1-540-209-1934
help@silencedturkey.org

News

AST Statement in Turkish: To cancel passports to silence dissidents is against international law. Free to leave is a right and must be respected by Turkish Authorities and President Erdogan

PDF LINK

ÇIKIŞ YOK!

YARGI KARARI OLMAKSIZIN PASAPORT İPTALİ (İDARİ TAHDİT) YOLUYLA YURT DIŞINA ÇIKIŞIN ENGELLENMESİ OLAY İNCELEMESİ :

Prof. Dr. Haluk Asuman SAVAŞ OLAY: İki kez tekrarlamış kanser hastası olup yurt dışında kanser tedavisi olmak isteyen KHK’lı Prof. Dr. Haluk Asuman SAVAŞ’ın pasaport başvurusu, terör örgütü üyeliğinden yargılandığı mahkemenin beraat kararına ve yurt dışı yasağının kaldırılmış olmasına rağmen, OHAL KHK’sı ile kamudan ihraç olduğu ve pasaportu KHK ile iptal edildiği için reddedildi1 . Kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine, Adana Valiliği’nce 15.05.2019 tarihinde yapılan basın açıklamasında2 , “Söz konusu şahsın hukuki durumu, rahatsızlığı, alınan belgeler ve talebi; son 20 yılda zaruri hallerde istisnai bir durum olarak sadece birkaç kişi için kullanılan yetki kapsamında değerlendirilmek üzere İçişleri Bakanlığına 14.05.2019 tarih ve 14780 sayılı yazı gönderilmiş olup, Bakanlığımızın yapacağı değerlendirmeye göre işlem tesis edilecektir.”; 16.05.2019 tarihinde yapılan ek basın açıklamasında3 , “Yapılan değerlendirme sonucunda adı geçen şahıslara 5682 Sayılı Pasaport Kanunun 22. maddesi gereğince zaruri haller kapsamında pasaport düzenlenecektir.” ifadeleri ile pasaport red işlemi kabul edilerek, istisnai bir durum olarak ve kişiye özel çözüm üretileceği belirtilmiştir. OHAL KHK’sı ile pasaportları iptal edilen yüzbinlerce kişinin olduğu bilinmektedir. İçişleri Bakanlığı’nın 05.08.2018 tarihli duyrusuna4 göre, “…Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü, kendisi hakkında bir adli veya idari işlem olmadığı halde, eşleri hakkında yürütülen işlemlerden dolayı şerh konulduğu tespit edilen 155.350 kişinin pasaportlarındaki șerhler 25.07.2018 tarihinde kaldırmıştır.”. Yine, İçişleri Bakanlığı’nın 01.03.2019 tarihli duyurusunda5 , “Bakanlığımız tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; daha önce pasaportuna idari tahdit uygulanan 155 bin 350 kișinin pasaportu geçerli hale getirilirken, buna ilaveten 57 bin 191 kișinin de pasaportundaki idari tahdit kaldırıldı.

Böylece, Bakanlığımızca bugüne kadar toplam 212 bin 541 kișinin pasaportundaki “idari tahdit” kaldırılarak, pasaportları geçerli hale getirildi.” denmektedir. İHLALLERE İLİŞKİN TEMEL METİNLER : Hakkında adli bir karar olmaksızın bireylerin pasaportlarının iptal edilmesi ve iade edilmemesinin tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmalar, Anayasa ve evrensel hukuk ilkelerini ihlal ederek bireylerin temel hakların (yaşam hakkı, seyahat özgürlüğü vd.) kısıtlanmasına yol açtığı ve “işkence” tanımlaması kapsamına girdiği görülmektedir. T.C. Anayasası’nın 90. maddesi uyarınca uluslararası anlaşmalar üst normdur6 .  Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin7 3. maddesine göre: “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”. Beyanname’nin 5. maddesine göre: “Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.”. Beyanname’nin 13. maddesine göre: “Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır. Herkes, kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.”. Beyanname’nin 2. maddesine göre ise: “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.”.  Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin8 6. maddesine göre: “Her insan doğuştan yaşama hakkına sahiptir. Bu hak hukuk tarafından korunur. Hiç kimse yaşama hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.”. Sözleşme’nin 7. maddesine göre: “Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz.”. Sözleşme’nin 12. maddesine göre: “Bir Devletin¸ ülkesinde hukuka uygun olarak bulunan bir kimse, o ülke sınırları içinde seyahat etme özgürlüğüne ve yerleşeceği yeri seçme hakkına sahiptir. Herkes kendi ülkesi de dahil, bir ülkeden ayrılmakta serbesttir. Yukarıda belirtilen haklar, bu Sözleşmede tanınan diğer haklara uygun olarak ulusal güvenlik, kamu düzeni (ordre public), genel sağlık veya genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli sebepler ile hukuken öngörülmüş sınırlamalar dışında hiç bir sınırlamaya tabi tutulamaz. Hiç kimse, kendi ülkesine girme hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.”. Sözleşme’nin 26. maddesinde ise: “Herkes, hukuk önünde eşittir ve hiç bir ayrımcılığa tabi tutulmaksızın hukuk tarafından eşit olarak korunma hakkına sahiptir. Hukuk bu alanda her türlü ayrımcılığı yasaklar ve herkese ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir fikir ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya başka bir statü ile yapılan ayrımcılığa karşı etkili ve eşit koruma sağlar.”. denmektedir.  İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamale veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin9 1. maddesine göre: “ Sözleşme amaçlarına göre, “İşkence” terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.”.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin10 1. maddesine göre: “ Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.” Sözleşme’nin 2. maddesine göre: “Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.”. Sözleşme’nin 3. maddesine göre: “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”. 5. maddeye göre: “Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.”. Sözleşme’nin 14. maddesinde ise: “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” denmektedir. T.C. Anayasası’nın 17. maddesine göre: “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.”. Anayasanın 23. maddesine göre: “Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. (Değişik: 3/10/2001-4709/8 md.; 12/9/2010-5982/3 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”. Anayasanın 10. maddesine göre: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. … Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”. Anayasanın 13. maddesine göre: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”. Anayasanın 2017 yılında değişiklik yapılmış 15. maddesine göre de: “(Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. (Değişik: 7/5/2004-5170/2 md.) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”. Bu hak ihlallerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında karşılıklarına ilişkin değerlendirme bu çalışma kapsamı dışında tutulmuş olduğundan idari tahdit eyleminin oluşturduğu suçlar incelenmemiştir.

TESPİT VE ÖNERİLER: Yukarıda kısaca değinildiği üzere, idari tahdit usulü gerek ulusal gerekse uluslararası düzenlemeler karşısında açık hak ihlali oluşturmakta ve devlet olarak üstlenilen yükümlülüklerin de ihlaline sebebiyet vermektedir. Kabul edilen anlaşmalara bağlı uluslararası yükümlülüklere aykırı davranışın ise hem devlet, hem de hukuka aykırı eylemleri gerçekleştiren kişiler açısından sorumluluk doğuracağı kuşkusuzdur. AST, yukarıdaki tespitler ışığında hukuka aykırılığı açık olan idari tahdit uygulamasından kaynaklı hak ihlallerine derhal son verilerek mağduriyetlerin artmaması için Türk hükümetine çağrı yapmakta ve aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır: 1. Açıkça hukuka aykırı olan idari tahdit uygulaması sebebiyle bireylerin mağduriyetine sebep olan kamu görevlilerinin bu sorumluluklarının daha fazla artmaması için, Anayasa 90. maddesi karşısında “kanuna aykırı emir” olan ve uygulayıcılar açısından iç hukuktaki muhtelif hükümleri ihlal ederek suç teşkil eden idari tahdit uygulamasının icrasında yer alınmamalı, bireylerin haklarını kullanabilmeleri için gerekli işlemler gecikmeksizin yapılmalı ve durum derhal yazılı olarak amirlere bildirilmelidir. 2. Uluslararası anlaşmalar karşısında devlet olarak sorumluluğun daha fazla artmaması ve yaptırımlara maruz kalınmasının önlenmesi için,  Uluslararası anlaşmalara ve Anayasa hükümlerine aykırı olan idari tahdit uygulamasına derhal son verilmelidir.  Uluslararası anlaşma hükümleri kapsamında yer alan yükümlülükler çerçevesinde, gerekli yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra, kamu görevlilerince etkin şekilde uygulanmasının takibi yapılmalıdır.

1 Prof. Dr. Haluk Asuman SAVAŞ’a ait @drhaluksavas hesabından 13.05.2019 tarihinde atılan twitlerde belirtilmiştir.

2 http://www.adana.gov.tr/basin-aciklamasi1505

3 http://www.adana.gov.tr/prof-dr-haluk-asuman-savas-konulu-ek-basin-aciklamasi

4 https://www.icisleri.gov.tr/pasaport-serhlerinin-kaldirilmasina-iliskin-duyuru

5 https://www.icisleri.gov.tr/bakanligimizca-57-bin-191-kisinin-pasaportundaki-idari-tahdit-kaldirildi

6 https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2018.pdf

7 https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/203-208.pdf

8 https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/Medeni_Siyasi_Haklari_Ul_Soz.pdf

9 https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/37-51.pdf

10 www.silencedturkey.org – help@silencedturkey.org – 1-540-209-1934 – @silencedturkeyhttps://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/ IH_ve_Temel_Ozgurluklerin_Korunmasi.pdf

 

 

Read more

European Parliament Adopts Draft Report on Turkey focused on Human Rights Violations and Call on Suspending Accession Talks

The European Parliament has adopted the draft report on Turkey, that underpins corruption, human rights violations, shut-down of 160 media organizations, violation of rights defenders’ rights, concerns about setbacks in freedom of expression, unjustifiable detention of 150,000 and arrest of 78,000 people, dismissal of more than 4,000 judges and prosecutors and arrest of 570 lawyers. The report expresses concerns that Turkey’s Directorate of Religious Affairs has been used in Europe by the Turkish intelligence services to put pressure on the opposition, particularly on members of the Gulen movement, a religious group blamed by the government for orchestrating the coup attempt. The report also criticizes the actions of the Turkish government against Turkish nationals in third countries, including harassment and kidnappings. While repeating an assertion that human rights and the rule of law have deteriorated in the country, the latest EP report also mentions other problems.
The resolution calls the formal suspension of EU accession talks with Turkey and mentions that a peaceful solution must be found for the rights violations in Turkey. The European Parliament General Assembly will vote on the draft report in the sessions between March 11 and 14. The Parliament’s decisions are advisory and non-binding. The Turkish foreign Ministry on Thursday said the decision of the foreign affairs committee of the European Parliament (EP) advising formal suspension of accession negotiations between Turkey and the European Union was absolutely unacceptable.

Resources:
https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-02-21/turkey-faces-crucial-vote-on-eu-accessio n-before-local-ballot
http://m.bianet.org/english/politics/205700-european-parliament-adopts-draft-report-on-turkey
https://ahvalnews.com/eu-turkey/turkey-slams-eu-parliaments-call-suspending-accession-talks
https://www.reuters.com/article/us-turkey-eu-idUSKCN1QA0MJ
https://www.theweek.co.uk/99755/end-of-the-road-for-turkey-s-eu-dreams

 

Read more

Purge of Thousands of Health Care Professionals and Doctor Umut

The Ministry of Health has announced that more than 7,500 health care professionals including many physicians have been dismissed within the scope of a mass purge of government employees from their jobs. The purge has resulted in devastating consequences for dismissed physicians as they face hardship in finding a new position after being demonized by the government and their names plastered all over the media. Amnesty International called the mass dismissal of Turkish public sector workers a “professional annihilation” that has a catastrophic impact on their lives and livelihoods.

However, research carried out by the Stockholm
Center for Freedom (SCF) shows that over 21,000 health care professionals
including doctors, medical professors, nurses, technicians and hospital staff have
thus far been dismissed from public and private hospitals as well as medical schools and associations.

Doctor Umut’s story shed light on the devastating consequences of those political purges by Erdogan’s regime.

 

Read more

Turkish court dismisses the case of 70 year old male only after his death

Turkish court dismisses the case of 70 year old male only after his death

Ibrahim Akbaba dies of heart attack at the age of 70 a day after complications resulted from torturous 2 day trip for his trial. Despite Mr. Akbaba’s sever health condition due to his Open Heart surgery and diabetes, he was summoned to appear in court having to travel from Mardin to Edirne on a 2 day trip.

The MP Ebru Gunay of People’s Democratic Party of Turkey brought up in the Turkish Parliament the fact that Mr. Akbaba was not given any medical attention despite his sever health condition leaving him with unable to take his prescribed medications. According to Ibrahim Akbaba’s son Şehmuz Akbaba who is also imprisoned in another penitentiary, the court would not have dismissed the case if it wasn’t for his father’s sudden death. It appears Ibrahim Akbaba dismissed himself out of bureaucratic yet inhumane Turkish justice system with his death.

https://www.evrensel.net/haber/367729/hasta-tutuklu-ibrahim-akbabaya-yol-eziyeti

http://m.t24.com.tr/haber/meclis-gundemine-tasindi-ihd-cagri-yapti-mahkeme-oldukten-sonra-tahliye-karari-verdi,785622

Read more

Turkey May Face Sanctions After EU Court Decision Regarding Jailed Kurdish Politician.

European Court Slams Erdogan Administration For Imprisonment of Kurdish Politician

The European Court of Human Rights (ECtHR) called on Turkey to release Selahattin Demirtas, the former co-chairman of pro-Kurdish People’s Democracy Party (HDP), who has been imprisoned for two years and sharply criticized his ongoing imprisonment.

In an unusually blunt statement, the ECtHR portrayed Demirtas’s continuing imprisonment as politically motivated. While the court said Demirtas had been arrested on “reasonable suspicion,” the extensions of his detention lacks plausible justification.

In November 2016, Demirtas, along with other HDP Co-Chair Figen Yuksekdag, have been arrested on the charges of having links to outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK).

He faces dozens of years in prison if convicted. Prosecutors particularly charge him with instigating the violent anti-government protests in October 2014 when HDP supporters took into streets to protest the Erdogan government’s indifference to Islamic State (ISIS) onslaught on the Syrian border town of Kobani.

More than 40 people had been killed during Kobani protests across Turkey. Demirtas vehemently denies any role for the outbreak of violence. His imprisonment came when the Turkish government unleashed a massive crackdown on opponents in different quarters of the political spectrum, arresting tens of thousands of people, including HDP lawmakers and supporters.

Unlike its verdict and judgment on previous applications from Turkey regarding detention of journalists, the ECtHR invoked the 18th article of European Human Rights Convention in its recent decision, setting the stage for a potential diplomatic showdown.

The 18th article appears as binding for the countries against which the verdict was delivered. But President Recep Tayyip Erdogan outright dismissed ECtHR call for the release of Demirtas.

“[The extensions of detention] had pursued the predominant ulterior purpose of stifling pluralism and limiting freedom of political debate, which was at the very core of the concept of a democratic society,” the top human rights court said in its statement.

“The Court therefore held, unanimously, that the respondent state was to take all necessary measures to put an end to the applicant’s pre-trial detention,” the court added, pressing Turkey to act swiftly.

In its articulation of the reasoning, the ECtHR referred to the “tense political climate” in Turkey, an element that “created an environment capable of influencing certain decisions by the national courts.”

If Turkey refuses to comply with the recent verdict, it would have grave ramifications for Turkey’s relations with the Council of Europe. Ankara may face sanctions in the case of non-compliance and even lose its membership in the Council of Europe, as the 18th article requires for the failing respondent states.

Read more

Imprisonment of Academics Sparks Public Backlash

In a new round of crackdown, Istanbul police units have detained a number of academics linked with philanthropist Osman Kavala, who has been in prison for nearly a year, sparking criticism and condemnation from large segments of society, including leading business organization TUSIAD.

The new wave of arrests took place as part of Istanbul police’s efforts to dismantle Kavala-affiliated NGO Anadolu Kultur. Law Professor Turgut Tarhanli and Professor Betul Tanbay are among the detained.

“It is very sad to begin the day with the news of detention of many academics at a time when we were talking the return of scientists to the country. We owe the productivity of the lands in which we live to our culture that has become a shelter of science for centuries. We cannot progress by denying this!” Erol Bilecik, the head of the Turkish Industry and Business People’s Association (TUSIAD) wrote on Twitter, expressing his dismay.

Kavala, a secular and pro-Western activist, was imprisoned last year. Despite calls from the international community, the Turkish authorities did not allow his release.

Read more

Kurdish Politician Says Erdogan Behind Latest Crackdown

Co-Chair of pro-Kurdish People’s Democracy Party (HDP) pointed to President Recep Tayyip Erdogan as someone who pulled the strings behind a massive crackdown that targeted more than a 100 politicians and journalists in the latest wave last week.

In simultaneous raids, the Turkish police raided offices and houses of tens of politicians linked with HDP and a group of journalists in the southeastern province of Diyarbakir and other cities. The clampdown has aroused international and national criticism.

Sezai Temelli accused Erdogan of giving the order for the latest move that inflicted a new blow to the party already bleeding in the face of incessant waves of the crackdown. Former co-chairs Selahattin Demirtas and Figen Yuksekdag were imprisoned in late 2016 and are still in jail over terrorism charges. Thousands of party members have been jailed over similar charges.

This week saw another phase. The Turkish government has already taken over the administrations of more than 100 Kurdish-run municipalities. The president has repeatedly shown no signs of backing down and signaled a further escalation of crackdown amid armed clashes between Kurdistan Workers’ Party (PKK) and the Turkish security forces.

A fragile truce between the PKK and the Turkish military collapsed in 2015 and renewed urban fighting gave Erdogan additional tools and excuse to crack down on the Kurdish political party which he portrays as the political wing of the armed militants.

The HDP rejects such blanket definitions and refuses association with PKK, which has been fighting the Turkish state since the early 1980s to carve out an autonomous zone for self-governance in southeastern Turkey.

A round of peace negotiations in 2015 came to an abrupt end when Erdogan’s ruling Justice and Development Party (AKP) lost its majority in Parliament in June 7 elections. When Demirtas cruised HDP to Parliament after an upsetting electoral victory that denied AKP the chance to form another single-party government. HDP’s unexpected triumph appeared to be a turning point after the president altered his policy course regarding the Kurdish conflict and adopted a security-first approach to resolving the decades-old issue.

The military solution, although tried during countless different governments over the past four decades, has ultimately proved to be elusive and untenable. The latest bout of violence reduced cities to rubble in many parts of southeastern Turkey, leading to the displacement of nearly half a million people. Both Human Rights Watch and the United Nations well documented the scale of devastation that swept the entire region, revealing the scope of its social and economic cost in fullest form.

Read more

Denied Early Medical Treatment, Turkish Man Dies After Released From Prison

Mehmet Ozbir, 41, died of cancer shortly after he was released in prison, adding to an already growing toll of deaths took place when authorities refused to released terminally ill prisoners in the aftermath of the 2016 coup.

The health condition of Ozbir, a businessman of modest scale from Alasehir district in the western province of Manisa, steadily worsened in recent months. He was imprisoned as part of a sweeping crackdown on people affiliated with Gulen Movement in the aftermath of the coup attempt.

The businessman was imprisoned in pretrial detention for 17 months before his release. The denial of proper medical treatment and the refusal by authorities to release him on time only exacerbated his situation.

One of his arms was amputated because the medical treatment was provided so late. When his health state worsened, the prison officials agreed to his release to avoid any responsibility in the case of his death.

Despite efforts by doctors in recent weeks, Ozbir succumbed to worsening cancer in the hospital.

His death reveals an acute problem in Turkish prisons. There are tens of people who died because of denial of access to medical treatment in prison. Ozbir’s case is only the latest example in this regard.

Ozbir was imprisoned over an anonymous tip and for his membership in ASIAD, a non-profit business organization affiliated with Gulen Movement in Alasehir.

Read more

Turkish Journalist in Germany Concerned Over Life Amid Threats From Erdogan

As the whole world still struggles to make sense of the shroud of fog over the mysterious case of a Saudi journalist whose sudden disappearance in Istanbul shuddered the international community, a Turkish journalist living in self-imposed exile in Germany has expressed fears over his own wellbeing and his family’s safety in Turkey.

Can Dundar, former editor-in-chief of the opposition Cumhuriyet daily, revealed his deep-seated anxiety and dread over threats by the government of President Recep Tayyip Erdogan.

Speaking in an interview with Deutsche Welle, Dundar said Erdogan’s opponents are at risk everywhere in the world. His remarks came in the wake of Saudi journalist Jamal Khashoggi’s startling disappearance in Saudi Consulate in Istanbul. The incident is still riddled with mystery and enigma, with little answers available over a set of questions about the fate of the critical journalist.

Dundar has found himself again in the crosshairs of the Turkish president as he accused the journalist at a recent press conference in Berlin of being a foreign spy working for foreign governments. In the eyes of the Turkish government, he has already been painted as an enemy figure after the Cumhuriyet, under his editorial watch, published records of Turkey’s arms shipment to the warring sides in Syria in 2015.

President Erdogan vowed to not let him go without a punishment for leaking “classified state secrets.” After serving a brief time in jail, the journalist was released pending trial. He survived an assassination attempt outside Istanbul Caglayan Courthouse.

It was the last straw that paved the way for his departure from Turkey en route to Germany. But the Turkish authorities seized her wife’s passport and did not allow her to travel with Dundar.

In remarks to Deutsche Welle, Dundar dismissed Erdogan’s spy allegations as politically motivated.

When asked about Erdogan’s treason and spy remarks, Dundar called the Turkish strongman a liar.

“Because there are no journalists in jail on terrorist charges. They are all convicted or accused of leaking state secrets, writing against the government, being critical about the government’s policies, etc.. So they are just journalists, not terrorists,” he told Deutsche Welle. “But calling that kind of thing terrorism is a kind of traditional attitude of this government, unfortunately,” he added.

Dundar whose family is still in Turkey is extremely worried about their wellbeing. He thinks that the Erdogan government keeps her wife as a hostage in Turkey.

When Erdogan was invited to Germany for an official visit, the invitation divided political parties and generated a heated debate over how to handle with an increasingly unruly and authoritarian leader. Many parties in Bundestag expressed their opposition to Erdogan’s visit.

When asked about Germany’s response to Erdogan so far regarding the state of political affairs in Turkey, Dundar appeared satisfied with the messages and calls clearly conveyed by the German side to the Turkish leader during his visit to Berlin in late September.

In the beginning, Dundar thought that the German approach was meek and tepid against Erdogan’s crackdown on media and democracy in Turkey. But later, the Turkish journalist has begun to appreciate Germany’s dire challenge to tread a delicate balancing act between pushing Ankara for democratic reforms and the need to preserve the bilateral relationship as smoothly as possible.

On Thursday, writing for Foreign Policy, Steven Cook shared Dundar’s concerns in the face of threats from authoritarian leaders.

“Ours is an era of international thuggishness combined with a total absence of norms. That makes everyone a target,” he wrote, delving into the riddling case of Saudi journalist and recalling the authoritarian shift in the past decade around the world.

From Egpyt to China, from Turkey to Hungary and Venezuela, dissidents and critical journalists increasingly feel less safe. The unknown fate of Khashoggi remains as a dreadful warning and lesson for others to see. Dundar is one of them. Facing Erdogan’s incessant threats, he is right to be concerned and alarmed.

Read more