Kırcı ile birlikte 16 mağdur Darbazoğlundan şikayetçi oldu. Binbaşı Emrah Ilgaz, Yüzbaşı Sadık Kazancı ve Pilot Üsteğmen Adem Kırcı ile birlikte 16 mağdur Darbazoğlundan şikayetçi oldu. Sayfa 18
24 Elif Sümercan TEM Şb Amiri yrd. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Akın Öztürk ve diğer subaylar General Akın Öztürk başta olmak üzere gözamtındaki çok sayıda subaya ağır işkence uyguladı. Sayfa 18
25 Hacı Murat Dinçer TEM müdürü Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü Hacı Lokman Birlik ve ailesi politikacılar Hacı Lokman Birlik’in zırhlı araç arkasında sürüklenerek öldürülmesi talimatını verdi. Sayfa 20
26 Selami Altınok Eski İçişleri Bakanı Ankara Hacı Lokman Birlik ve ailesi Zırhlı araç arkasında sürüklenerek öldürülen Hacı Lokman Birlik’in ailesi Altınok’un işkence suçundan yargılanması için suç duyurusunda bulundu. Sayfa 20
27 Ali İhsan Su Eski Şırnak Valisi Şırnak Hacı Lokman Birlik ve ailesi Zırhlı araç arkasında sürüklenerek öldürülen Hacı Lokman Birlik’in ailesi Ali İhsan Su’nun işkence suçundan yargılanması için suç duyurusunda bulundu. Sayfa 20
28 Celal Sel Eski Şırnak emniyet Müdürü Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü Hacı Lokman Birlik ve ailesi Zırhlı araç arkasında sürüklenerek öldürülen Hacı Lokman Birlik’in ailesi Celal Sel’in işkence suçundan yargılanması için suç duyurusunda bulundu. Sayfa 20
29 Ekrem Gönül Güvenlik Şube Müd. Yard. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Perihan Pulat emekli yargı mensubu Perihan Pulat’ı darp ederek yaralayan polis Ekrem Gönül görevine devam etmektedir. Gönül yargılandığı mahkemede sadece 3 bin tl para cezasına çarptırılmıştır. Sayfa 21
30 Mahmut Çaça Tarsus İlçesi T Tipi Kapalı Kadın Cezaevi Müdürü Mersin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Kurumu Evin Şahin, Fadime Demir, Selvi Yılan, Yıldız Gemicioğlu, Helin Kaya, 56 Mahkum 56 kadın mahkûmun saçlarından sürüklenip darp edilmesi, tecavüzle tehdit edilmesi ve cinsel şiddete maruz kalması eylemlerinden sorumlu tutulmuştur. Sayfa 22
31 Enis Yavuz Yıldırım Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ankara Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Kurumu 56 Mahkum Mersin’de 56 mahkuma işkence yapan gardiyanlar ve cezaevi müdürü hakkında gerekli işlemleri yapmadığı gibi Türkiye’nin bir çok şehrindeki cezaevlerinde yaşanan işkencelerden sorumlu tutulmuştur. Sayfa 22
32 Volkan Akkuş Gardiyan Manisa T Tipi Cezaevi Ceza ve Tevkif Evleri Ercivan Özcan Tutuklu Ercivan Özcan’a işkence yapan, sol kolunu omuzdan dirseğe kadar parçalayan gardiyanlar Volkan Akkuş ve Özgür Kutlu yargılandı ve işkence suçundan 5’er yıl hapis cezasına çarptırdı. Memuriyetten atıldılar. Sayfa 22
33 Özgür Kutlu Gardiyan Manisa T Tipi Cezaevi Ceza ve Tevkif Evleri Ercivan Özcan Tutuklu Ercivan Özcan’a işkence yapan, sol kolunu omuzdan dirseğe kadar parçalayan gardiyanlar Volkan Akkuş ve Özgür Kutlu yargılandı ve işkence suçundan 5’er yıl hapis cezasına çarptırdı. Memuriyetten atıldılar. Sayfa 22
34 Ümit Tatan Özel Hava Alay Komutanı Albay Ankara Genelkurmay Mehmet Sağlam veHüseyin Çakıroğlu Subay Sağlam ve Çakıroğlu kendilerine yapılan işkencedan sorumlu tuttukları Ümit Tatan’dan mahkemede şikayetçi oldu. Sayfa 25
35 Bayram Kantık 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ankara Adalet Bakanlığı Sezgin Güney Subay Anlatılan işkence iddialarının tutanaklara geçmesine ve tutukluların bu konuda açıklama yapmasına izin vermedi. Sayfa 24
36 Cem Karaca  14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İstanbul Adalet Bakanlığı Sadık Cebeci Subay Tutuklu sanığın gördüğü işkenceyi mahkeme tutanağına geçirmedi. Sayfa 25
37 Fatih Karakuş İstanbul Başsavcı Vekili İstanbul Adalet Bakanlığı Sadık Cebeci Subay Tutuklu sanığın işkence gördüğünü anlatmasına izin vermedi Sayfa 25
38 Oktay Kapsız Marmaris İlçe Emniyet Md. Yrd. Muğla İl Emniyet Müdürlüğü Murat Konuş Oktay Kapsız, İstanbul’da görev yaptığı sırada gözaltında Murat Konuş isimli zanlıyı işkence ile öldürmek suçundan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Cezaya rağmen halen görev başındadır. Sayfa 11
39 Ramazan Adıgüzel İstanbul Asayiş Şube İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Murat Konuş İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, gözaltındaki Murat Konuş’u işkence ile öldürdükleri gerekçesiyle olaydan yaklaşık 10 yıl sonra tutuksuz yargılanan polisler Oktay Kapsız, Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk ve Abdülcelil Karadağ’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, buna rağmen tutuklama kararı vermedi. Polisler görevlerine devam etti. Sayfa 12
40 Murat Ertürk İstanbul Asayiş Şube İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Murat Konuş İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, gözaltındaki Murat Konuş’u işkence ile öldürdükleri gerekçesiyle olaydan yaklaşık 10 yıl sonra tutuksuz yargılanan polisler Oktay Kapsız, Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk ve Abdülcelil Karadağ’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, buna rağmen tutuklama kararı vermedi. Polisler görevlerine devam etti. Sayfa 12
41 Abdülcelil Karadağ İstanbul Asayiş Şube İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Murat Konuş İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, gözaltındaki Murat Konuş’u işkence ile öldürdükleri gerekçesiyle olaydan yaklaşık 10 yıl sonra tutuksuz yargılanan polisler Oktay Kapsız, Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk ve Abdülcelil Karadağ’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, buna rağmen tutuklama kararı vermedi. Polisler görevlerine devam etti. Sayfa 12
42 Cem Küçük Gazeteci İstanbul Diyarbakır Barosu İşkenceyi övmek ve bu suçu işlemeye tahrik’ suçlamasıyla hakkında soruşturma açılmıştır. Sayfa 25
43 Fuat Uğur Gazeteci İstanbul Diyarbakır Barosu İşkenceyi övmek ve bu suçu işlemeye tahrik’ suçlamasıyla hakkında soruşturma açılmıştır. Sayfa 25
44 Emre Soylu Milletvekili danışmanı Mersin M.E.C- Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Polislerden işkence gören zanlının fotoğraflarını paylaşarak işkenceyi övdüğü gerekçesiyle hakkında soruşturma açılmıştır. Sayfa 27
45 Ali Türkşen Emekli Albay İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan Beykoz Sat Komutanlığı binasında subaylara işkence yapmıştır. Sayfa 27
46 Erme Onat Emekli Binbaşı İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan Beykoz Sat Komutanlığı binasında subaylara işkence yapmıştır. Sayfa 27
47 Bülent Kuru Emekli Astsubay İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan Beykoz Sat Komutanlığı binasında subaylara işkence yapmıştır. Sayfa 27
48 Ercan Kireçtepe Tuğamiral,SAT Komutanı İstanbul Tahsin İşlekel, Metin Bircan Beykoz Sat Komutanlığı binasında subaylara işkence eylemlerine katılmıştır. Sayfa 29

 

 

Referanslar

1- “Talimatı böyle verdi: Lime lime edin! İbret olsun diye bunların resimlerini paylaşacağız”, Milliyet, 09 Nisan 2020,
https://www.milliyet.com.tr/gundem/talimati-boyle-verdi-lime-lime-edin-ibret-olsun-diye-bunlarin-resimlerini-paylasacagiz-6184695

2-  ‘Terörist’ diye işkence edilen köylüler serbest bırakıldı, Evrensel, 15 Hasiran 2017, https://www.evrensel.net/haber/323661/terorist-diye-iskence-edilen-koyluler-serbest-birakildi

3-  “Van’da işkence gören vatandaşların avukatından suç duyurusu”, Atkifhaber, 21 Haziran 2017,  http://aktifhaber.com/gundem/vanda-iskence-goren-vatandaslarin-avukatindan-suc-duyurusu-h99267.html

4-  “İşkenceye ödül gibi ‘ceza’!”, Yeniyaşam, 23 Haziran 2020, http://yeniyasamgazetesi2.com/iskenceye-odul-gibi-ceza/

5-  “Soylu’nun ‘terör destekçisi’ dediği Abdi Amca beraat etti,  Bakanlık tazminat ödeyecek”, TR724, 16 Şubat 2019, https://www.tr724.com/soylunun-teror-destekcisi-dedigi-abdi-amca-beraat-etti-bakanlik-tazminat-odeyecek/

6- “İstanbul Barosu’dan Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu”, Sözcü, 5 Ocak 2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/istanbul-barosudan-suleyman-soylu-hakkinda-suc- duyurusu-2160988/

7- “Baro başkanlarından Süleyman Soylu için ‘işkence’ suçlamasıyla suç duyurusu”, GazeteDuvar, 25 Haziran 2020, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/06/25/baro-baskanlarindan-suleyman-soylu-icin-iskence-suclamasiyla-suc-duyurusu

8- “Cumartesi Anneleri ve İHD’den Süleyman Soylu hakkında suç duyurusu”, Dokuz8haber, 10 Eylül 2018, https://dokuz8haber.net/gundem/cumartesi-annelerinden-suleyman-soylu-hakkinda-suc- duyurusu/

9- AST Raportörlerinin MİT tarafından Kaçırılan A.G. Z.B. ve İ.S ile yaptığı Temmuz 2018 tarihli mülakatlar. “Türkiyede Sistematik İşkence ve Kötü Muamele”, AST, 6 November 2019, https://silencedturkey.org/turkiyede-sistematik-iskence-ve-kotu-muamele

10- “AKP’li Metiner’den vahim sözler: İşkence’ye inceleme yok”, Cumhuriyet, 3.10.2016  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/608880/AKP_li_Metiner_den_vahim_sozler__iskenceye_inceleme_yok.html

11- “Emniyet’ten ‘gizli’ talimat iddiası: Gözaltı birimlerini uygun hale getirin”, Agos, 09.09.2016, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16504/emniyet-ten-gizli-talimat-iddiasi-gozalti-birimlerini-uygun- hale-getirin

12- “Savcı işkence suç duyurusunu KHK’ye dayanarak reddetti”, Evrensel, 16.01.2017, https://www.evrensel.net/haber/304217/savci-iskence-suc-duyurusunu-khkye-dayanarak-reddetti

13-“İşkenceci polisler: Müebbet var tutuklama yok”, T24,11 Temmuz 2019,
https://t24.com.tr/haber/iskenceci-polisler-muebbet-var-tutuklama-yok,830080

14- “İşkenceci polise devlet töreniyle veda”, gazeteduvar, 26 Aralık 2019, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/12/26/iskenceci-polise-devlet-toreniyle-veda

15- “İşkence yapıp öldürmüşlerdi, 4 polise disiplin cezası bile yok”, Aktif Haber, 28 Aralık 2019 http://aktifhaber.com/gundem/iskence-yapip-oldurmuslerdi-4-polise-disiplin-cezasi-bile-yok- h141111.html

16- “Antalya Emniyeti’nde korkunç işkence”, Zaman Australia, 7 Ağustos 2016, https://zamanaustralia.com/2016/08/antalya-emniyetinde-korkunc-iskence/

17- “KHK’lar gözaltında işkenceyi kolaylaştırdı”, Agos, 25.10.2016, 
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16827/khk-lar-gozaltinda-iskenceyi-kolaylastirdi

18- İşkence tutanağı , Magduriyetler, 22 Ock 2017, http://magduriyetler.com/2017/01/22/iskence- tutanagi/

19- Filistin askısından tecavüze mahkeme tutanaklarında Mersin Emniyeti işkenceleri, Bold Medya, 09.02.2019, https://boldmedya.com/2019/02/09/filistin-askisindan-tecavuze-mahkeme- tutanaklarindan-mersin-emniyeti-iskenceleri/

20- Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi 16.2.2017 tarihli 3. Celse 35 sayfalık duruşma tutanağı

21- “Police chief nicknamed ‘Angel of Death’ who ran torture sites in Turkey unmasked in court testimony”, Nordic Monitor, 20 September 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/09/police-chief-nicknamed-as-angel-of-death-who-run- torture-sites-in-turkey-unmasked/

22- “Akın Öztürk’ü çırılçıplak soyup işkence yaptılar; polisler bile dayanamadı…” TR724, 20 Temmuz 2017, https://www.tr724.com/akin-ozturku-cirilciplak-soyup-iskence-yaptilar-polisler-bile- dayanamadi-video/

23- “Police chief nicknamed ‘Angel of Death’ who ran torture sites in Turkey unmasked in court testimony”, NordicMonitor, 20 September 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/09/police- chief-nicknamed-as-angel-of-death-who-run-torture-sites-in-turkey-unmasked/

24- “Erdoğan’ın 12 koruması hakkında ABD’de tutuklama kararı”, T24, 15 Haziran 2017, https://t24.com.tr/haber/erdoganin-12-korumasi-hakkinda-abdde-tutuklama-karari,409219

25- “Police in Turkey adopt ISIS tactics in torture, see women and girls as sex slaves”, Nordic Monitor, 4 August 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/08/police-in-turkey-adopted-isis-tactics-in- torture-saw-women-and-girls-as-sex-slaves/

26- “Hacı Lokman Birlik’i katleden polislere emri veren Şırnak TEM şube müdürü”, Sendika.org, 24 Nisan 2016, https://sendika63.org/2016/04/haci-lokman-birliki-katleden-polislere-emri-veren- sirnak-tem-sube-muduru-345622/

27- “Perihan Pulat’ı darp eden polis pişkinlikte sınır tanımadı: ‘Ayağı kayıp yere düşmüş’”, Gazete Yolculuk, 10-02-2019, https://www.gazeteyolculuk.net/perihan-pulati-darp-eden-polis-piskinlikte- sinir-tanimadi-ayagi-kayip-yere-dusmus

28- “Tarsus Cezaevi’ndeki işkence Adalet Bakanına soruldu: ‘Kadınlar tecavüzle tehdit edildi’”, İlerihaber, 11-08-2017, https://ilerihaber.org/icerik/tarsus-cezaevindeki-iskence-adalet-bakanina- soruldu-kadinlar-tecavuzle-tehdit-edildi-74966.html

29- “Kadın Mahpuslar Dövüldü; Koğuşta Yemek Yetmiyor, Su Çamurlu Akıyor”, Bianet, 04 Temmiz 2017, http://bianet.org/bianet/insan-haklari/188002-kadin-mahpuslar-dovuldu-kogusta-yemek- yetmiyor-su-camurlu-akiyor

30- “OHAL’de işkenceyi belgedi, işkencecileri memuriyetten attırıp hapse mahkum ettirdi”, Bold Medya,28-11-2019, https://www.boldmedya.com/2019/11/28/ohalde-iskenceyi-belgedi- iskencecileri-memuruyetten-attirip-hapse-mahkum-ettirdi/

31- “15 Temmuz ÖKK davasında işkence tartışması”, OdaTV, 15.08.2018, https://odatv4.com/ajandasina-mado-yazinca…-15081845.html

32- “Mahkeme darbeden sonra ilk kez işkencecilerin peşine düştü: Adreslerini istedi”, Ahval, 22 Haziran 2018, https://ahvalnews.com/tr/iskence/mahkeme-darbeden-sonra-ilk-kez-iskencecilerin- pesine-dustu-adreslerini-istedi

33- “Darbe girişiminden yargılanan binbaşı, Aksakallı ve Tatan’dan şikayetçi oldu”, Hürriyet,06.02.2017, https://www.hurriyet.com.tr/darbe-girisiminden-yargilanan-binbasi-aksakal- 40357733

34- “FETÖ’cü albaya mahkemede tokat gibi yanıt: Bu taktik sökmez!”, Sabah,1.6.2017, https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/06/01/fetocu-albaya-mahkemede-tokat-gibi-yanit-bu- taktik-sokmez

35-  “İşkence dosyaları işkencecileri ömür boyu takip edecek”, TR724, 23 Ekim 2016, https://www.tr724.com/iskence-dosyalari-iskencecileri-omur-boyu-takip-edecek/

36- “İşkence çağrısı yapan Cem Küçük hakkında suç duyurusu”, Gazete Karınca, 13 Aralık 2017, https://gazetekarinca.com/2017/12/iskence-cagrisi-yapan-cem-kucuk-hakkinda-suc-duyurusu/

37- “İşkenceyi teşvik eden Cem Küçük dünya gündeminde”, TR724, 23 aralık 2019, https://www.tr724.com/iskenceyi-tesvik-eden-cem-kucuk-dunya-gundeminde/

38- “İşkenceyi öven MHP’li danışman Emre Soylu hakkında suç duyurusu”,Evrensel, 8 Haziran 2020, https://www.evrensel.net/haber/406575/iskenceyi-oven-mhpli-danisman-emre-soylu-hakkinda- suc-duyurusu

39- “Ahmet Nesin, işkence dosyasını açtı: ‘Daha çok özür dileyeceksin Ali Türkşen’”, Ahval, 4 Eylül 2019, https://ahvalnews.com/tr/iskence-iddialari/ahmet-nesin-iskence-dosyasini-acti-daha-cok- ozur-dileyeceksin-ali-turksen

40- “Navy special ops officer who helped evacuate Turks from Lebanon was brutally tortured in Turkey”, Nordic Monitor, 29. Ağustos 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/08/the-navy- seal-member-who-helped-evacuate-turks-from-lebanon-were-brutally-tortured-in-turkey/

41- “Head of operations at NATO-led KFOR tortured in Nazi-like camp in Turkey”, Nordic Monitor, 8 September 2020, https://www.nordicmonitor.com/2020/09/head-of-operations-at-nato-led-kfor- tortured-in-nazi-like-camp-in-turkey/

42- “İşte Kahraman Binbaşı Barış Dedebağı’nın darbe günü çekilen yeni görüntüleri”, Dailymotion, “İşte Kahraman Binbaşı Barış Dedebağı’nın darbe günü çekilen yeni görüntüleri”, Dailymotion,  https://www.dailymotion.com/video/x4rp5ya

 

 


Widget not in any sidebars

Donate Now

 

Read more

ERDOGAN’S LONG ARMS: ABDUCTIONS IN TURKEY AND ABROAD

 

The Origins of the Problem

Turkey’s struggle to draw the country more in line with the pillars of the European Union faced a long and accelerating slide. The country’s Freedom in the World score has been in free fall since 2014 due to an escalating series of assaults on the press, social media users, protesters, political parties, the judiciary, and the electoral system, as President Recep Tayyip Erdoğan fought to impose personalized control over the state and society in a deteriorating domestic and regional security environment.

Turkey’s drift into the grip of authoritarianism began before the failed 2016 coup. The government’s heavy-handed response to nationwide Gezi Park protests in 2013, the start of a purge against members Gülen community after the corruption investigation in December 2013 paved the way for the emergence of an illiberal government. Many observers and experts pinpoint this year, 2013, as the major turning point for Turkey’s drift away from liberal democracy. The steady descent into an autocratic system leads to the full breakdown of the rule of law, judicial independence, and corrosion of the integrity of Turkey’s bureaucratic institutions following the sweeping purge after the failed coup attempt in 2016.

The signs of the conflict first came to surface after Erdoğan made clear his intentions to establish a more authoritarian rule with the powers vested by the 2011 referendum. The battle lines were drawn after the infamous graft operations of 17 and 25 December, in 2013, where prosecutors rounded up some politicians and businessmen who were under surveillance in a longitudinal investigation. Erdoğan said the corruption files were nothing but a sham, perpetrated by the Gülen movement as a soft coup in line with the interests of the foreign powers, which were envious of the Turkish rise as a global power.

Hizmet had long been hailed as the soft power for the country with its huge focus on education and humanitarian aid activities as well as interfaith dialogue efforts. “Gülen schools portrayed Turkey as a mystical but adaptable and open-minded country, and became a place for building intimate connections with elites and their children in dozens of countries.” Erdoğan used the movement’s international prevalence as a proof for his claim that it became the tool for the foreign powers.

When President Goes to War

Erdoğan has vowed on many occasions to uproot the Gülen Movement wherever it is. He did everything in his capacity, banking on the state power, and striking new partnerships with his old enemies against the Hizmet, which Erdoğan started calling the Parallel Structure. Erdoğan declared a “witch-hunt” against the movement, purging Gülen’s followers from public services, crippling its media power, erecting red-tape obstacles, cowing its institutions and companies with interminable inspections, etc. Finally, on July 15, 2016, a coup attempt, which Erdoğan declared Hizmet as the main perpetrator and used this argument to justify his undemocratic measures.

Erdoğan said: “Neither in the East nor in the West is a single member of this organization comfortable as before, nor will they be. If not today, then tomorrow, one day every member of the FETO traitors’ front will pay for his treason against the country and the nation.2 ” FETÖ, the abbreviation for the Fetullahist Terror Organization, was chosen by him to demonize the movement.

A Cultural Genocide

Erdoğan was not simply flapping his jaws. He has already been doing everything to make life unbearable for the Gülen followers inside the country. The coup attempt, which the Hizmet never claimed involvement in and renounced from the first moment, gave him an unquestionable and unchallenged excuse to completely disregard the current laws, as well as some international laws like the Universal Declaration of Human Rights, under a state of emergency. What ensued was a witch hunt at an unprecedented frantic intensity.

According to the research conducted by the AST as of February 2020, investigations have been carried out on more than 610,000 people. The number of people arrested as a result of these investigations has already gone above 160,000 and counting. Currently, about 63,000 political prisoners are behind bars in the Turkish prisons. A total of 780 children are inside these overcrowded prisons, where their mothers endure agonizing troubles to raise them. 6,021 academics were expelled from their universities; whereas 15 private universities, which had affiliations with the Hizmet were shut down. 3,003 schools and dormitories were closed, millions of books were burned. Roughly 200 media outlets were seized and were either converted to pro-government mouthpieces or muzzled completely. 161 journalists were imprisoned. 4,463 judges or prosecutors were dismissed from public service and some were incarcerated. Tens of thousands of polices officers were axed. The licenses of 1,539 attorneys are currently under trial and 580 of them are in jail. 11 people died under arrest or during interrogation. 93 prisoners were killed due to torture and ill-treatment.

Globalizing the Theatre of War

Erdoğan also attempted to convince countries through carrot and stick policies or more diplomatic means to join his personal fight and do the same to the Hizmet members within their borders without heeding too much about what the rule of law by its very own nature requires. Various governments didn’t hesitate to jump on the bandwagon and yielded to the diplomatic pressure from Erdoğan to arrest and deport members of the Gülen Movement active in their countries. Angola, Azerbaijan, Bahrain, Bulgaria, Georgia, Indonesia, Kazakhstan, Lebanon, Malaysia, Morocco, Myanmar, Pakistan, Qatar, Saudi Arabia, Sudan, and Turkmenistan are some of these countries. In some countries, like Myanmar, Kosovo, Kazakhstan, and Sudan, the countries didn’t even follow their own laws while carrying out the deportations. In some countries, the local intelligence agencies cooperated to seize Gülen followers, while in some others, Turkey’s National Intelligence Agency (MİT) didn’t even need to ask for permission to stage an operation.

In Azerbaijan, Bahrain, Bulgaria, Malaysia, and Pakistan, the domestic authorities blatantly violated international laws by deliberately deporting or letting Turkish intel agents kidnap Erdoğan’s opponents, who had applied for asylum or had UN protection against persecution.

Vicious Methods Inside the Country and Abroad

Although ascertaining the exact number is not easy, an estimated total of 130 people (refer to AST’s research) were abducted inside and outside Turkey through nefarious methods, brushing away even the most basic rights to fair trial and defense. Some of these people whisked away abroad by clandestine operations, were under the protection of the United Nations. They were subjected to heavy tortures, made to sign fake testimonies, turned into the living dead, and even murdered. Ankara was even accused of exploiting the Interpol system by submitting extradition requests for over 40,0003 individuals with arbitrary terror charges, revoking passports of the dissidents who struggle to survive as expats, issuing arrest warrants on fake accusations, etc. MİT organized covert operations to abduct and bring to Turkey mostly people with alleged ties with the Gülen movement, sometimes in collaboration with the relevant authorities of the country and in some other cases without even bothering to inform them.

Inside the country, certain figures were abducted in broad daylight. 29 people (refer to AST’s research) were registered as victims of enforced disappearance. A majority of these people were released, while some are feared to have been killed since no news has been heard from them for years now. Some of the survivors found the courage to tell the gory details of the torture they had been subjected to. Almost all of the people who were turned over to the police and were arrested show signs of heavy physical and psychological damage.

The Scope of the Report

The report consists of three parts. The introductory part will first offer a consolidated approach towards the nature of the war Turkish State has initiated against the Gülen movement, with an emphasis on Erdoğan’s passion for vengeance which has exacerbated the conditions for the Gülen followers. A thorough discussion over the abductions and enforced disappearances within the framework of international law will also be presented in the first part.

The second part will shed light on how the Erdoğan administration extended its operations against the Gülen movement followers all around the world by stipulating and examining all known cases around the world. The third part will deal with the enforced abductions in Turkey, also called the Black Transporter cases.

Part 1- Introduction

It is no secret that Turkey’s authoritarian political Islamist regime, headed by the ruling Justice and Development Party (AKP) and its ruler Recep Tayyip Erdoğan, has long been suppressing opposition in the country. Hand in glove with the shady elements of the country’s former powerhouses, its fight against any kind of political dissent has been carried out through harsh measures that have often invoked the dark memories of the witch hunts of the Middle Ages.

As revealed in a myriad of incidents, the actions engaged by the Turkish state to squelch and muzzle the critics include a list of the most baleful forms of crimes against humanity. Hate crimes such as defamation and libel gush out in torrents every day from a colossal propaganda machine against any segment of the society that dares to position itself opposite the government. Once shunned as a despicable act even for the nation’s intelligence agency, profiling has become a daily routine of not only state institutions, but also some non-governmental organizations. The profiling files are published in national media outlets as if it is a most ordinary thing. Open or covert threats, physical attacks, and torture in the name of the state and for the “holy” purpose of saving the dignity of Erdoğan’s position are no longer counted as crimes. Nor is this all: those who use force towards this aim are revered and rewarded.

Among all these sinister crimes, this report will attempt to throw light upon one of the most contemptible, one that the state has been relentlessly committing recently under orders of Erdoğan: forced disappearances, abductions, and quid pro quo renditions of the dissidents in Turkey and abroad. It will also attempt to show how the autocratic regime has been employing state institutions as well as what appear to be non-governmental organizations (NGOs) as visible actors in the process of its persecutions.

Besides the fact that the magnitude of such efforts to silence, persecute the dissenting voices has not abated within the borders; the Turkish state has also escalated its cross-border operations against the dissenters. These unbridled and often reckless actions have caused in many cases problems in relationships with other governments since such engagements are a clear violation of international treaties. Such actions are considered a direct interference in other countries’ domestic affairs, as well as an unconcealed denial of their national sovereignty.

It goes without saying that these clandestine operations also pose a crime against humanity, and, as evident in the UN practices in similar cases, may become subject to international tribunal proceedings. Unfortunately, in this sense, Turkey has descended to become a part of the club of countries which hardly respect the foreign jurisdictions while conspiring against persons or communities they deem the enemy. North Korea stands out as a notorious example, as it uses enforced disappearances, abductions, renditions, and assassinations of political opponents as an ordinary practice to eradicate the figures it finds “inconvenient” for its stability. How unfortunate it is to see the public indifference in Turkey as Erdoğan steers the country, which had once been a regional model for its seemingly successful combination of Islam and democracy, towards the path of the most oppressive regimes of the world, with such despicable and inhumane actions of enforced disappearances, torture and murder.

An enforced or involuntary disappearance is a direct assault on human rights, which cannot be legitimized on any grounds in terms of international law. Neither can it be conceivably acceptable in terms of humanity and conscience. The Declaration on the Protection of All Persons from Enforced Disappearance provides a satisfactory definition for this crime. Proclaimed by the UN General Assembly in its resolution 47/133 of 18 December 1992 as a body of principles for all States, the declaration defines an enforced disappearance as incidents in which “persons are arrested, detained or abducted against their will or otherwise deprived of their liberty by officials of different branches or levels of Government, or by organized groups or private individuals acting on behalf of, or with the support, direct or indirect, consent or acquiescence of the Government, followed by a refusal to disclose the fate or whereabouts of the persons concerned or a refusal to acknowledge the deprivation of their liberty, which places such persons outside the protection of the law”.4 How can one justify such a vicious act?

What is even worse is that the Turkish authorities have only rarely repudiated extreme and illegal measures to silence the opposition. On the contrary, the top government officials have boasted of them to win the favor of the masses for domestic political gains. Even bureaucrats from security and intelligence units have embraced such practices. The Turkish media, which has almost completely become a subservient tool of the government and a loyal amplifier to propagate Erdoğan’s messages to the masses, is brimming with success stories of how people are beaten and snatched in front of their children and wife or with “delightful” details of how these “bad guys” were whisked away from a foreign country — with or without the cooperation of the officials of that country — as if they were not talking about the devastation of real lives, but rather narrating fictional spy thrillers.

This report aims to put a particular focus on these devastated lives: to examine abductions and enforced disappearances by the Turkish state inside and outside its borders. It tries to include as many cases as possible by resorting to open resources, as well as by trying to get access to the personal accounts of those who survived.

Background

The Erdoğan’s regime has traditionally made the capital of such shady methods to attack its enemies and the groups it sees detrimental to its core establishment. The Kurdish opposition, for instance, has long been a usual target for surreptitious assaults and assassinations. Likewise, leftist groups, communists, and Alevites have also been subjected to similar underhanded actions. During its fight to exterminate the Kurdish separatist insurgency, thousands of victims were vanished, especially in eastern and southeastern Anatolia. Even today, two decades after their disappearance, the mothers of abducted and most likely killed children meet every Saturday in İstanbul to ask for at least a graveyard for their children. In recent years, however, the main victims of the extrajudicial practices have been the members of the Gülen movement or Hizmet.

Gülen movement’s supporters mostly agreed with AKP’s policies that strengthened the country’s democratic institutions while forcing the anti-democratic elements of the established state to retreat. However, as Erdoğan became increasingly more enthusiastic to fill the void left behind by the defeated ancient régime with his own dictatorial desires, the relations between the two groups deteriorated. Erdoğan accused Hizmet of perpetrating a plot to topple his government in December 2013 with two graft operations that implicated some businessmen close to him as well as a few members of his government and started a massive campaign against the movement.

Here, a paragraph must be inserted to briefly recall the dramatic overturn of the relations between the AKP and Hizmet, which also marks the time when the country started severing its already flimsy connections with the rule of law. When Erdoğan’s network of shady relations was laid bare by the corruption operations, the politician promptly declared that his government was under attack by the global powerhouses which didn’t want Turkey’s rise again as a regional actor and that these secret organizations assigned Hizmet to finish off his party, the only hope for the revival of the old magnificence of the country. His declaration paved the way to justify his undemocratic measures and dark propaganda against members of the movement. In just a couple of days, he changed his rhetoric utterly from praising how aloof a movement of sincerity and devotion the Hizmet is, to how fiendish a demon it actually is and that it is responsible for all evil in the country. Erdoğan said Hizmet volunteered to become a puppet of the nation’s foreign enemies and so it is also the enemy of the people and for this very reason, a total annihilation would be good for everyone. This reasoning, inspired suddenly by the corruption cases, interestingly convinced Turks, possibly owing to the extremely loyal media power Erdoğan has and to the general inclination of ordinary Turkish people towards accepting conspiracy theories. The further away the conspiracy theories are from reality, the more credible they become, especially when they are repeated by such a powerful figure as Erdoğan. The politician lost no time in hitting the roads and started public rallies all around Turkey, sometimes in three different cities in a single day, to tell the same lies to the masses, while every single message from his mouth was multiplied by the media to reach millions over and over again. At the same time, the prosecutors and law enforcement officers who had participated in the corruption operations were either demoted or assigned to insignificant units, contrary to current laws. Erdoğan’s next step would be to seek cooperation against the common enemy with the former actors of the deep state, who had been forced to retreat after their coup plans were exposed.

A systematic and sweeping purge of the critical figures in the state bureaucracy ensued; the victims were largely the people affiliated with the movement. Following the failed coup of July 15 in 2016, which Erdoğan blamed on Hizmet and its leader, the purge became even more widespread, and the methods turned more vicious.

Hizmet had been labeled as a terror organization by Erdoğan’s cabinet as per the recommendations of the National Security Council (MGK), a still powerful unit of the former regime, but a considerable portion of the domestic public opinion was still in favor of Hizmet, as the movement had always praised peace over violence, dialogue over conflict and education over everything else. Gülen had frequently maligned anyone resorting to terror in the name of Allah as non-believers and the most dangerous enemies of Islam; therefore, many were still shrugging off Erdoğan’s defamation campaigns and his continuous attributions of terror to Gülen and his followers. But after the July 15th botched coup attempt, with the help of a torrential flood of a one-sided narration of the coup details, it didn’t take long until public opinion completely turned against Hizmet and its leader, even though they were disavowing the coup repeatedly from the first moment on. With the help of an enormous public outrage against anything and anyone related to the Gülen movement, Erdoğan found the strength and excuse to disregard any obligation to stick to laws, fairness, and mercy. When he shouted in public rallies that all Hizmet followers must be exterminated, he got applause. When he ordered the plunder of the properties of Hizmet members, he got cheers. When he asked people to snitch on their relatives and friends from Hizmet, he got standing ovations.

Profiling and persecution of members of the Gülen movement was now not only a leisure pursuit of ordinary people, but also a task assigned to the state’s institutions, government agencies, AKP bureaus, and elected and appointed local administrators from governors to chiefs of villages.

Embassies were also commissioned with coordinating the profiling and spying activities on the expat members of the Hizmet movement. These missions included a variety of operations from mere intelligence gathering and stalking to threatening, harassing, and even physically assaulting the critics of Erdogan. It is quite likely that embassies have also been actively involved in the preparation and logistics phases of abductions and renditions. The mastermind and executer of the operations was Turkey’s main spy body, the National Intelligence Organization (MİT). The Presidency for Turks Abroad and Related Communities (YTB), as well as the Turkish Cooperation and Development Agency (TİKA), were also active participants in the covert intel operations around the world.

Ironically, the Religious Affairs Directorate (Diyanet) also joined the lynch party as a voluntary contributor to the assignment by the MİT to identify people critical of Erdoğan within expat communities, in clear contradiction to the obligatory assignment by the religion to help these people become brothers and friends.

Turkish preachers from the Turkish-Islamic Union for Religious Affairs (DİTİB) have been actively employed in these intelligence-gathering activities at the government’s request. Even though these were initially said to be “false media claims,” Secretary-General Bekir Alboğa later confessed that “a few” imams provided information to the Presidency of Religious Affairs.

Furthermore, as per later news, German police investigations revealed that these accusations may only be the tip of the iceberg, meaning that such efforts could be taking place across Europe, such as the Netherlands, Switzerland, and Belgium.

State-run news companies, Anatolia News Agency (AA) and Turkish Radio and Television Corporation (TRT), spared no effort to follow the dissenting figures and make sensational stories about them in the countries where they operated. The Yunus Emre Institute and the Maarif (Education) Foundation, which acted hand in glove with the Turkish government to forcibly seize the educational institutions built and operated by the Hizmet movement in various countries, were also active participants in the clandestine warfare against the Gülen movement across the world.

Last but not least, government-funded private think tanks and organizations like the Union of European Turkish Democrats (UETD), the Foundation for Political, Economic and Social Research (SETA), and the Turkish Heritage Organization, must be counted among the essential actors. They organized panels, conferences, and events, as well as issued a variety of publications, to disseminate ideas designed to bleach the government’s extrajudicial, arbitrary, and inhumane actions as inevitable measures taken at extraordinary times. They have also vied to garner support for Erdoğan and his party among Turkish communities while at the same time collecting information about the owners of the voices against Erdoğan within these communities.

Based on such underhanded investigations and espionage, the Erdoğan’s regime would first ask the rendition of its critics from the countries they were lawfully residing in. Depending on the nature of its relations with them, Turkey first asks through legitimate channels for the deportation of the people it is seeking. If this step proves unsuccessful, Turkey then attempts to offer bribes or use its influence to pressure these countries to hand over the wanted persons. The different milestones of this path are formulated in a report by the EU’s Open Dialogue Foundation: “When non-democratic states do not succeed in attaining extradition by legitimate methods, extra procedural forced expulsions (case of the employees of the Turco-Moldovian lyceum Orizont) or abductions (case of Vladimir Yegorov, Aleksandr Frantskevich, Murdali Khalimov) of the wanted persons often take place. Such actions are implemented on the basis of cooperation between the law-enforcement agencies and special services of both states, in secret, without observing lawful procedures, thus depriving persons of the opportunity to defend their interests in court (cases of Abdullah Büyük, Aminat Babayeva, Yusuf İnan, Salih Zeki Yiğit, Alma Shalabayeva, Muratbek Tungishbayev, Zhaksylyk Zharimbetov).

Enforced Disappearances in International Law

Enforced disappearances have universally been categorized as some of the most heinous crimes that can possibly be committed by malicious state actors. All relevant instruments of international law expressly forbid enforced disappearances, given that the act entirely circumvents avenues of due process while inflicting undue trauma upon both the abducted and the relatives of the abducted.

In a straightforward definition of “forced disappearance”, the Convention on the Forced Disappearance of Persons states, “forced disappearance of persons is… a grave and abominable offense against the inherent dignity of the human being.” The Convention also adds, “forced disappearance of persons violates numerous non-derogable and essential human rights” and reaffirms that the systematic practice of disappearance “constitutes a crime against humanity.” The International Criminal Court expands upon this definition of enforced disappearance, detailing it as the “arrest, detention or abduction of persons by, or with the authorization, support or acquiescence of, a State or a political organization, followed by a refusal to acknowledge that deprivation of freedom or to give information on the fate or whereabouts of those persons, with the intention of removing them from the protection of the law for a prolonged period of time.”
Finally, one of the most recent instruments of international law, the 2006 Convention on Enforced Disappearance, Article 1, provides an indubitably worded right to all persons:

“No one shall be subjected to enforced disappearance.”

A signatory to the United Nations’ Conventions, the Republic of Turkey has violated international laws and the human rights of its victims in all countries detailed in this report. Furthermore, the Turkish administration has utilized baseless national security arguments to justify its egregious behavior across the world. The Turkish government’s unabashed attempts to terrorize Turkish nationals across the world has violated the sovereignty of states in 16 known cases detailed here. International law prohibits the use of enforced disappearance under all circumstances as follows:

“No exceptional circumstances whatsoever, whether a state of war or a threat of war, internal political instability or any other public emergency, may be invoked as a justification for enforced disappearance.”

The Republic of Turkey, the current Turkish government is overseen by Recep Tayyip Erdogan, and all relevant actors involved in the process of terrorizing, abducting, and transporting people around the world to further their objectives continually violate widely recognized international laws, national sovereignty of countries subject to such operations, and local rules and regulations of relevant countries. In sum, the Erdogan Regime and its constituent parts, especially members of the intelligence community taking part in worldwide operations have committed crimes against humanity. Crimes against humanity have no statute of limitations.

Turkey’s extraterritorial incursions to kidnap dissidents and its similarly egregious actions in its own jurisdiction have been substantiated with many cases, and this report will attempt to shed light on as many cases as possible. Nonetheless, one needs to first examine the grounds the Turkish authorities base their actions on.

On April 17, 2014, the Turkish Parliament empowered the National Intelligence Organization (MİT) with the legal authority to conduct undercover missions outside Turkey’s borders with a critical change in Law number 2937. Another important change was introduced in 2017 with the decree-law number 694 that rendered the MİT subordinate directly to the presidency and the President was assigned as the chair of the National Intelligence Coordination Council (MİKK), which would become the main strategy-making body for MİT’s moves outside Turkey.11 MİT now became able to realize to-the-point operations without facing any impediments that could have arisen if parliament had not been bypassed by attaching the agency directly to the almighty presidential post.

As we will discuss in the proceeding parts, although the domestic reactions to the MİT’s covert operations inside and outside the country have been limited, they garnered huge repulsion from certain states and international organizations, as its actions were perceived as a form of deprivation of liberty.

An individual’s right to liberty can be compromised so long as it is in compliance with international law. Article 9 of the International Convention on Civil and Political Rights and Article 5 of the European Convention on Human Rights clearly defines the arbitrary deprivation of liberty as a lack of respect to grounds and procedures prescribed by law. Both articles provide in indisputable terms the conditions that any individual must be well informed, promptly or at the time of arrest, of the reasons for their arrest and of any charges against them in case of arresting. Furthermore, any individual must be brought before a judge or a similar judicial authority without delay.

However, in Turkey’s practice, people are abducted without even knowing what their crimes are or who exactly has captured them. They appear in court only after months of heavy tortures, if they are lucky to live long enough. Indeed, they can’t see even the faces of their abductors or torturers, much less their lawyers or families.

Turkey’s abduction operations abroad have in some cases been in cooperation with the hosting countries, while in others, the Turkish operational units simply utilized underhanded methods, drawing strong reactions from those countries. For example, the Mongolian Deputy Foreign Minister Battsetseg Batmunkh denounced the abduction attempt of the Turkish teacher Veysel Akçay on the grounds that “it is an unacceptable act of violation of Mongolia’s sovereignty and independence and Mongolia will strongly object it.” The Turkish Ambassador in Ulaanbaatar would, without a moment to spare, reject any kind of knowledge or involvement in the operation.

Another harsh backlash came from Kosovo after Turkey kidnapped five teachers and a medical doctor who had affiliations with the Gülen movement. Kosovar Prime Minister Ramush Haradinaj fired his interior minister and spy chief for their alleged complicity. Kosovo’s Foreign Affairs Ministry issued a stern statement in which it said, “the arrest and deportation of the Turkish citizens with a regular residence permit … is … in direct contradiction to international norms.”13 Erdoğan lambasted Kosovo’s PM, who had said the followers of the Gülen movement “were not deported but were stolen,” as if he was talking to one of his underlings or to any Turk who dared to question him, saying Haradinaj would “pay” for what he did. Enver Robelli, a prominent Kosovar journalist, told Al-Monitor about Erdoğan’s unbridled disparagement of the Kosovar PM: “People are irritated that Erdogan attacks the prime minister. Most [local] media [report that] Erdogan behaves as if he were the king of Kosovo.”

Nate Schenkkan from the Washington Post wrote, “The idea that Turkish intelligence would brazenly abduct its citizens from a country with which it has putatively good relations is a shocking offense against both international human rights standards and bilateral norms.”14 Schenkkan elaborated on Turkey’s flagrant “transnational repression.”15 He asserted that Turkey has pursued an aggressive policy to silence its perceived enemies in at least 46 countries.

Additionally, he recounted the allegations that it was abusing the Interpol as a political tool to target its opponents. “Ankara has revoked thousands of passports and achieved the arrest, deportation, or rendition of hundreds of Turkish citizens from at least 16 countries, including many who were under UN protection as asylum seekers. It has successfully pressured at least 20 countries to close or transfer to new owners dozens, perhaps hundreds, of Gülen movement schools,” he wrote.

The regime’s blatant moves against the followers of the Gülen movement have also been registered in detail by the Human Rights Watch (HRW) in its annual country reports since 2017. The report wrote under the Torture and Ill-Treatment in Custody section in 2017: “Cases of torture and ill-treatment in police custody were widely reported through 2017, especially by individuals detained under the anti-terror law, marking a reverse in long-standing progress, despite the government’s stated zero tolerance for torture policy. There were widespread reports of police beating detainees, subjecting them to prolonged stress positions and threats of rape, threats to lawyers, and interference with medical examinations.”17 The report mentioned the abductions by “unidentified perpetrators believed to be state agents” in at least six cases. The report for 2018 marked the continuation of allegations of torture, ill-treatment, and cruel and inhuman or degrading treatment in police custody and prison and the lack of any meaningful investigation into them as a source of deep concern. Furthermore, it would also lambaste the lack of any effective investigations into these serious assertions by the judiciary.

The same report for the next year recorded only exacerbation in these sources of concern without any sign of progress.19 Different from the previous reports, it would point to a pervasive culture of impunity for members of the security forces and public officials implicated. The report would also criticize in harsh terms Turkey’s barring of the publication of reports on the findings of the European Committee for the Prevention of Torture (CPT) in their two visits to detention places in Turkey. “Turkish authorities continued to seek the extradition of alleged Gülen supporters, many of them teachers, from countries around the world. Countries that complied with Turkey’s requests bypassed legal procedures and judicial review. Those illegally extradited in this way were detained and prosecuted on return to Turkey,” the report asserted.

Confessing Abductions

Despite undeniable evidence that the enforced disappearances were carried out openly or covertly by several state institutions, mainly by the intelligence and the security units, different government representatives and bodies have vehemently rejected accusations in their official statements. Despite that, their deliberate or on-impulse confessions are available even in the sources that are publicly accessible. Although it is universally accepted as a heinous transgression of the basic human rights and is widely shunned, Turkish authorities have interestingly defended abductions of dissidents in Turkey or abroad, not in blurted-out blunders but in deliberately stated confirmations. In the following paragraphs, some examples of such remarks will be highlighted.

Before proceeding with its abductions, Turkey first tried to capture the dissidents through formal mechanisms and within internationally approved norms, such as requesting the extradition of Gülen movement members. But as its demands were turned down in some countries, especially in the democratic world where the supremacy of law is respected, the Turkish government started to use extrajudicial ways like abductions to bring these people back.

Thinly-Veiled Threats by the Politicians

Turkish president Erdoğan has encouraged his loyalists time and again to make life unbearable for Hizmet followers and ordered law enforcement units and intelligence officers to kidnap his critics and punish them, even hinting vaguely of their murders. For instance, in one of his speeches, he said: “Some countries eliminate terrorists whom they consider as a threat to their national security, wherever they are. This means they accept that Turkey has the same right.” He then hinted about his target: “This includes the terrorists they shake hands with and praise. I hope we will have good news for the nation on this matter soon.”

In one of his early statements in September 2016, he would say that “no country or region around the world will ever be a safe haven for FETÖ and its militants.” The Turkish autocrat described the members of the Gülen movement as cancer cells that must be exterminated, leaving no remnants. “Those who fled abroad before or in the murky atmosphere of the coup d’état should never feel safe. … The children of this country should return and tell whatever they know to the relevant authorities. If they don’t, they’ll pay for it. At any rate, we won’t support them as our citizens. … We will take due action wherever they are captured,” he said.

Similar comments would spill from Erdoğan’s mouth during a joint press conference with Kosovar President Hashim Thaçi in Ankara on December 29, 201624: “Our crackdown on them both at home and abroad is underway and will continue to be the case in the future. Wherever they flee, we will be hot on the heels of the leaders and militants of terrorist organizations.”

Former Deputy Prime Minister Bekir Bozdağ nonchalantly admitted that Ankara’s spy agency “bundled up and brought back” 80 suspects against their will, as part of their global response to so-called threats to Turkey’s security from the Hizmet movement. He also called the capture of Turkish dissident s from Kosovo, which had caused a serious commotion in that country, as “a great success.”

Commenting on the Kosovo abductions on the state-run TRT radio, Erdoğan’s lawyer Hüseyin Aydın also said similar abductions by the Turkish intelligence would continue. The Kosovo operation was not marking any “paradigm shift” for the MİT, and it wasn’t the first of its kind, said Aydın. “Fugitive Gülenists will walk looking behind their backs all the time. The National Intelligence Organization will continue its operations everywhere. After the government’s success at home, there was a need to carry out operations targeting the movement’s overseas network,” he threatened.

Following suit, the other members of the Turkish government, as well as loyal followers of the president, have expressed similar thoughts. There have been repeated calls for kidnapping, killing and torturing of Gülen followers from these circles; nevertheless, even though these are heinous hate crimes, prosecutors simply turn a deaf ear to any such threats if they are leveled against Hizmet members. This is a public craze, an unfathomable intemperance that is hardly tolerated even under actual war conditions. Even warring sides try to avoid atrocities against civilians, especially children, the elderly and women. However, different units of the state and the civilians, chiefly Erdoğan himself and his zealot loyalists, have repeatedly called for abduction and torture, even murder, of any Hizmet member in Turkey or abroad — even if they are elderly or women — and the plunder of their properties.

Erdoğan’s son-in-law even publicly encouraged the AKP zealots to kill Gülen movement followers, saying he would butcher them wherever he sees them without even batting an eyelid.27 While talking to a group of students that were granted scholarships to study abroad, Berat Albayrak said, “This gang of traitors is now pouring their poison and treason in cooperation with a disgusting ‘diaspora network’ all around the world to smear and betray this nation and this religion abroad. … If I were you, I would not have been able to restrain myself, I would have butchered them wherever I saw them. … These fugitives, stateless traitors, live very normal lives,” he added.

Erdoğan’s spokesperson İbrahim Kalın, as he was answering questions from the press on September 21, 2018, said, “Now, look, it may be the US or some other places, other countries in which the FETÖ nested, or some other regions, the operations by our relevant units and institutions in these places will continue uninterrupted. Therefore, they will continue feeling the breath of the state of the Turkish Republic on their necks. No one must ever doubt about this. Of course, I am not able to give you any details as to which countries, here or there, but anything may happen at any place. Let me express that our president has a clear order on this matter and that our units have been conducting professional efforts at the fullest possible extent. There may be operations in other regions, too, similar to the one in Kosovo. The Turkish Republic will not allow FETÖ to inhale a peaceful breath, everyone must know this.”28 The Kosovo operation he was referring to had stirred a huge backlash in the Balkan country as its Prime Minister stepped up to sack the internal minister and the head of the security forces for their negligence, which tainted the country’s sovereignty and made Kosovo seem like an unchecked and unprotected field where the agents of other countries could freely do whatever they want.

Turkey’s Foreign Minister Mevlüt Çavuşoğlu said on April 4, 2017, “We do not stop chasing after them [Gülen movement participants] at home and abroad. We are breathing down their necks. We won’t give these traitors and dishonorable people room to breathe.”29 He would repeat the same threats over and over again by using the exact same words in a venomous tone as he spoke in Antalya in February 2019: “We are breathing down their necks. We will grab their necks and bring them back to Turkey. We will make the whole world a dungeon for them. We are hot on their heels all across the world. We are closing their associations, schools. We are closing down them all, or we are making them closed down. Lastly, Pakistan Constitutional Court declared them a terror organization.”

In some other incidents, the Turkish authorities revealed their plans to resort to underhanded operations against the members of the Gülen movement. Interior Minister Süleyman Soylu, for example, asserted on March 2017 that the Turkish state units have plans to whisk away the opposition figures, who had escaped the AKP persecution and sought refuge in Germany as political asylees. “One day, these FETÖ terrorists may be shocked to see where they are located, you know. I’m telling you from here, it is not that easy.”31 In one of the most famous such incidents that also kicked up a row in the US, the US President Donald Trump’s national security adviser Mike Flynn allegedly discussed with representatives from the Turkish government a $15-million offer in exchange for delivering Fethullah Gülen to Turkey.32 This single case alone depicts the exorbitant plots the Turkish government has schemed and ventured even in the US, much less the countries with less established democratic institutions. Within its own borders and abroad, the Turkish government will continue to round up and bring in the dissidents to fill its currently-under-construction 228 new prisons.

Threats From Loyalists

Pro-government figures not only from politics but also from the media, also encouraged abduction, torture, and killing of government dissidents in Turkey and abroad. Erdoğan’s former speechwriter Aydın Ünal, for instance, penned threats bluntly against the Hizmet members in his column in a pro-government media outlet. The following quote is taken verbatim from his column in Erdoğan’s Yeni Şafak newspaper: “Certain Fetullahists continuing to live does not serve the interests of neither Gülen nor U.S. intelligence. They should prepare for the extrajudicial organization executions approaching, rather than conduct an operation through the judicial theater.”34 When he wrote these lines, he was also an MP of Erdoğan’s party. He claimed that the Hizmet would do something like this to journalists in exile since their lives would no longer “serve the interests of the movement.” These lines, however, were nothing but providing an early excuse for the MİT’s covert operations to assassinate these dissidents.

Another pro-government journalist, Cem Küçük, made an even direr statement. During a live television program, he insisted Turkish intelligence agencies kill family members of people who were arrested over their (alleged) affiliations with the Gülen movement. He was very critical even about the prosecutors, who had notoriously been very tough on the followers of the Gülen movement, accusing these prosecutors of being excessively lenient. He suggested that instead of asking questions and taking answers in conventional ways, the detained people must be subjected to a variety of tortures during their enforced stays in prisons. One of his suggestions to effectively convince Hizmet members to confess their attributed crimes was to “to hang them out of the window by their legs.”

Unfortunately, the Turkish state is already executing much worse cruelty against the alleged members of the movement. There are innumerable grueling accounts of how Hizmet members are treated in prisons.

The threats that come from Erdoğan’s zealot followers must also be noted. There have been countless physical assaults against members of the Hizmet movement inside Turkey, but there are concrete signs that the acts of intimidation and cannonade are being deliberately organized in other countries as well. For example, some German press outlets reported that AKP MP Metin Külünk was ostensibly providing funds for the Turkish “Ottoman Germania” gangs. There are surveillance camera records showing this politician in contact with the gang members while allegedly giving them money. A ZDF news reported evidence that Ottoman Germania was indeed assigned to carry out attacks on the Turkish dissidents living in the country. A former member of the European Parliament Ozan Ceyhun wrote on social media, “Gülenists in Germany will have many sleepless nights. We owe that to our martyrs.” Likewise, Dursun Baş, the chairman of the German branch of the Union of European Turkish Democrats (UETD), addressed two members of Stiftung Dialog und Bildung via Twitter, saying, “How do you dare to go out on the streets? For you, there will be no easy death.”

Sedat Peker, a mafia leader who was released from prison by Erdoğan in 2014, openly threatened dissidents with death but was acquitted by the court without even a slight warning, much less due to punishment. Peker, who was embraced by Erdoğan on many occasions and has very close relations with the youth of Erdoğan’s party, said, “We will force into the jails after hanging all of whomever we catch on the trees, flag poles. We will hang them in the jails as well. We will hang them on the poles from their necks,” and the court accepted these words as nothing more than normal expression of one’s opinions. People quit attending mosques for regular prayers due to the fear of getting assaulted by partisans, and their buildings were stoned or burnt by arson even in major European countries. Turkish businessman Ali Ekrem Kaynak was killed in Amsterdam sometime after he was verbally and physically assaulted by Erdoğan loyalists over his proximity to the Hizmet movement. There have been similar incidents in the US as well.


Widget not in any sidebars

Donate Now

 

Read more

SRW TÜRKİYE’DE 2016-2020 YILLARI ARASI AKADEMİK BAŞARI DEĞİŞİM RAPORU

Bu çalışma, 2016 darbe teşebbüsü ile başlayan olağanüstü hâl yönetimi ve KHK’ların Türkiye’deki üniversitelerin başarı değişimini analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da meydana gelen sözde darbe teşebbüsünden sonra çıkan 11 KHK ile toplamda 6,070 akademisyenin 122 devlet kurumundaki işlerine son verildi [1]. Ayrıca 15 vakıf üniversitesinin de tamamen kapatılması ile 2,808 akademisyen daha bu sayıya eklendi [2] ve resmi rakamlara göre; toplamda 8,878 akademisyenin görevlerine son verildi. Türkiye’deki akademisyen sayısı 15 Temmuz öncesi 64,488 olarak görülmektedir ve eğitim sisteminde bir akademisyenin yetişmesi için lisans ve lisansüstü çalışmalar göz önüne alındığında ortalama 12 yıl gibi bir zaman ve emek harcanması gerekmektedir. OECD raporlarına göre ise bir insanın ilköğretimden başlayarak akademisyen olana kadarki harcama miktarı ise ortalama olarak 124,448 Amerikan doları seviyesindedir [3].

Universite Atilan Toplam Akademisyen Sayisi Toplam Akademisyen Sayisi Atilan Oran(%)
Abant Izzet Baysal 78 1333 5.9
Adiyaman 67 862 7.8
Adnan Menderes 54 1726 3.1
Afyon Kocatepe 93 1360 6.8
Akdeniz 115 2492 4.6
Anadolu 68 2188 3.1
Ankara 133 3732 3.6
Atatürk 152 2703 5.6
Balikesir 67 1032 6.5
Bülent Ecevit 71 1287 5.5
Çanakkale 18 Mart 205 1653 12.4
Celal Bayar 140 1651 8.5
Cumhuriyet 56 1858 3
Dicle 172 1935 8.9
Dokuz Eylül 46 3381 1.4
Dumlupınar 168 1239 13.6
Ege 45 3175 1.4
Erciyes 145 2398 6
Erzincan 54 916 5.9
Eskişehir Osmangazi 46 1542 3
Fırat 47 1741 2.7
Gazi 233 3982 5.9
Gaziantep 128 1644 7.8
Gaziosmanpaşa 59 1286 4.6
Gebze Teknik 19 154 12.3
Hacettepe 74 3720 2
Harran 68 1012 6.7
İnönü 58 1672 3.5
İstanbul 192 5445 3.5
İstanbul Teknik 32 2211 1.4
Kafkas 30 890 3.4
Kahramanmaraş Sütçü İmam 126 1305 9.7
Karabük 50 995 5
Karadeniz Teknik 44 2528 1.7
Kırıkkkale 74 1226 6
Kocaeli 57 2098 2.7
Marmara 102 3201 3.2
Mersin 33 1630 2
Muğla Sıtkı Koçman 38 1523 2.5
Mustafa Kemal 105 1060 9.9
Niüde Ömer Halisdemir 36 891 4
Ondokuz Mayıs 123 2347 5.2
Pamukkale 181 1995 9.1
Sakarya 97 2010 4.8
Selçuk 126 2732 4.6
Süleyman Demirel 271 2303 11.8
Trakya 29 1701 1.7
Uludağ 38 2474 1.5
Yıldız Teknik 114 1754 6.5
Yüzüncü Yıl 73 1705 4.3

Son olarak, sıralamadaki değişimin ihraç oranına bölünmesi ile oluşturulan kişisel başarı endeksi (atılanların akademik başarıya katkı endeksi) hesaplanmıştır. Buradaki amaç, ihraç edilen insanların üniversitelerin başarısına olan etkisini hesaplamaktır. Listenin en başında olan ve de en çok dikkat çeken Ege Üniversitesi’dir. Ege Üniversite’sinde toplam ihraç edilen akademisyen sayısı 45 ve oranı %1.4 olmasına rağmen, bu üniversitenin dünya çapındaki sıralaması 674’ten 913’e gerilemiştir ki, bu da akademik başarının %35 oranında düştüğünü göstermektedir. Ege Üniversitesi’nin söz konusu endeksi 25.33 olarak hesaplanmıştır. Benzer şekilde listenin üçüncü sırasında, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde toplam ihraç edilen akademisyen sayısı 32 ve oran %1.4 olmasına rağmen bu üniversitenin dünya çapındaki sıralaması ise %19 civarında düşüş göstermiş, endeksi 13.76 olmuştur. Bu endeksin en yüksek olduğu üniversiteler Şekil 4’te verilmiştir.

Daha fazla bilgiye sayfanın üstünde yer alan PDF Link’ine tıklayarak ulaşabilirsiniz….

References

  1. Kural, B., Adal, H. (2018, July). Haber Listesi : Akademide İhraçlar 6 Bin 81’e Yükseldi.
    Retrieved from: http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/198990-akademide-ihraclar-6-bin-81-e-yukseldi
  2. Kural, B., (2016, August). Haber Listesi : Sayılarla Kapatılan Üniversiteler.
    Retrieved from: https://m.bianet.org/bianet/egitim/177442-sayilarla-kapatilan-universiteler
  3. University Ranking by Academic Performance.(n.d.)
    Retrieved from: http://tr.urapcenter.org/2019/index.php
  4. Country Note, (2014). Turkey–Education at a Glance 2014: OECD Indicators.
    Retrieved from: https://www.oecd.org/education/Turkey-EAG2014-Country-Note.pdf
  5. Yuksek Ogretim Bilgi Yonetim Sistemi, (n.d.).
    Retrieved from: https://istatistik.yok.gov.tr/
  6. http://www.webometrics.info/en

 


Widget not in any sidebars

Donate Now

 

Read more

GRAVE DECLINE IN ACADEMIC ACHIEVEMENT BETWEEN 2016-2020 IN TURKEY

This study aims to analyze the impacts of the state of emergency declared after the 2016 coup attempt in Turkey on the academic achievements of the universities.

After the coup attempt on July 15th of 2016 in Turkey, a total of 6,070 academics have been dismissed from 122 state institutions following 11 issued emergency decrees (KHK)[1]. 2,808 academics have been added to this list with the closure of 15 private universities [2]. In total,  8,878 academics have been dismissed from their jobs, corresponding to nearly 15 percent of the number of academics in Turkey. The academics who voluntarily left the country are not included in this number.

Considering graduate and undergraduate studies, an average of 12 years should be spent on being an academic. According to the Organization for Economic Co-operation and Development (OECD), the average amount of expenditure of a person starting from primary education until becoming an academic is approximately 124.448 USD [3]. This means Turkey’s financial loss to be roughly around 1.1 billion USD.

In this study, the impacts on the worldwide success ranking of the universities after the cruelty that occurred in public universities in Turkey are examined. The top 50 universities of Turkey are also amongst the 122 universities from where the academics were dismissed. The total number of dismissed academics from the 50 universities is 4,632. Table 1 and Figure 1 detail the number of dismissed academics on a university basis. Dumlupınar University ranks highest on that list, with its 13.6% of academics having been dismissed by emergency decrees. On average, one in every 7 scientists was dismissed. Figure 2 shows that 20 universities have the highest rate in this regard.

Observing the rate of change in academic ranking on a university basis reveals that the success rankings of these institutions decreased by an average of 18%, despite 5% dismissal rate at the top 50 universities [4]. This is an important indicator showing the contribution of the dismissed academics to the scientific achievements in Turkey. Another issue to consider is that instead of dismissed academics, new academics were recruited between 2016 and 2019, thereby increasing the total number of academics by around 7% [5]. Despite the new recruitments, academic setbacks at such a high level are very thought-provoking. The universities which had significant changes in the academic ranking are identified in Figure 3. Celal Bayar University ranks highest on that list, attracting large attention. It ranked 2,207 in the world university rankings before July 2016; however, its ranking dropped to 4,755 in December of 2019, a dramatic change by 109%. Celal Bayar University is followed by Bülent Ecevit University with a 70% drop rate. Noticeably, 42 of the 50 universities experienced a decrease in the world rankings, whereas only  8 universities’ rankings remained the same.

In conclusion, the personal success index (contribution index of the dismissed to academic success), which is formed by dividing the change in the ranking by the rate of dismissing, was calculated. The aim was to calculate the impact of dismissed academics on the success of universities. At this point, the most notable one is Ege University which is ranked highest on that list. Although the total number of dismissed academics at Ege University was 45 and its rate is 1.4%, the global ranking of this university has decreased from 674 to 913, which indicates that academic success has decreased by 35%. The index of this university was calculated at 25.33. Similarly, in the third place of the list, although the total number of dismissed academics at Istanbul Technical University was 32 and the rate was 1.4%, the world ranking of this university decreased by 19% and its index was 13,76. The universities that have the highest index are stated in Figure 4.

University Number of
dismissed academics
Total number
of academics
Rate of dismissed
academics (%)
Abant Izzet Baysal 78 1333 5.9
Adiyaman 67 862 7.8
Adnan Menderes 54 1726 3.1
Afyon Kocatepe 93 1360 6.8
Akdeniz 115 2492 4.6
Anadolu 68 2188 3.1
Ankara 133 3732 3.6
Atatürk 152 2703 5.6
Balikesir 67 1032 6.5
Bülent Ecevit 71 1287 5.5
Çanakkale 18 Mart 205 1653 12.4
Celal Bayar 140 1651 8.5
Cumhuriyet 56 1858 3
Dicle 172 1935 8.9
Dokuz Eylül 46 3381 1.4
Dumlupınar 168 1239 13.6
Ege 45 3175 1.4
Erciyes 145 2398 6
Erzincan 54 916 5.9
Eskişehir Osmangazi 46 1542 3
Fırat 47 1741 2.7
Gazi 233 3982 5.9
Gaziantep 128 1644 7.8
Gaziosmanpaşa 59 1286 4.6
Gebze Teknik 19 154 12.3
Hacettepe 74 3720 2
Harran 68 1012 6.7
İnönü 58 1672 3.5
İstanbul 192 5445 3.5
İstanbul Teknik 32 2211 1.4
Kafkas 30 890 3.4
Kahramanmaraş Sütçü İmam 126 1305 9.7
Karabük 50 995 5
Karadeniz Teknik 44 2528 1.7
Kırıkkkale 74 1226 6
Kocaeli 57 2098 2.7
Marmara 102 3201 3.2
Mersin 33 1630 2
Muğla Sıtkı Koçman 38 1523 2.5
Mustafa Kemal 105 1060 9.9
Niüde Ömer Halisdemir 36 891 4
Ondokuz Mayıs 123 2347 5.2
Pamukkale 181 1995 9.1
Sakarya 97 2010 4.8
Selçuk 126 2732 4.6
Süleyman Demirel 271 2303 11.8
Trakya 29 1701 1.7
Uludağ 38 2474 1.5
Yıldız Teknik 114 1754 6.5
Yüzüncü Yıl 73 1705 4.3

 

You can read more from PDF Link….

 

References

  1. Kural, B., Adal, H. (2018, July). Haber Listesi : Akademide İhraçlar 6 Bin 81’e Yükseldi.
    Retrieved from: http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/198990-akademide-ihraclar-6-bin-81-e-yukseldi
  2. Kural, B., (2016, August). Haber Listesi : Sayılarla Kapatılan Üniversiteler.
    Retrieved from: https://m.bianet.org/bianet/egitim/177442-sayilarla-kapatilan-universiteler
  3. University Ranking by Academic Performance.(n.d.)
    Retrieved from: http://tr.urapcenter.org/2019/index.php
  4. Country Note, (2014). Turkey–Education at a Glance 2014: OECD Indicators.
    Retrieved from: https://www.oecd.org/education/Turkey-EAG2014-Country-Note.pdf
  5. Yuksek Ogretim Bilgi Yonetim Sistemi, (n.d.).
    Retrieved from: https://istatistik.yok.gov.tr/
  6. http://www.webometrics.info/en

 


Widget not in any sidebars

Donate Now

 

Read more

Torture in Turkey reported by journalist Cevheri Guven

Α documentary about the “Torture Farm’ in the capital city of Turkey, Ankara.

The video was prepared by Bold Media.

 


Widget not in any sidebars
Read more

Interpol shelves Turkish government’s arrest requests over baseless terrorism charges

The International Criminal Police Organization (Interpol) has put on hold almost 50 requests from the Turkish government to arrest people wanted by Ankara on baseless terrorism charges, the pro-government Sabah daily reported on Friday.

The requests by the Turkish government are political in nature, Interpol has ruled, according to the Erdoğanist daily.

Turkey is seeking the arrest and extradition of alleged “senior terrorist leaders” including Salih Muslim, the former co-leader of a Kurdish political group in Syria, and Adil Öksüz, a senior member of FETÖ, Sabah reported.

The paper also claimed that Interpol previously displayed its stance against the Turkish government by reportedly deleting a list of 72,000 alleged members of the Gülen movement. The list was uploaded by the Turkish police on August 2, 2016, right after a controversial coup attempt on July 15, 2016.

The Turkish government’s blatant abuse of Interpol to persecute, harass and intimidate critics and opponents is much worse than one can imagine, research by the Stockholm Center for Freedom (SCF) revealed on September 20, 2017.

The dubious and false charges filed by Turkey through Interpol to hunt down legitimate critics of Turkey’s autocratic President Recep Tayyip Erdoğan have in some cases succeeded in the extradition of people from abroad, subjecting returnees to torture and ill treatment in notorious Turkish prisons. In other cases, people were stranded in third countries while travelling and were forced to fight the forcible return as they remained in detention facilities.

The Turkish government also revoked the travel documents and passports of many Turks without informing them and filed missing and lost reports with Interpol on their behalf when in fact no such request was made by the passport holders. Erdoğan has also pursued his witch-hunt against foreign companies that traded with almost 1,000 Turkish companies which were unlawfully seized and nationalized by the government on fabricated terrorism charges. Interpol mechanisms were used to gather information on foreign partners on absurd charges of terrorism, which sparked diplomatic crises with other countries.

Source:
https://stockholmcf.org/interpol-shelves-turkish-governments-arrest-requests-over-baseless-terrorism-charges/

Read more